Fitneye karşı...

YAYINLAMA:
Fitneye karşı...

7-8 Temmuz tarihleri arasında Türkiye, NATO tarihinin en kritik toplantılarından birine ev sahipliği yaptı.

Başkentimiz, üye devletlerin başkanlarının, bakanların ve diplomatlarının yanı sıra çok sayıda davetli lideri ağırladı.

“NATO 3.0” olarak ifade edilen yeni dönemin ilk adımları ülkemizden atıldı. 

İttifakın inşa etmeyi hedeflediği yeni güvenlik mimarisinin temelleri Ankara’da şekillendi.

***

Zirve öncesi meseleyi Ankara merkezli değerlendirip Türkiye’nin önündeki fırsatları görenler, ülkemizin haklı tezlerini uluslararası alanda savunan stratejik iradesini bir kez daha ortaya koymasını bekledi.

NATO’yu güvenlik ihtiyaçlarının ve savunma zaruretlerinin doğurduğu bir ittifak olarak görenler, Türkiye için bu yapının ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezi olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin ittifak içindeki konumunu kendi milli çıkarları doğrultusunda değerlendirmesini yalnızca ülkemiz adına değil, bütün dünyanın huzuruna katkı sunacak kararların alınması amacıyla istedi.

Peki, bu düşüncelerin tam karşısında duranlar ne yaptı?

***

NATO Zirvesi’nin stratejik anlamını gölgelemek için farklı yollar denendi.

Kimi alınan güvenlik önlemlerini aşırı buldu, “İki günlük zirve için Ankaralıların hayatı neden askıya alınıyor” diye sordu.

Kimi NATO içindeki gerçek ağırlığımızın “meçhul” olduğunu ileri sürdü, Türkiye’nin alınacak kararlara somut bir katkı sunamayacağını savundu.

NATO Zirvesi’nin Türkiye’de düzenlenmesini diplomatik bir başarı olarak görmek bir yana, bunu egemenliğimize vurulmuş bir darbe gibi sunanlar bile çıktı.

İsrail basınının zirvenin Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü artıracağına ilişkin değerlendirmeler yaptığı günlerde, içimizdeki bazılarının bu buluşmayı iktidara “gövde gösterisi” fırsatı sunan bir organizasyon olarak nitelemesi de dikkat çekiciydi.

Böylece Türkiye’nin uluslararası konumunu, güvenlik ihtiyaçlarını ve diplomatik imkanlarını konuşmak yerine zirvenin anlamını tartışmalı hale getirmeye çalışıldı.

***

Cumhuriyetimizin ilanının 103. yıl dönümüne denk gelen Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi öncesinde de benzer bir tabloyla karşılaştık.

Ankara’nın ev sahipliğinde, “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” temasıyla düzenlenen zirvenin stratejik önemine dikkat çekenler, Türk dünyasının geleceğini ilgilendiren meseleler üzerine kafa yordu.

Eğitimden kültüre, ekonomiden bilim ve teknolojiye kadar uzanan alanlarda iş birliğinin nasıl geliştirilebileceğini, Türk devletleri arasındaki bağların nasıl daha sağlam ve kalıcı hale getirilebileceğini tartıştı.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın 2040 Vizyon Belgesi doğrultusunda somut, kalıcı ve sonuç odaklı projeler geliştirilmesinin önemini vurguladı.

Peki Türk devletlerinin birbirine daha fazla yaklaşmasından, ortak meselelerde daha güçlü bir irade ortaya koymasından rahatsız olanlar ne yaptı?

***

Türk devletleri arasındaki kardeşliğin ilelebet payidar kalacağı, Türk milletinin gönül bağlarının Türk’ün yaşadığı her coğrafyada varlığını koruduğu gerçeği göz ardı edildi.

Özellikle Türkiye ile Azerbaycan arasına fitne tohumları ekilmeye çalışıldı.

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin sıradan bir diplomatik ilişki olmadığı, ortak tarih, kültür, dil ve karşılıklı dayanışmayla şekillenmiş güçlü bir bağı temsil ettiği unutuldu.

İlham Aliyev’in Ankara’daki zirveye katılmayacağının açıklanmasıyla birlikte, fitne siyaseti yapanlar ellerine yeni bir malzeme geçtiğini sandı.

***

Ne var ki, Türk devletleri arasındaki köklü bağları günlük tartışmalarla zedelemek isteyenlerbu kez de başaramadı.

Bütün fitne girişimlerine rağmen Ankara’dan yükselen ses, Türk dünyasının birliğine dair kararlılığın ve ortak geleceğe yürüme iradesinin açık ilanı oldu.

Türk dünyasının istikametini fitne çıkaranların söylemlerinin değil, kardeşliğini koruyanların iradesinin belirleyeceği tüm dünyaya duyuruldu.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...