Ridaniye’den Mekke İttifakı’na

YAYINLAMA:
Ridaniye’den Mekke İttifakı’na

Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gelişmelerle beraber hem bölgesel hem de küresel güvenlik dengeleri yeniden şekillenmeye koyulmuştur. Böylesi şartlar altında Türkiye’nin tarihî bağlarının bulunduğu coğrafyalardaki gelişmeleri daha yakından takip etmesi ve bu anlamda da yine tarihte olduğu gibi stratejik sorumluluklar üstlenmesi tabii bir durumdur. Nitekim İslam dünyasının en kutsal iki şehri olan Mekke ve Medine’nin güvenliği, Suudi Arabistan’ın egemenliği altında bulunmakla birlikte bütün İslam âlemi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye’nin söz konusu coğrafyaya yönelik yaklaşımının anlaşılabilmesi için Osmanlı döneminden günümüze uzanan tarihsel sürecin ve değişen jeopolitik şartların birlikte ele alınması gerekmektedir.

Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında gerçekleştirdiği Mısır Seferi sonucunda Memlük Devleti’nin ortadan kalkmasıyla birlikte Mekke ve Medine Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Mekke Şerifi’nin Osmanlı idaresini tanımasıyla gerçekleşen bu gelişme, devletin İslam dünyasındaki konumunu güçlendirirken kutsal şehirlerin korunması konusunda da önemli sorumlulukları beraberinde getirmiştir. Osmanlı Devleti yaklaşık dört asır boyunca hac yollarının güvenliğinin sağlanması, kutsal mekânların korunması ve bölgenin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla önemli faaliyetlerde bulunmuştur.

Ancak Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere’nin Orta Doğu’daki faaliyetleri ve 1916 yılında başlayan Şerif Hüseyin İsyanı, Osmanlı’nın Hicaz üzerindeki hâkimiyetini kaybetmesine neden olan gelişmeler arasında yer almıştır. Medine Müdafaası ile hafızalara kazınan Fahreddin Paşa’nın uzun süre devam eden direnişinin ardından Osmanlı askerlerinin 1919 yılında bölgeden ayrılması, Türk tarihi açısından da önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

Her ne kadar Osmanlı Hicaz’dan fiziki olarak çekilmiş olsa bile devam eden süreçte Türkiye’nin Mekke ve Medine’ye yönelik tarihî, dinî ve vicdani bağları sona ermemiştir. Cumhuriyet döneminde de kutsal şehirlerin güvenliği, hac ibadetinin huzur içerisinde gerçekleştirilmesi ve İslam dünyasının karşı karşıya bulunduğu tehditler Türkiye açısından önemini koruduğu gibi hassasiyetle takip edilmiş, gerekli sorumluluklar da üstlenilmiştir. Dolayısıyla bugün Mekke ve Medine’nin güvenliğine ilişkin gelişmeler, geçmişten gelen bu hassasiyetlerin günümüz şartlarında aynı önemi korumasının zemini oluşturmaktadır.

Diğer yandan Orta Doğu’da artan askerî hareketlilik, devletler arasındaki güvenlik ilişkilerinin yeniden şekillenmesine yol açarken bölgesel güvenlik mimarisi açısından Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu Mekke İttifakı, Orta Doğu’nun tamamı ve Körfez bölgesinde istikrarın korunması ve muhtemel tehditlere karşı ortak hareket kabiliyetinin artırılması bakımından stratejik bir adım olmuştur. Kaldı ki Türkiye’nin son yıllarda savunma sanayisinde elde ettiği kazanımlar ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin farklı coğrafyalarda edindiği operasyonel tecrübe, bölgesel güvenlik meselelerinde üstlenebileceğimiz sorumlulukların kapsamını genişletmiştir. 

Türk askerinin Mekke ve Medine’nin güvenliğine katkı sağlaması, aynı zamanda Osmanlı döneminden günümüze uzanan tarihî bağların çağımızın güvenlik şartları içerisinde somut bir karşılık bulması anlamına gelecektir. 

Bu doğrultuda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulan Mekke İttifakı’nın önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Söz konusu ittifakın sağladığı askerî ve stratejik iş birliği imkânları, Türkiye’nin kutsal topraklara yönelik tarihî sorumluluğunu günümüzün güvenlik şartları içerisinde yerine getirebilmesi açısından önemli bir zemin oluşturmaktadır. Dolayısıyla Türk askerinin gerektiğinde Mekke ve Medine’nin güvenliğinde görev üstlenmesi, hem bölgesel caydırıcılığın güçlendirilmesi hem de asırlardır süregelen tarihî ve vicdani bağların korunması bakımından büyük ehemmiyet arz etmektedir.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...