İnsan unutur, sel hatırlatır!

YAYINLAMA:
İnsan unutur, sel hatırlatır!

Bir şehrin üzerine yağmur yağdığında sokaklar suyla doluyor, öğrenciler okullarında, çalışanlar yollarda mahsur kalıyor, evler ve iş yerleri sular altında kalıyorsa şehrin nasıl planlandığını ve hangi kararların alındığını da sorgulamak zorundayız.

Çünkü doğa, insanın unuttuğunu unutmaz; kapatılan dereyi, daraltılan yatağı, betonla örtülen su yolunu zamanı geldiğinde yeniden hatırlatır. Yüce Allah şöyle buyurur: “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıktı. Belki dönerler diye Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırıyor.” (Rûm Suresi, 41).Kur’an-ı Kerim’in bu uyarısı, insana doğaya karşı sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Yeryüzünün dengesini gözetmeden yapılan müdahaleler, gün gelir ağır sonuçlarla karşımıza çıkabilir. Asıl mesele, felaket yaşandıktan sonra sonuçlarına katlanmak değil, felaket gelmeden önce tedbir almaktır. Zira insanın görevi doğaya hükmetmek değil, onun dengesini gözeterek yaşamaktır.

Meteoroloji uyarıyorsa yönetim de harekete geçmelidir. Şiddetli yağışlar önceden tahmin edilebildiği hâlde gerekli tedbirler gecikmemelidir. Valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler ve ilgili kurumlar koordinasyon içinde hareket etmeli, riskli bölgelerde önlemler alınmalı, vatandaşlar zamanında bilgilendirilmelidir. Gerektiğinde okul ve çalışma düzeni yeniden değerlendirilmelidir. Çünkü öğrencilerin okulda, çalışanların yolda mahsur kalması ulaşım sorunundan öte insan hayatını koruma meselesidir.

Her meselede olduğu gibi bu meselede de hesap verebilirlik esas olmalıdır. Görevini aksatan, uyarıları dikkate almayan ve sorumluluğunu yerine getirmeyen birimlerin ihmalleri araştırılmalı; gerekli idari işlemler yapılmalı, görevini gereği gibi yerine getiremeyenler hakkında mevzuat çerçevesinde işlem tesis edilmelidir. Kamu yönetiminde başarı, yalnızca felaket sonrasında yaraları sarmakla değil, felaket yaşanmadan önce insan hayatını koruyacak tedbirleri almakla ölçülür. Çünkü önlenebilecek bir felaketin ardından sorumluluk aramak kadar, felaket yaşanmadan önce sorumluluğun gereğini yerine getirmek de devlet yönetiminin temel görevidir.

Şehirler büyüdü, peki doğaya ne kadar yer bıraktık?

Köyden kente göçle birlikte birçok şehir hızla büyüdü. Ancak bu büyüme her zaman yeterli altyapı ve doğru planlamayla desteklenemedi. Yeşil alanlar azaldı, toprak betonla kaplandı, doğal su yolları daraltıldı. Yağmur suyunun toprağa ulaşamadığı, altyapının yetersiz kaldığı şehirlerde her sağanak yeni bir sınava dönüştü.

Mesele insanları göç ettikleri için suçlamak değil, şehirleri bu büyümeye ne kadar hazırlandığını sorgulamaktır. Çünkü bir şehrin büyüklüğü beton binalarla değil, insanlarına sunduğu güvenli yaşamla ölçülür.

Mahallelerin adında hâlâ “dere” kelimesi geçiyor. Peki, o dereler nerede? Bazıları kapatıldı, bazılarının yatağı değiştirildi, bazıları yapılaşmanın altında kaldı. Oysa bir derenin görünmemesi, geçmişteki yatağının ve taşkın riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

İnsan haritadan bir dereyi silebilir ancak suyun fiziksel yasalarını değiştiremez. Aşırı yağışlarda su, mevcut kanalların kapasitesi yetersiz kaldığında veya doğal akış yolları kapatıldığında taşkınlara neden olabilir. Çünkü doğanın hafızası, insanın unuttuğu coğrafi gerçekleri ortaya çıkarmaya devam eder.

Dere ıslahı, yalnızca beton kanallar yapmak veya suyu bir noktadan uzaklaştırmak değildir. Havzanın bütünü, suyun doğal akış yönü, altyapının kapasitesi ve taşkın alanları birlikte değerlendirilmelidir. Dere kenarlarına yapılan kent parkları, yeşil alanlar ve yüksek katlı binalar da bu bütüncül planlama anlayışı içinde ele alınmalıdır. Güzel görünen yapılar ve yeşil alanlar, doğanın işleyişiyle uyumlu olmadığında güvenli bir şehir oluşturmak için yeterli değildir. Doğru planlanan parklar ve geçirgen yeşil alanlar yağmur suyunun tutulmasına ve doğal dengenin korunmasına katkı sağlayabilir. Ancak asıl önemli olan, yapılaşma kararlarının dere yatakları ve taşkın riskleri dikkate alınarak verilmesidir.

İmar kararları alınırken tarihsel dere güzergâhları, taşkın haritaları ve bilimsel veriler mutlaka dikkate alınmalıdır. Hiçbir ekonomik kazanç, insan hayatının önüne geçmemelidir.

Her felaketin ardından aynı görüntüleri izlemek, aynı soruları sormak zorunda değiliz. Bunun için bilimsel bilgiye dayanan bir yönetim anlayışına, sorumluluklarını yerine getiren kurumlara ve doğayla uyumlu şehir planlamasına ihtiyacımız var.

Yağmur rahmettir, berekettir, bolluktur fakat tedbirsizlik onu felakete dönüştürebilir. Doğayla mücadele ederek değil, onun işleyişini anlayarak güvenli şehirler kurulabilir.

Hiç akıldan çıkarılmaması gereken bir doğa kanunu vardır: Selin önüne her zaman set çekilemez ama ihmallerin önüne set çekilebilir. Suyun yolu değiştirilebilir fakat doğanın kanunları değiştirilemez. İnsan unutur, doğa unutmaz; günü geldiğinde unuttuğumuz gerçekleri acı bir şekilde hatırlatır. Sanki şöyle der: “Ya önümden çekilirsin ya da ben önümde ne varsa çekip almasını bilirim!”

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...