Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı’nda Türkiye'nin iç ve dış gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, bazı belediye başkanları hakkında ortaya atılan yolsuzluk, usulsüzlük ve kamu kaynaklarının kötüye kullanıldığına dair iddiaların toplumun ahlaki değerlerine zarar verdiğini belirterek, bu tür eylemlerin kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Son dönemlerde bazı belediyeler üzerinden yürütülen soruşturmalar neticesinde ortaya çıkan vahim iddialar, toplumu bir arada tutması gereken ahlaki değerlerin ne denli tahrip olduğunu gözler önüne sermiştir. Vatandaşlarımızın oylarıyla seçilen ve görevleri beldeye ve belde halkına hizmet etmek olan bazı belediye başkanlarının kamu kaynaklarını istismar, yolsuzluk, usulsüzlük ve yozlaşma halleri iki cihanda da kurtuluşu olmayan bir düşkünlük halidir. Bunlar hangi siyasi partiye ait olursa olsun, hem topluma hem de içinde bulunduğu camiaya zarar vermektedir. Türk siyasetini kirleten bu kişiler yaptıkları karşısında koruma görmemeli, siyaseti kirletmelerine müsaade edilmemeli, siyasetten temizlenmelidir.
MHP temiz siyaset, temiz toplum ilkesi doğrultusunda her zaman üzerine düşeni yapmıştır
Milliyetçi Hareket Partisi temiz siyaset, temiz toplum ilkesi doğrultusunda bu konuda her zaman üzerine düşeni yapmış, Partimizi töhmet altında bırakanların kim olursa olsun üzerine giderek gerekli arınmayı tavizsiz sağlamıştır.
“29 Mayıs 1453 tarihinde gerçekleşen fetih ile asırların hasreti dinmiş, çağların akışı değişmiştir”
MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin konuşmasının tamamı:
Değerli Milletvekilleri, Muhterem Dava Arkadaşlarım, Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Haftalık olağan Meclis Grup Toplantımızın başında hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi Allah’tan niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından; televizyon ekranları, radyo kanalları, sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, Ülkemizin her yöresinde, gönül ve kültür coğrafyalarımızda, hayat mücadelesi veren değerli kardeşlerimize esenlikler diliyorum. Son grup toplantımızdan sonra milletçe önemli ve anlamlı günlerden geçtik. Rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, kardeşlik bağlarının kuvvetlendiği mübarek Kurban Bayramı’na bir kez daha kavuşmanın huzuru ve şükrü içerisinde olduk. Bayramın birinci günü aynı zamanda her yılın 27 Mayıs’ında Ülkücü Şehitler Anıtı’nda gerçekleştirdiğimiz buluşmayla isimlerini Türk milliyetçiliğinin şeref levhasına kanlarıyla nakşeden ülkücü şehitlerimizi rahmetle ve minnetle andık. İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yıl dönümünü; tarihin derinliklerinden bugüne uzanan kutlu bir emanetin ve cümle cihanı Türklükle şereflendirip İslam’la müjdelemek üzerine kurulu ebedi ve ezeli bir ülkünün idrakiyle karşıladık. 29 Mayıs 1453 tarihinde gerçekleşen fetih ile asırların hasreti dinmiş, çağların akışı değişmiş, Türk milletinin imanla karılmış harcı, bütün cihana ilan edilmiştir. Bu vesile ile bir kez daha milletçe nice bayramlara sağlık, mutluluk, barış ve huzur içinde erişmeyi Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Aziz ecdadımızı, muhterem şehit ve gazilerimizi Yusuf yüzlü ülkü erlerini rahmet ve hürmetle yad ediyorum.
“terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildi”
Aynı zaman diliminde ülkemiz siyasi tansiyonun yüksek seyrettiği bir süreçten de geçilmektedir. Manevi iklimiyle barış, huzur ve kardeşlik zemini olan bayram; cumhuriyet halk partisi açısından kucaklaşmak yerine kutuplaşmanın derinleştiği bir zamana dönüşmüştür. Yaşanan gelişmeler CHP kurumsallığına yakışmayan bir seviyeden siyasi kültürümüze ve demokrasimize zarar verici bir noktaya doğru ilerlemektedir. Türkiye’nin terörle mücadele ve toplumsal bütünleşme hedefleri, güvenlik politikaları yanında siyasi istikrara ve toplumsal uzlaşmaya da bağlıdır. Ülkemizi yakından etkileyen bölgesel gelişmelerin ve terörsüz Türkiye sürecine ilişkin önemli aşamaların kaydedildiği bir dönemde beklentimiz, hukuki ve siyasi mücadele yerine fiziki mücadele gibi toplumsal huzuru bozacak, provokasyonları artıracak tehlikeli söylem ve eylemlerden kaçınılmasıdır. Politik amaçlar uğruna millî hafıza mekânları ve millî kahramanlar üzerinden toplumu ayrıştırıcı dil ve üslup geliştirilmemesidir. Mesele hukuk zemininden, demokrasi platformundan, siyasi rekabet ve nezahetten uzaklaşmamalıdır. Türkiye’yi karıştırmaya kimse cüret etmemelidir. Olaylar sokağa taşıp, fiziki mücadele çağrılarıyla bir eyleme, güvenlik güçlerine saldırıya, kamu düzenini bozmaya yönelmemelidir. Mahkeme kararına yönelik itiraz merci olan Yargıtay konunun hassasiyetine binaen vaki itiraza yönelik kararını bir an önce vermelidir. Türk siyaseti ve demokrasisinin hırpalanmasına izin verilmemelidir. En başında CHP üzerinden oyun oynamanın tehlikelerinden bahşetmiştim. Geldiğimiz noktada bölünmüş bir CHP algısı oluşturulmaya, hatta meşrulaştırılmaya çalışıldığına şahit olunmaktadır. Unutulmamalı ki yaşanan bölgesel gelişmeler ve terörsüz Türkiye sürecinde, ortak akıl ve güçlü siyasal kurumlara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulacaktır.

"Dünyanın felahı ve nizamı adalettir, Dünya bir bahçe ise duvarı devlettir”
Çok defa dile getirdiğimiz gibi küresel sistem, hukukun, normların ve teamüllerin aşındığı; uluslararası örgütlerin ve ittifak bloklarının işlevsizleştiği, hiç olmadığı kadar öngörülemez, hiç olmadığı kadar anarşik bir iklime savurulmaktadır. Soğuk savaş sonrası liberal dünyanın zaferi olarak telakki edilen Anglo-Amerika ve Avrupa merkezli “tarihin sonu geldi” senaryoları hükmünü yitirmiş, yaşadığımız süreçte adalet, ahlak ve hukukun sonunu getiren emperyalist odaklar adeta en temel insan hakkı olan yaşama hakkının sonunu getirme peşine düşmüştür. Girilen sıcak savaşlar dönemi insanlığın huzur ve güvenliğini tehdit etmekte; geleceğini ise belirsizliğe ve çaresizliğe sürüklemektedir. Küresel sistemin öngörülemez gidişatının coğrafyamızdaki iz düşümü ise istikrarsızlık, düşmanlık ve çatışma tohumlarının atıldığı Siyonist yayılmacılığın yeni müesses nizam heva ve hevesleridir. 1917 Balfor deklarasyonuyla Filistin topraklarına taşınan sapkın ve saplantılı Siyonist haydutluk, bugün Amerika Birleşik Devletleri himayesindeki İsrail’in yayılmacı politikalarıyla kendisini revize etmek gayreti içindedir. Coğrafyamız müfrit ve marjinal ideolojik sapkınlıklarla yönetilen İsrail'in bölgeyi etnik, dini ve mezhepsel parçalara bölerek Siyonist yayılmacı senaryoları hayata geçirmesi tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu tehdidin ana hedefi, asırlar boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapmış, 9 tuğlu kurt başlıklı sancaklar ile tevhit bayrağını yükseltmiş Türkiye'dir. Orhun'da çağlayıp Maveraünnehir’den taşarak Tuna'da buluşan tarihin Türk akışı, insanlığa özlemini duyduğu barışı, adaleti ve huzuru getirmiştir. Bu bağlamda adaletin ve barışın tecessüm ettiği kurumsal yegâne yapı Türk Devletidir. Nitekim Kınalızade Ali Çelebi'nin insanlığı aydınlatan Daire-i Adliyesinde belirttiği gibi: “Dünyanın felahı ve nizamı adalettir, Dünya bir bahçe ise duvarı devlettir.”

"terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" adımı Türk ve Türkiye yüzyılının ilk stratejik hamlesi
İşte Türkiye, köklü devlet geleneği, coğrafyaya demirlemiş güçlü hafızası, adalet ve ahlak temellerine oturmuş sağlam kurumsal yapısı ile tarihin kadim gözleri, coğrafyanın berrak aklıdır. Milliyetçi Hareket Partisi ise bu miras ve misyonun temsilcisi ve siyasi kutbudur. Bölgemizdeki emperyalist oyunları bozmak, coğrafyayı hasretini çektiği düzene, insanlığı özlediği huzura yeniden kavuşturmak adına attığımız "terörsüz Türkiye, terörsüz bölge" adımı Türk ve Türkiye yüzyılının ilk stratejik hamlesi olmanın yanında 21’nci Yüzyılda değişen dünya dinamiklerine karşı yeni güvenlik konseptimizin miladıdır. "Her şuurlu Türk, müteyakkız bir devlettir" şiarından hareketle siyasetin magazinsel ve kısır tartışmalarından azade Gök Sultan İkinci Abdülhamid Hanın hamiyeti ve himayeti; Şehid-i Ala Gazi-yi Namdar Enver Paşa'nın cesareti ve ülküsü; Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün feraseti ve derin stratejisiyle tarihi okuyor, coğrafyaya bakıyor, geleceği tasarlıyoruz. Bu nokta-i nazarıyle belirtmek isterim ki Türkiye'nin bir yönü doğuya, diğer yönü ise batıya bakan, gövdesi Maveraünnehir’den Anadolu’ya taşan Selçuklu Kartalı modelimizin dayandığı temel esas Türk ontolojik güvenliğidir. 20’nci yüzyıla sıkışmış güvenlik konseptini aşan, 21’inci Yüzyılın imkân ve ihtiyaçlarına mütenasip yeni güvenlik paradigmamızdır. Küresel sistemde yaşanan çöküş ve bölgemizde yaşanan kaos bize bir kere daha göstermiştir ki Türkiye'nin güvenliği sadece siyasal egemenliğinin tecessüm ettiği coğrafyadan müteşekkil değildir. Türkiye'nin güvenliği kuzeyde Kırımı, Güney'de Yemen’i, Doğu'da Doğu Türkistan’ı, Batı'da Bosna’yı, Kosova'yı ihtiva eden geniş ve büyük Türk-İslam coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın tarihi hakikati, kültür ve medeniyet birikimi, politik dinamiği, stratejik perspektifi Türk ontolojisinin güçlü ve sağlam zeminini teşkil etmektedir.
“kalıcı barış ve istikrar için “Kudüs Paktı” teklifimizin ciddiyetle ele almalı”
Bugün Gazze’de, Kudüs’te, Filistin’in dört bir yanında yaşanan zulüm; sadece bir coğrafyanın değil, tüm ümmetin imtihanıdır. Bu imtihan karşısında suskun kalmak, parçalanmışlık içinde birbirine sırt dönmek, korkarım ki dinî, ahlaki ve vicdanî bir çöküşün adım adım yayıldığının göstergesidir. Oysa İslam inancı ve ümmet bilinci; sınır tanımayan, mezhepleri ve etnik farklılıkları aşan, ortaklıkları pekiştirirken farklılıkları arka plana iten yüksek bir şuuru ve dayanışma ruhunu zorunlu kılmaktadır. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in, Enfal suresinde “Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” buyurulmaktadır. Ancak, üzüntü ve endişeyle müşahede ediyoruz ki, İslam ülkeleri arasında kuvvetli bir birlik temin edilemediğinden mukaddes İslam coğrafyası, Siyonist hedefler doğrultusunda bölünmek, parçalanmak, zayıflatılmak ve en nihayetinde tahakküm altına alınmak istenmektedir. Bu yalın gerçeği görmek için daha ne kadar acı çekilecektir? Daha kaç masum çocuğun katledilmesi, kaç ana-babanın evlat acısıyla yanıp kavrulması gerekecektir? Bir kez daha, İslam dünyasının ayağa kalkabilmesi, Müslüman feryadına son verilebilmesi, kalıcı barış ve istikrar için “Kudüs Paktı” teklifimizin ciddiyetle ele almasının gerektiğini önemle hatırlatıyorum. 5 Ağustos 2024 tarihinde yaptığım yazılı açıklamada da belirttiğim üzere, Filistin veya Kudüs temelli bölgesel diyalog ve işbirliği zeminlerinin hepsini kapsayacak biçimde daha sıkı ve güçlü bir bölgesel ittifaka ihtiyaç vardır. İslam dünyası ayağa kalkmalı, İsrail haydutluğuna haddi bildirilmelidir. Filistin özgürleşmeli, kutsal topraklar huzura kavuşmalı, İslam coğrafyasına düşen emperyalizmin gölgesi geri gelmemek üzere yok edilmelidir.

“Avrupa Birliği ve NATO gibi birlikler her geçen gün kan kaybetmektedir”
Dikkatinizi çekmek isterim ki Birleşmiş Milletler can çekişmektedir. Avrupa Birliği ve NATO gibi birlikler her geçen gün kan kaybetmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası düzen temelinden sarsılmaktadır. Batı’nın gücü ve egemenliği zayıflarken Doğu’nun dünya ekonomisi ve siyasetindeki ağırlığı artmaktadır. Dünyada yeni bir denge arayışı başlamışken, İslam coğrafyasının bir ve beraber olup yeni bir güç merkezi olarak öne çıkması elbette ki mümkündür ve bir o kadar da elzemdir. Türkiye buna hazırdır. Türk milleti; Türk Dünyasının ve İslam aleminin güçlü bir birlik oluşturmasından yanadır. Asırlar öncesinden bizlere seslenen Bilge Tonyukuk’un “Çoklar diye korkmadık, azız diye çekinmedik, düşmanlarımız etrafımızda ocak gibiydi; bizde hepsini yakacak ateş idik.” Sözlerinden mülhem diyorum ki: şayet hedefinde Türkiye olan varsa unutulmasın ki bu milletin imanla yoğrulmuş iradesi, her türlü kuşatmayı yarmaya, her türlü kirli hesabı bozmaya muktedirdir. Medineyi emperyalist güçlere karşı bir avuç Mehmetçikle müdafaa eden Fahreddin Paşa’nın aziz ruhu bizde yaşamaktadır. İslam dünyasında fitne çıkarmaya çalışan Yeni Lawrencelere (Lavrınslara) karşı bu topraklarda Kuşçubaşı Eşrefler tükenmeyecektir. Çarlık Rusya zulmüne karşı bir zamanlar Türkistan topraklarında idam fermanları ceplerinde dolaşan kahramanların mücadele ruhu, Siyonist yayılmacılığın kana buladığı Filistinli Kardeşlerimizin de imdadına yetişecektir. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, böylesi bir fikri temelde uzlaşmış, bu ülküler etrafında kenetlenmiş, mazlum coğrafyalara da umut olmak için yola çıkmıştır.
"ABD fena halde bocalamakta"
ABD’nin İran’da öngördüğü hedeflere ulaşamaması, Başkan Trump’ın dengelerini ve ayarlarını bozmuş görünmektedir. ABD fena halde bocalamakta, Trump’ın konuşmalarından savaşın kesif tesiriyle muvazeneyi kaybetmiş olduğu anlaşılmaktadır. Zira boş tehditler savururken zaaflarını ortaya koymakta, hiddetlenirken de perde gerisinde yıkıcılık ve bölücülük için verdiği desteği ifşa etmektedir.Ne tuhaftır ki; Siyasi hedefleri Netenyahu'nun belirlediği bir savaşı, Amerikan askerlerinin sürdürmesi ve kazanması beklenmektedir. Bu her şeyden önce akla mantığa aykırıdır. Nitekim Amerikan Ordusunun farklı unsurlarından üst düzey komutanlar haklı olarak buna karşı çıkmaktadır. Ancak Trump, bunları dinlemek yerine İtiraz edeni görevden almak yoluna gitmektedir. Trump; her geçen gün ABD halkının desteğini kaybederken, ABD askerleri savaş motivasyonunu yitirmektedir. ABD’nin inandırıcılığı ve müttefiklerinin ona olan saygıları ve bağlılıkları da her geçen gün zayıflamaktadır. ABD’nin bu kadar kayıpla kalıcı bir kazanım elde etmesi mümkün olmayacaktır. İsrail ise gemi azıya almış olarak ateşkese rağmen, bir yandan Lübnan'a saldırırken diğer yandan Batı Şeria'da terör estirmektedir. Adına yerleşimciler denen işgalcilere, "gidin sivil Filistinlileri evlerinden atın, onları taciz edin, onlara işkence edin" talimatı vermektedir. Hiçbir suçu olmayan sivil Filistinlilerden her gün yüzlercesi bu saldırılara muhatap olmakta, sindirilmekte, göçe zorlanmakta, hatta acımasızca katledilmektedir.

"Doğu Akdeniz'de huzur aranıyorsa Türkiyesiz olmaz"
ABD ve İsrail’in akıl ve mantıktan yoksun, hak ve hukuktan bihaber yürüttükleri savaş bölgemizi ateşe atarken, Türkiye’nin barış ve istikrar için yürüttüğü yapıcı rol, tüm dünyanın takdirini kazanmaktadır. Bölgesinde samimiyetle barış isteyen, komşularında birlik ve bütünlüğü en çok isteyen de yine Türkiye’dir. Doğu Akdeniz'de huzur aranıyorsa Türkiyesiz olmaz. Balkanlarda istikrar, Kafkaslarda düzen Türkiyesiz kurulamaz. Halep'ten Basra'ya kadar sulh isteniyorsa Türkiyesiz yapılamaz. Onun içindir ki; oyalama taktikleri bırakılmalı acilen savaş durmalı, kan ve gözyaşından beslenenlere set çekilmelidir. Bölgede yaşanan insanî kriz ve tüm dünyada etkileri hissedilen ekonomik maliyet her geçen gün büyümektedir. Böyle devam ederse küresel düzeyde onarımı mümkün olmayan ekonomik kayıplara siyasi kayıplar eklemlenecektir.
“Trump mademki “İran’da vurmadık bir şey kalmadı” diyor o halde savaşı bitirsin, bölge halkı nefes alsın”
Daha fazla bu savaş devam etmemeli, İran halkı ile birlikte ABD ve İsrail halkı da yöneticilerinin sonu belli olmayan felaket senaryolarına mahkûm edilmemeli, ABD bölgeden derhal çekilmelidir. Trump mademki “İran’da vurmadık bir şey kalmadı” diyor, mademki “İran artık toparlanamaz” diyor, madem “tüm üretim hatlarını, füze rampalarını, askeri tesisleri yok ettim” diyor, o halde savaşı bitirsin, bölge halkı nefes alsın, küresel ekonomi kriz sarmalına girmeden toparlansın, insanlık daha fazla endişe etmesin. Mademki uluslararası kuruluşlar yetersiz, ABD “NATO’yu görevini yapmamakla suçluyor, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere oturup uluslararası kurumları, küresel sistem ve düzeni, yeniden ve mevcut şartlara uygun olacak şekilde inşa edip daha adaletli hale getirmeyi konuşalım. Ama işe, önce İsrail’in dünya için tehdit ve tehlike üreten barbar rejimini değiştirmekle ve İsrail’in işlediği suçlardan dolayı yargı sürecini nihayete erdirip Netanyahu başta olmak üzere suçluları cezalandırmakla başlayalım. İnsanlığın huzuru, dünyanın adaleti, küresel barışın ihyası için atılacak her adıma Türkiye şüphesiz sonuna kadar destek olacaktır. Barış ve arabuluculuk için çaba gösteren diğer ülkelerle birlikte ortak bir yol haritası belirlenebilecektir.
“Türkiye, sözüne güvenilen itibar edilen, kudretli ve kabiliyetli bir ülkedir”
Bize göre gelinen bu noktada,
- ABD derhal bu savaşı durdurmalı ve bölgedeki varlığını sonlandırıp çekilmelidir.
- ABD İsrail’e kayıtsız şartsız destek vermekten vazgeçmeli, siyasi baskı uygulamalıdır.
- İslam ülkeleriyle Kudüs Paktı oluşturulmalı, ekonomik, siyasi ve askeri yeni bir birlik kurulmalıdır.
- Doğu Akdeniz’in, Körfez’in ve Kafkasların siyasi ve ekonomik güvenliğini bölge ülkeleri sağlamalı, bölgesel gelişmeler ABD yahut başka bir ülkenin müdahalesine ve insafına terk edilmemelidir.
- Ukrayna-Rusya savaşı sonlandırılmalı; bunun için Türkiye ile birlikte Türk Devletleri Teşkilatı gibi yeni aktörler devreye girmelidir.
Şüphe yok ki Türkiye tüm bu süreçlere ev sahipliği yapabilecektir.
NATO’nun etkin üyesi aynı zamanda birçok doğu ittifakına üye olan Türkiye, diğer arabulucu ülkelerle birlikte, bölgesel dinamikleri dikkate alan bir politika ortaya koyabilme potansiyeline sahiptir. Türkiye, sözüne güvenilen itibar edilen, kudretli ve kabiliyetli bir ülkedir. O sebeple küresel barış ve huzur için atılacak her adımda, başlatılacak her girişimde Türkiye’nin etkin bir rol üstlenmemesi için hiçbir sebep yoktur. Üstelik Sayın Cumhurbaşkanımız bölge ülkeleriyle birlikte savaşan tarafların inandığı ve güvendiği bir liderdir.
“Milliyetçi Hareket Partisi, yolsuzluklara, rüşvete, yozlaşma ve kayırmacılığa meydan vermemeyi millî bir vazife olarak görmektedir”
Milliyetçi Hareket Partisi, Türk siyasî ve yönetim hayatına ilkeli, seviyeli, dürüst ve temiz bir yönetim anlayışının yerleştirilmesine özel önem ve değer atfetmektedir. Devlet idaresini, milletimizin bir emaneti olarak gören Milliyetçi Hareket Partisi, yolsuzluklara, rüşvete, yozlaşma ve kayırmacılığa meydan vermemeyi, bu suçları işleyenleri de hukuk kuralları dâhilinde en ağır şekilde cezalandırmayı millî bir vazife olarak görmektedir. Toplumsal barışı ve demokratik sistemin varlığını tehdit eden, devlet kurumlarına olan güveni sarsan ve toplumsal tahribata neden olan ahlâkî kirlilik ve yolsuzluklarla kararlı ve etkin mücadele suretiyle “temiz siyaset-temiz yönetim ve temiz toplum”un tesisini ve kalıcılığını hedefliyoruz. Dürüstlüğü teşvik eden ahlâkî kuralların oluşturulmasına, eğitimin her kademesinde insanımıza bu erdemlerin kazandırılmasına önem veriyoruz. Devlet malına sahip çıkmanın, kamu menfaatlerini öncelemenin bir hayat tarzı olarak benimsenmesini esas alıyoruz. Sağlıklı bir demokrasinin ancak dürüstlük, tutarlılık, hoşgörü ve samimiyet gibi ahlâkî değerlerle bezenmiş bir siyasî kültür zemini üzerinde yükselebileceğine inanıyor, ilkeli, seviyeli ve temiz siyaseti demokrasinin teminatı olarak kabul ediyoruz. Toplumun demokrasiye ve siyasete olan güven duygusunun zaafa uğramasına neden olan yozlaşmanın önüne geçilmesinin, millî, ahlâkî ve toplumsal duyarlılığa sahip demokratik katılımla mümkün olabileceğini savunuyoruz. Üzülerek ifade ediyorum ki yozlaşma, yalnızca hukuki değil ahlaki, kurumsal, kültürel ve zihinsel bir sorun olarak siyasî ve toplumsal hayatın kılcallarına kadar nüfuz etmiş, eş zamanlı olarak Türkiye’nin istikrar kanallarının da tıkanmasına sebebiyet vermiştir.
“MHP arınmayı her zaman tavizsiz sağladı!"
Son dönemlerde bazı belediyeler üzerinden yürütülen soruşturmalar neticesinde ortaya çıkan vahim iddialar, toplumu bir arada tutması gereken ahlaki değerlerin ne denli tahrip olduğunu gözler önüne sermiştir. Vatandaşlarımızın oylarıyla seçilen ve görevleri beldeye ve belde halkına hizmet etmek olan bazı belediye başkanlarının kamu kaynaklarını istismar, yolsuzluk, usulsüzlük ve yozlaşma halleri iki cihanda da kurtuluşu olmayan bir düşkünlük halidir. Bunlar hangi siyasi partiye ait olursa olsun, hem topluma hem de içinde bulunduğu camiaya zarar vermektedir. Türk siyasetini kirleten bu kişiler yaptıkları karşısında koruma görmemeli, siyaseti kirletmelerine müsaade edilmemeli, siyasetten temizlenmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi temiz siyaset, temiz toplum ilkesi doğrultusunda bu konuda her zaman üzerine düşeni yapmış, Partimizi töhmet altında bırakanların kim olursa olsun üzerine giderek gerekli arınmayı tavizsiz sağlamıştır. Sorumluluk mevkiindekilerin yozlaşmanın ve çürümenin baş aktörü olması içine düşülen bataklığı göstermektedir. Bu noktada, CHP her şeyden önce kendi arınmasını yapmalı; toplumun hassasiyetlerini gözeterek arınmalı ve durulmalıdır.
"mhp'nin ilkeleri net, ülküsü büyüktür"
Siyaset, mutlaka daha şeffaf, daha tutarlı ve daha sorumlu bir zemine taşınmalıdır. Siyasetin finansmanından siyasi etik ilkelerine kadar siyasi partiler rejimi gözden geçirilmeli Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin ruhuna uygun düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye bir hukuk devletidir. Demokratik kurum ve kurallar işlemektedir. Bölgemiz bir ateş çemberinin içerisinde iken Türkiye başta millî güvenliği tahkim etmek üzere bölgenin yeniden huzura ve istikrara kavuşması için uğraş verirken, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir gündem yanılsaması içerisinde patinaj yapmasının kimseye faydası olmayacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde, “Kişinin iyi Müslüman olduğunun işaretlerinden biri de faydasız söz ve lüzumsuz işleri terk etmesidir” buyurmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi Türk siyasi hayatında, milliyetçiliğin, mukaddesatçılığın, ahlakçılığın ve Türk milletinin sinesinden doğmuş daha pek çok değerin temsilciliğini yapmıştır. Şartlar ne olursa olsun Türkiye’nin millî varlığına ve tarihî misyonuna sahip çıkmıştır. İlkeleri net, ülküsü büyüktür.
“refah içinde bir toplumsal düzeni hedefledik”
Türk milletine millî, manevî ve insanî açılardan seslenen; sevgiyi, adaleti, özgürlüğü, barışı ve güven içinde gelişimi amaçlayan Türk Milliyetçiliği, sorunlara bakışımızın ve çözüm önerilerimizin temelini oluşturmaktadır. Bugüne kadar hep milli birlik ve beraberlikten, kardeşliğimizi pekiştirmekten yana olduk. Eğer ortak vatanda birleşirsek, acı ve sevinçte bir olabilmeyi başarırsak karşımızda kimsenin duramayacağına inandık. Siyasi, sosyal ve ekonomik uzlaşmayla milli birliğin güçlendirileceğini savunduk. Milliyetçilik ve demokrasiyi ayrılmaz ikiz kardeş ve toplumsal uzlaşma dinamiği olarak kabul ettik. Hür ve bağımsız Türkiye’yi, refah içinde bir toplumsal düzeni hedefledik. Siyasette ilke dedik, siyasi ahlakın, akıl ve adaletin erdemine inandık.
"Türk ve Türkiye yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz"
Terörsüz Türkiye ile bu ilkelerimizi gelecek vizyonumuzla bütünleştirmek arzusundayız. Terörü bu topraklardan tamamen çıkarmak, bölgemize istikrar getirmek ve emperyalizmin hedeflerini çöpe atmak çabasındayız. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine ulaşma yolunda birçok engeli aştık, mesafe aldık. Milletçe bir oldukça ulaşamayacağımız hiçbir hedef de kalmayacaktır. Nitekim milli birliğimizi güçlendirerek Türk ve Türkiye yüzyılını hep birlikte inşa edeceğiz.
“Cumhur İttifakı, demokratik düzeni ihya ederken, hukuk devletini güçlendirecek”
Provokasyonlara aldırmadan Cumhur ittifakı birlikteliğinde Türkiye’yi ekonomik, askeri ve siyasi olarak milletler camiasında en üst sıraya taşıyacağız. Büyük bir inanmışlık ve adanmışlıkla Türkiye’yi süper güç ve lider ülke yapmak için azimle çalışacağız. Tarihimizde korkuyu kovarak, bozgunu bozarak pek çok kirli senaryoyu nasıl yırtıp attıysak, aynı inançla kutlu gayeler için yol almaya devam edeceğiz. Cumhur İttifakı, demokratik düzeni ihya ederken, hukuk devletini güçlendirecek ve herkesin eşit birer vatandaş olduğu gerçeğinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak adımları atacaktır. Türkiye’nin güvenliği, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü her şeyin önünde ve üstündedir. Belirtmek gerekir ki en uzun mesafeler için bir adım, en zorlu mücadeleler için imanla çarpan bir kalp gerekir. Cumhur İttifakı olarak atılan önemli adımlarla birlikte Türk milleti için imanla çarpan bir yürek zenginliği ile hedef ve heyecanlarımızı yaşatmak, milli ülkülerimizi gerçekleştirmek gayesindeyiz. Gayret bizden himaye Allah’tandır. Konuşmamın sonunda, Meclis çalışmalarında tüm arkadaşlarıma başarılar dilerken; ülkemizle birlikte bölgemizde de barış, huzur ve kardeşliğin kök saldığı günlerin gerçekleşmesini temenni ediyor, sizleri sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.