Edebiyat köprüleri kuran bir kalem: Tölen Abdik

YAYINLAMA:
Edebiyat köprüleri kuran bir kalem: Tölen Abdik

Boru hatlarıyla, ulaşım koridorlarıyla ve zirve bildirgeleriyle Türk Dünyasında işbirliği genişliyor. Ancak ortak bir hafıza, ortak bir vicdan ve birbirini okuyan nesiller olmadan bu mücadele eksik kalır. Tölen Abdik bize bu gerçeği bir kez daha hatırlatıyor. Abdik, Türkistan ile Anadolu arasındaki kültür köprüsünün ne kadar sağlam temellere oturabileceğinin de bir kanıtıdır.

Tölen Abdik, 4 Eylül 1942'de, İkinci Dünya Savaşı'nın en çetin günlerinde, bugünkü Kostanay'a bağlı Cangeldin ilçesinin Enbek köyünde dünyaya geldi. Kazak Türkçesinin saf hâlinin, millî değerlerin, örf ve ananelerin korunup yaşatıldığı bir köyde "kimliğini bilerek" büyüdü. Üç ailenin tek evladı olarak sevgiyle yetiştirilen bu çocuk, yıllar sonra Kazak edebiyatının en derin psikolojik anlatılarını kaleme alacak; eserleri Kazan'dan Bakü'ye, Ankara'dan Pekin'e uzanan bir okur coğrafyasına ulaşacaktı.

Okumak, Tölen'in en büyük tutkusuydu. Kazak Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi'ni 1965'te bitirdi. Savaş sonrasının yokluk yıllarında kulaklara yalnızca Sovyet ideolojisi fısıldanıyordu. O’nun üniversitede dünya klasikleriyle tanışması, içinden yürüttüğü "sessiz protestoların" ve yazarlığının başlangıcı oldu. Çocukluk hayali dombırayı da o yıllarda, Kurmangazi Devlet Orkestrası'nın derslerine katılarak ilerletti. Henüz öğrenciyken kaleme aldığı "Rayhan" adlı ilk hikâyesi 1964'te genç yazarların "Tañğı Şık" (Sabah Çiyi) kitabında basıldı.

Meslek hayatı Kazak basınının ve kültür kurumlarının neredeyse hepsinden geçti: Kazakistan Pioneri gazetesi, Jalın dergisi, Kazakfilm stüdyosunun başredaktörlüğü, Kazak Edebiyatı gazetesinin genel yayın yönetmenliği ve Yazarlar Birliği sekreterliği. Bağımsızlıktan sonra ise genç devletin hizmetine girdi: Cumhurbaşkanının kültür, edebiyat ve sanat danışmanlığını (1994-1996) ve Cumhurbaşkanlığı İdaresi'nde iç politika alanında üst düzey görevleri (1996-2008) üstlendi. Abdik hem bozkırın hikâyesini yazan hem de Kazakistan'ın kültür politikasının kuruluşunda emek veren isimlerden biridir.

"Kökjiyek" (1969), "Akıykat" (1974), "AytılmağanAkıykat" (1979), kolektifleştirme yıllarını anlatan "Öliara" romanı (1985), "Akşokıda Kıs Kattı" (1987) ve başyapıtı "ParasatMaydanı" (2002) külliyatının köşe taşlarıdır; 2014'te yazdığı "Ardager" (Gazi) oyunu bugün hâlâ Kazakistan sahnelerindedir. 2023'te ülkenin millî okuma kampanyası "Bir El - Bir Kitap" onun eserlerine ayrıldı. Kendisine yakıştırılan "insan ruhunun arkeoloğu" sıfatı artık adıyla birlikte anılıyor.

Abdik'in kaleminin gücü, bozkırın toplumsal gerçekliğini insan ruhunun en karanlık dehlizlerine bağlamasındadır. Gençlik yıllarında Jalın'da yayımlanan "Oñ Kol" (Sağ El), uykuya dalarken sağ eli boğazına uzanan gencin hikâyesiyle Kazak okurunu sarsmıştı. Başyapıtı "ParasatMaydanı" ise bir klinik odasında, iyi ile kötünün, iman ile inkârın aynı insanın içinde verdiği savaşı anlatır. "Erdem Cephesi" şeklinde Türkiye Türkçesine çevrilen bu eser için Kazak edebiyatının çınarı Abdi Cemil Nurpeyisov gece yarısı yazarı arayıp "Bu bir fenomen" demiştir. Eser Franz Kafka Altın Madalyası ve Kazakistan Devlet Ödülü ile taçlanmıştır. Nobel ödüllü Çinli yazar Mo Yan, Kazakistan Yazarlar Birliği'ne yazdığı mektupta bu kitabı okurken aklına Lu Xun'un, Dante'nin, Goethe'nin ve Calvino'nun geldiğini söylemiştir.

Kazak edebiyatı genel Türk kültür dünyasının önemli bir parçasıdır. Abdik'in kuşağını şöyle tarif edebiliriz; Rus ve Batı edebiyatını hazmetmiş, ama Fuzulî'denNesimî'ye uzanan kendi köklerini de iyi bilen bir sentez kuşağı. Abdik'in sanat anlayışı ise şu tek cümleye sığıyor: Edebiyat, halkların ve insanların vicdanını temizlemelidir. Abdik'in kendi sözleriyle edebiyat bir terbiyedir; insan, değerlerini önce ailesinden, sonra edebiyattan öğrenir.

Türk dünyasında birlik fikri, Gaspıralı İsmail'in "dilde, fikirde, işte birlik" şiarından bu yana kültürle de çok yol almıştır. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında, 2024'te Bakü'de uzlaşılan 34 harflik ortak alfabeden ulaşım koridorlarına kadar somut adımlar atılmaktadır. Ancak alfabe, ortak okunacak metinler yoksa boş bir kalıptan ibaret kalır. Abdik gibi kalemler işte bu boşluğu doldurmaktadır.

Abdik, Türk devletlerinin yakınlaşmasını "tarihî bir adalet" diye tanımlamıştır; bu sürecin en önemli ayağının kardeş halkların edebiyatlarını birbirlerinin dillerine çevirmek olduğunu söylemiştir. "Beni bugün de mutlu eden tek şey, Türk dünyası devletleri arasında sanat ve edebiyat alanlarında kurulan köprülerdir" demiştir. Sovyet döneminde Türkiye'den Nâzım Hikmet dışında kimseyi tanımadıklarını, Türk edebiyatıyla geç de olsa tanışmaktan mutluluk duyduğunu anlatmıştır. Abdik'in seçme eserleri Türkiye Türkçesiyle basıldı; ardından kitapları Tataristan ve Azerbaycan'da yayımlandı. O artık "Türk dünyasının ortak kalemlerinden" birisidir.

Abdik’in asıl katkısı ise hafızadadır. 1921-32 kıtlığını, “Alaş Orda” Milli Hareketi’nin yok edilişini, 1937 katliamını Sovyet edebiyatının hiç yazmadığını hatırlatmış ve "Sovyet düşüncesi bizim nesille yok olmalı" demiştir. "Homo Sovieticus" (Sovyet tipi insan) projesine itiraz eden hikâyelerinin bir kısmı Sovyet döneminde basılamamıştı. Tarihe bağımsızlık gözüyle bakan Abdik’in bu bilinci aslında Türkistan'dan Anadolu'ya ortak hafızanın ta kendisidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...