İstiklal cephede, istikbal tarlada!
Değerli okurlar, sevgili çiftçi ve üretici dostlarım…
29 Ekim 1923… Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden dirilişinin, bağımsızlık iradesinin ve yükselişinin dönüm noktası!
O gün yalnızca bir yönetim şekli değişmedi. Yıllarca cephelerde mücadele eden, yokluklara direnen, esareti reddeden büyük Türk milleti, kendi kaderine sahip çıktığını bütün dünyaya ilan etti.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Millî Mücadele, Cumhuriyet’le taçlanırken siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla güçlendirilmesi hedeflendi.
Cumhuriyet, Atatürk ve tarım…
Biri millî egemenliğin, diğeri kurucu iradenin, üçüncüsü ise ekonomik bağımsızlığın ifadesi. Türkiye’nin kuruluş ve kalkınma mücadelesini anlamak için bu üç temel dayanağı birlikte değerlendirmek gerekir.
CEPHEDE KAZANILAN ZAFER, TARLADA BÜYÜDÜ!
1923 yılının Anadolu’sunu düşünün…Yıllarca süren savaşlardan çıkmış, insan gücünü kaybetmiş, üretim araçları tükenmiş, tarlaları işlenmeyi bekleyen yorgun bir memleket!
Cumhuriyet böyle bir ekonomik miras devraldı. Atatürk, askerî zaferin ekonomik kalkınmayla tamamlanması gerektiğini biliyordu. Bu nedenle Cumhuriyet ilan edilmeden önce toplanan 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde üretim, sanayi ve tarımsal kalkınma yeni Türkiye'nin geleceğini belirleyen temel başlıklar oldu.
Atatürk’ün 1937 yılında ifade ettiği “Millî ekonominin temeli ziraattır.” sözü, bu anlayışın en açık ifadesidir. Çünkü toprağını işleyemeyen, çiftçisini koruyamayan, milletinin sofrasını kendi üretimiyle güçlendiremeyen bir devletin ekonomik bağımsızlığı daima risk altındadır.
ATATÜRK’ÜN TARIM VİZYONU SÖZDE DEĞİL, TOPRAKTAYDI!
Atatürk yalnızca köylüyü öven sözler söylemedi. Bizzat çiftlikler kurdu, bilimi üretimle buluşturdu.1925 yılında kurulan Atatürk Orman Çiftliği, modern tarımın, hayvancılığın ve tarımsal sanayinin örnek uygulama merkezi oldu.1924’te Köy Kanunu çıkarıldı. Kooperatifçilik geliştirildi. 1933’te Yüksek Ziraat Enstitüsü kuruldu. Atatürk, 1936’da bir tarım kredi kooperatifinin kurucu ortağı oldu. 1937’de ise çiftliklerini milletine bağışladı.
Şeker pancarı fabrikayla, pamuk dokuma sanayisiyle buluştu. Alpullu ve Uşak şeker fabrikalarıyla başlayan hamle, Cumhuriyet’in üretim gücünü büyüttü.
Çiftçi üretecek, sanayi işleyecek, Türk milleti kazanacaktı! Bu anlayış, tarımı yalnızca geçim kaynağı olmaktan çıkarıp millî kalkınmanın temel unsurlarından biri hâline getirdi.
103 YIL SONRA TÜRK TARIMI NEREDE?
Gelelim 2026 yılına…
Bugün Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarıyla kıyaslanamayacak büyüklükte bir tarımsal üretim kapasitesine sahip. Modern makinelerimiz, araştırma enstitülerimiz, gelişmiş gıda sanayimiz ve dünya pazarlarında karşılığı bulunan ürünlerimiz var. Fındıkta, kayısıda, incirde, üzümde, zeytinde ve daha nice üründe güçlü bir üretim birikimine sahibiz. Ancak kendimize şu soruyu sormalıyız:
Üretim gücümüz büyürken çiftçimizin refahını aynı ölçüde artırabildik mi?
Mazot, gübre, tohum, enerji, işçilik ve finansman maliyetleri üreticimizin en önemli gündem maddeleri arasında. Üstelik üretim miktarının artması, çiftçinin mutlaka daha fazla kazandığı anlamına gelmiyor.
Bir ziraat mühendisi ve tarım yazarı olarak yıllardır söylüyorum: Çiftçinin ürettiği tonaj kadar, cebinde kalan kazanç da önemlidir!
Cumhuriyet’in ilk yıllarında temel hedef toprağı üretime kazandırmaktı. Bugün ise o toprağı işleyen çiftçiyi üretimde tutmak, emeğinin karşılığını almasını sağlamak zorundayız.
TARIM, MİLLÎ GÜVENLİK MESELESİDİR!
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhuriyetimizin 103. yılı münasebetiyle yaptığı açıklama, bağımsızlık mücadelemizin tarihî derinliğini ve Türk dünyasının ortak geleceğini bir kez daha gündeme taşımıştır.
Sayın Bahçeli’nin, Türk milletinin tarih boyunca bağımsızlığına vurulmak istenen zincirleri kırdığı yönündeki vurgusu, Cumhuriyet’in kuruluş ruhunu anlamak bakımından önemlidir. Bu tarihî perspektifi ekonomik bağımsızlık açısından da değerlendirmek gerekiyor. Çünkü siyasi bağımsızlığın gücü, ekonomik bağımsızlığın sağlamlığıyla tamamlanır. Millî üretim kapasitesini korumak, toprağını ve suyunu değerlendirmek, çiftçisini güçlendirmek Cumhuriyet'in kalkınma hedefleriyle doğrudan bağlantılıdır.
Cumhuriyet’in 103. yılında Türkiye’nin önündeki mesele yalnızca daha fazla üretmek değil, ürettiğine daha fazla değer kazandırmak ve bu değeri milletimizin refahına dönüştürmektir. Atatürk’ün ekonomik bağımsızlık hedefinden bugünün Türkiye Yüzyılı vizyonuna uzanan çizgide tarım, stratejik önemini korumaktadır.
Dünya artık yalnızca silahla, enerjiyle ve teknolojiyle rekabet etmiyor. Su kaynaklarıyla, tohumla, verimli topraklarla ve gıda üretim kapasitesiyle de mücadele ediyor.
Tarım siyasetin merkezindedir!
Toprak stratejik varlıktır. Su millî servettir. Tohum gelecektir. Çiftçi ise ekonomik bağımsızlığımızın temel dayanaklarından biridir.Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında üretim planlamasını güçlendirmek, gençlerimizi kırsalla buluşturmak, kooperatifleri geliştirmek, tarımsal bilgiyi sahaya taşımak ve üretici gelirini güvence altına almak temel hedeflerimiz olmalıdır.
Atatürk’ün tarım vizyonunu bugüne taşımak, geçmişte yapılanları tekrarlamak değil; bilim, teknoloji ve millî kaynaklarla yeni başarılar ortaya koymaktır. Güçlü çiftçi, güçlü tarım; güçlü tarım, güçlü Türkiye demektir!
CUMHURİYETİN EMANETİ TÜRK MİLLETİNİNDİR!
Değerli okurlar…
103 yıl önce cephede istiklal mücadelesi veren Türk milletinin evlatları, bugün aynı vatanın bereketli topraklarında üretim mücadelesi veriyor.
O gün cephede istiklal vardı, bugün tarlada istikbal var!
Devletimizin kurucusu, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, kurucu kahramanlarımızı ve aziz şehitlerimizi hürmet, minnet ve rahmetle anıyorum.
29 Ekim 1923 tarihi diriliş ve yükseliş eşiğidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “En büyük eserim” sözleriyle mana ve muhtevasını özetlediği Türkiye Cumhuriyeti zalime korku, mazluma güven vermiş, millî birlik ve beraberliğin güvencesi hâline gelmiştir.
Son söz: Millî Mücadele’nin taçlanmış ve gönüllere taht kurmuş hâli olan Cumhuriyet, Türk milletinin kendi kaderine bizzat yön ve istikamet vermesini sağlayarak egemenliğin sahibini tescillemiştir. Elbette Cumhuriyet’in taşıdığı anlam ve benimsediği ilkeler, halkın (cumhurun) duruşunda ve ruhunda bütünüyle zaten vardır, onun özünde yer alır ve ondan ayrı düşünülemez. Türkiye Cumhuriyeti bağış, lütuf veya hediye değildir. Her şeyden önce inancın, imanın ve yılmaz bir iradenin eseridir. Haklı ve haysiyetli bir mücadelenin karar ve kıvancıdır. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Türkiye Cumhuriyeti muhakkak payidar kalacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle büyük Türk milletinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı yürekten kutluyorum.
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın güçlü ve üreten Türkiye!