Türkgün | Siyaset | MHP Lideri Devlet Bahçeli: Türk'ün 'çelik bileği' Karabağ'da tarih yazdı!

MHP Lideri Devlet Bahçeli: Türk'ün 'çelik bileği' Karabağ'da tarih yazdı!

MHP Lideri Devlet Bahçeli grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Lider Bahçeli "2020 sonbaharında, hakikat yerini bulmuş, Türk’ün çelikten bileği Karabağ’da tarih yazmıştır. Karabağ’da çiğnenen hukuk, Türk askerinin demir yumruğuyla doğrultuldu. Allah’a şükürler olsun ki Karabağ’ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik." dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Lider Bahçeli "2020 sonbaharında, hakikat yerini bulmuş, Türk’ün çelikten bileği Karabağ’da tarih yazmıştır. Karabağ’da çiğnenen hukuk, Türk askerinin demir yumruğuyla doğrultuldu. Allah’a şükürler olsun ki Karabağ’ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik." dedi.

KAYNAK: TÜRKGÜN

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada hem Türkiye’nin iç gündemine hem de dünyadaki gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

MHP Lideri Bahçeli, özellikle Gazze’de yaşanan insani krize dikkat çekerek İsrail’in bölgedeki politikalarını sert sözlerle eleştirdi. İsrail yönetimini “kriz üretim mekanizması” olarak nitelendiren Lider Bahçeli, Netanyahu hükümetinin bölge barışını tehdit ettiğini ifade etti. Birleşmiş Milletler’i de sert ifadelerle eleştiren Lider Bahçeli, kurumun Gazze konusunda yetersiz kaldığını ve etkisiz davrandığını söyledi.

ABD ile İran arasında sağlanan mutabakat

Uluslararası sistemde yaşanan gelişmelere de değinen Lider Bahçeli, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatı olumlu karşıladıklarını ancak sürecin dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirtti. Hürmüz Boğazı’nın küresel ekonomi açısından kritik bir öneme sahip olduğunu vurguladı.

"Turan Koridoru” vurgusu

Güney Kafkasya ve Karabağ meselesine de geniş yer ayıran MHP Lideri Devlet Bahçeli, Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu vurgulayarak, bölgede kalıcı barış için iş birliği çağrısında bulundu. Zengezur Koridoru’nun önemine dikkat çeken Lider Bahçeli, bu hattı “Turan Koridoru” olarak tanımladı ve Türk dünyası için stratejik bir fırsat olduğunu ifade etti.

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin açıklamalarının tamamı:

Değerli Milletvekilleri, Aziz Dava Arkadaşlarım, Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Konuşmamın başında sizleri en kalbi duygularımla ve derin bir hürmetle selamlıyorum. Cenab-ı Allah’tan; gönüllerinize inşirah ferahlığı, yuvalarınıza bereket, vatan ve millet yolundaki kutlu çalışmalarınıza üstün başarılar ihsan etmesini niyaz ediyor; esenliklerle dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum. Bugünkü grup toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından; televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, kalbi şükranlarımı iletiyorum. Tarihi ve kültürel bağlarla kenetlendiğimiz gönül coğrafyalarımızda; küresel dayatmaların ve asimilasyon kuşatmasının altında, her türlü imkânsızlığa ve çileye rağmen şahsiyetini çiğnetmeyen tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu kutlu çatısı altında, sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten kıvanç duyuyor; samimi gayretlerimizin ve niyetlerimizin, Türk Asrının ufkunda parlayan Lider Ülke Türkiye mefkuresini adım adım inşa etmesini temenni ediyorum.

"Gazze ise yıllardır abluka, açlık, yıkım ve ölümle sınanmıştır"

Dozu her geçen gün daha da artan sert güç yarışlarının, kaynağı asırlar öncesine uzanan çetin hesaplaşmaların, bugünü puslu ve yarını sisli bir dönemin içinden geçmekteyiz. Bugün yaşananları sadece günlük haber akışı olarak görmek, hakikatin kabuğunda oyalanmak olur. Çünkü Gazze’de dökülen mazlum kanı, Lübnan’da ateşkese rağmen yükselen yıkım dumanı, Hürmüz hattında uzun süredir küresel ekonomiyi ve enerji arzını esir alan gerilim, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ı da çepeçevre kuşatan ve Körfez’e ulaşan sinsi hesaplar ve Güney Kafkasya’da yeniden şekillenen siyasi denge aynı zincirin halkalarıdır. Bu karanlık tablonun bir yanında uluslararası düzeni kendi çıkarına göre eğip bükenlerin, hukukla bir oyuncak misali eğlenenlerin düzeni; diğer yanında evladının kefenine sarılan anaların, yurdundan sürülen masumların, açlıkla sınanan, bomba sesleriyle güne uyanan zavallı çocukların yüreklerimizi dağlayan çığlıkları vardır. 1948’den bu yana Filistin halkının hür ve bağımsız yaşama özlemi ötelenmiş; 1967’den bu yana işgal derinleşmiş, Kudüs’ün statüsü üzerinde pek çok tefrikalar denenmiş, yerleşim politikalarıyla Filistin toprağı adım adım daraltılmıştır. Gazze ise yıllardır abluka, açlık, yıkım ve ölümle sınanmıştır. 7 Ekim sonrasında İsrail yönetiminin izlediği yol, savaş hukukunun meşruiyet hudutlarını çoktan aşmış; vicdan sahibi milletlerin sabır taşlarını çatır çatır çatlatmıştır. İsrail; günahsız sivilleri hedef alan, şehirleri harabeye çeviren; hastaneleri, okulları, ibadethaneleri, yardım noktalarını dahi savaş meydanına çeviren bir ölüm ve intikam makinesi siyasetine dönüşmüştür. 

“netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır”

Bugün karşımızda bulunan, bölgenin huzur damarlarına musallat olmuş kan delisi bir kriz makinesi olan İsrail; ateşkesi ihlal ederek Lübnan’a saldırmakta, söylem ve demeçleriyle Dünya milletlerinin dört gözle beklediği ABD-İran mutabakatının dahi karşısında durmakta, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs çevresinde taşeron hevesleri okşayan bir istikrarsızlık merkezi olmaya devam etmektedir. Netanyahu yönetimi, bölgenin huzuruna kasteden bir kriz üretim mekanizmasıdır. Netanyahu’nun siyasi serencamı ayan beyan ortadadır. Başrolü olduğu yolsuzluk dosyalarının, iç siyasette derinleşen meşruiyet krizinin, İsrail toplumunu parçalara ayıran iktidar hırsının ve fitilini ateşlediği uluslararası yargı mercilerinde yürüyen ağır süreçlerin gölgesinde yaşamaktadır. Siyasi ömrünü kanlı bir güvenlik anlatısına bağlayan, koltuğunu muhafaza etmek için yangına körükle giden, iftira ve propaganda perdesiyle Orta Doğu’da yarattığı mezalimi örtmeye çalışan bu melun zihniyetin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alması; Netanyahu’nun acziyetinin, telaşının ve tükenmişliğinin ilanıdır. Gazze’de çocukların cansız bedenleri toprağa verilirken, Filistinli esirlerin onuru çiğnenirken, Batı Şeria’da toprak gaspı sürerken, Lübnan’da tarihi ve kültürel doku bombaların gölgesinde yerle bir olurken Türkiye’ye ahlak dersi vermeye kalkmak, Cumhurbaşkanımıza parmak sallamak; akıl karargahlarının teslim bayrağını çekmesidir. Mazlumun ahıyla abad olunmayacağını hala idrak edemeyen bir zihniyetin mesnetsiz ithamları, hadsiz isnatları bizim için yok hükmündedir. Bebek kanında ikbal arayanların azgınlaşan gaddarlıkları tüm dünyanın gözleri önündeyken uğursuz sayıklamalara kulak asacak değiliz. Bu zavallı söylemlere aynı çukurdan cevap verecek değiliz.

Safımızı da sözümüzü de soranlara Merhum Mehmet Akif Ersoy’un asırlar aşan mısralarıyla karşılık vereceğiz:

Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

“Adam, aldırmada geç git!” diyemem. Aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

“birleşmiş Milletler, üç maymunu oynamaktadır”

Değerli Milletvekilleri, Dünya’nın içinde bulunduğu bu hazin tablo karşısında sorguya çekilmesi gereken kurumlardan biri Birleşmiş Milletlerdir. Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı’nın enkazı üzerinde “bir daha asla” sözüyle kurulan, Güvenlik Konseyine uluslararası barış ve güvenliği koruma mesuliyeti verilen, devletler üstü bir temsilcilik makamıdır.  Fakat bugün görüyoruz ki Gazze’de insanlık inim inim inlerken, bölgemizde acı ve katliam kol gezerken Birleşmiş Milletler, üç maymunu oynamaktadır.  Veto sopasıyla adaletin yolu okyanus ötesinden kesilmekte; Güvenlik Konseyi’nde beşeriyetin adalete duyduğu susuzluk, tek bir ülkenin İsrail’e kol kanat geren himaye refleksine çarparak yaralanmaktadır. Gazze’de acil, koşulsuz ve kalıcı ateşkes talebi, insani yardım yollarının açılması çağrısı, sivillerin can emniyetini sağlama mecburiyeti; on dört üyenin desteğine rağmen bir kez daha Vaşington’un veto duvarına toslamıştır. Demek ki mesele karar alınamaması değildir. Mesele, mazlumun soluk borusuna düğümlenen bu mahfillerin bizzat zulme zaman kazandırmasıdır. Lahey’de ise başka bir ibret vesikası önümüzdedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Netanyahu hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç isnatlarıyla yakalama kararı çıkarmıştır. Fakat asıl mesele tam da burada başlamaktadır. Çünkü Lahey karar vermekte, fakat bu kararın icrası yine devletlerin siyasi cesaretine, hukuka riayetlerine ve ahlaki omurgasına bırakılmaktadır.  

“Birleşmiş Milletler de işte bu iflas tablosunun tam ortasında durmaktadır”

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kendi kolluk gücü yoktur. Netanyahu’yu kapısından çevirecek, yakalama kararını işletecek, sanığı mahkeme huzuruna çıkaracak olanlar yine devletlerdir. İşte küresel düzenin çelişkisi de sözde barış yeminleri etmiş Birleşmiş Milletlerin iki yüzlülüğü de burada bütün çarpıklığıyla ortaya çıkmaktadır. New York’ta veto kalkanı açanlar, Lahey’de işlevsiz söylemlerle vitrinleri süslemekte, icraat vakti gelince dut yemiş bülbül misali köşelerine çekilmektedir. İsrail yönetiminin hesap vermesi ihtimali ufukta belirince, Netanyahu’nun etrafına bir dokunulmazlık zırhı örülmek istenmektedir. Buradan sormak mecburiyetindeyiz: Güvenlik Konseyi’nde korunan, Lahey’de kollanan, başkentlerde siyasi himayeyle gezdirilen bu imtiyaz kimin hukukudur?  Burada karşımızda İsrail’in açtığı katliam ve kıyım düzeni değil; bu düzeni elleriyle besleyen, arkasını köşe bucak kollayan ve savaş hukukunu ayaklar altına alan her eylemde cesaretlendiren o küresel düzenin ahlaki iflası vardır. Birleşmiş Milletler de işte bu iflas tablosunun tam ortasında durmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları üzerinde “barışı korumak”, “savaşları önlemek”, “insanlığı yeni felaketlerden muhafaza etmek” iddiasıyla kurulan bu yapı, bugün Gazze’deki katliam karşısında vazifesini yerine getirememektedir. Çocuklar açlıktan ölürken yazılan raporlar kimin karnını doyurmaktadır? Sivillerin üzerine bomba yağarken oturulan koltuklardan, ışıltılı ekranlardan endişe beyan etmek, kimlerin ikbaline siper olmaktadır? İsrail’in menfaatlerinin uğrunda hizaya giren, esas duruşa geçen kurşun askerlerin akıbeti, hezimet ve hüsran olacaktır. Gazze’de ve Beyrut’ta işlenen insanlık suçları ne diplomatik kulislerde örtülecek ne de zamanın tozlu raflarına kaldırılacak bir dosyadır. Bu defter, Mahkeme-i Kübra’ya dek açık kalacaktır.

“Müslüman kardeşlerimiz savaşın, yoksulluğun, işgalin ve sömürünün ağır yükünü taşımakta”

Bugün uluslararası sistemin çatlaklarından yeni bir ses yükselmektedir. Almanya’nın Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinde beklediği desteği bulamaması, Kırgızistan’ın ilk kez bu masaya oturması, küresel dengelerdeki büyük değişimlerin ayak sesleridir. Bu gelişme; Batı’nın üstü örtülemez çifte standardına, Gazze karşısındaki akla ziyan suskunluklara ve Türk dünyasının yükselen görünürlüğüne tercüman olan, eski dünyanın ezberlerini bozan güçlü bir işaret fişeğidir. Güney Asya’dan Orta Afrika’ya, Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Türkistan bozkırlarına kadar uzanan geniş hatta adalet, emniyet, hürriyet ve hakkaniyet talebi yükselmektedir. Bu geniş coğrafyada kimi yerde soydaşlarımız kimliklerini, dillerini ve kültürlerini muhafaza etmenin mücadelesini vermekte; kimi yerde Müslüman kardeşlerimiz savaşın, yoksulluğun, işgalin ve sömürünün ağır yükünü taşımakta; kimi yerde mazlum halklar kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olmanın hasretiyle beklemektedir. Türk dünyası da işte bu büyük arayışın içinde her geçen gün daha belirgin, daha etkili ve daha itibarlı bir konuma yükselmektedir. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bu hat; soydaşlarımızın duasına vesile olan, Müslüman kardeşlerimizin sızısına merhem arayan, mazlum milletlerin hakkını ve haysiyetini küresel zemine taşıyan yeni yüzyılın stratejik damarlarından biridir.

“İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kınama cümleleriyle yetinmesi izah edilemez”

Buradan İslam İşbirliği Teşkilatına da seslenmek gerekir. Bu teşkilat, Kudüs hasretimizin, Mescid-i Aksa hassasiyetimizin, Müslüman kardeşlerimize olan ortak sorumluluğumuzun sonucu olarak doğmuştur.  Bu teşkilatın kuruluş harcında Kudüs varsa, varoluş gerekçesinde Filistin varsa; bugün Gazze yanarken, Batı Şeria kuşatılırken, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kınama cümleleriyle yetinmesi izah edilemez. Buradan soruyoruz: Neredesiniz? Kudüs için kurulan irade nerededir? Gazze için gösterilmesi gereken müşterek duruş hangi engele takılmıştır? Mescid-i Aksa’nın incinen hürmetine karşı alınan kararlar hangi somut neticeye ulaşmıştır? Elbette yapılan yürütülen diplomatik girişim ve temasları yok saymıyoruz. Orta Doğu’daki acıya lal kesilen Şark’ın garabeti gözlerimizin önündeyken ateşkes çağrıları ve insani yardım vurgularını görmezden gelemeyiz.  Ancak Gazze’de soykırım düzeni sürüyorsa, yardım filoları hala güvenlik endişesi taşıyorsa, İsrail’in savaş suçları karşısında caydırıcı bir ortak yaptırım zemini kurulamıyorsa, tüm bu çabalar kâğıt üzerinde kalacaktır. Elli yedi devlet üyeli bu büyük teşkilatın tüm çaba ve çalışmasının toplantı tutanaklarından, toplanıp dağılan diplomasi masalarından, sonuçsuz kalan bildirilerden, telkin ve teskin edici temennilerin gölgelerinden ibaret kalması beklenemez. Söz çoktan tükenmiştir. Artık mesuliyet, müeyyide ve müşterek hareket vaktidir.

“ABD ile İran arasında sağlanan mutabakat sevindirici”

Böylesine karanlık ve karmaşık bir tablonun ortasında, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatı sevindirici bulmakla birlikte dikkatle takip ediyoruz. İsviçre’de atılacağı açıklanan imzaların, bölgemizde sulh-u sükunun hâkim kılınması, Hürmüz hattında seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi ve Orta Doğu’da ateşi büyüten oyunların boşa çıkarılması adına önemli bir dönüm noktası olmasını temenni ediyoruz. Söz konusu bu gelişme memnuniyet vericidir. Ancak memnuniyetimiz bizi rehavete sürükleyecek değildir. Diplomasi kapısının aralanması, tedbir kapısının kapanması anlamına gelmeyecektir. İmzaların atılacağı güne kadar gerilimi tırmandıracak söylemlerden, tahrik edici hamlelerden, sahada yeni oldubittiler üretmeye dönük hain kumpaslardan ve olası sabotaj girişimlerinden hassasiyetle kaçınılmalıdır. Hürmüz Boğazı herhangi bir su yolu değildir. Hürmüz; enerji arzının, küresel ticaretin, deniz güvenliğinin, gıda fiyatlarının ve bölgesel istikrarın nabzının attığı stratejik bir geçittir. Bu hattaki gerilim, yalnızca Körfez’i değil; Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafyayı ekonomik ve siyasi türbülansın içine sürüklemiştir. Bu nedenle ABD-İran mutabakatının kâğıt üzerinde kalmaması, sahada karşılık bulması, Hürmüz’de geçiş güvenliğinin teminat altına alınması, nükleer programa ilişkin tartışmaların uluslararası hukuk ve denetim mekanizmaları zemininde yürütülmesi gerekmektedir.

“İslam ülkeleri ortak akıl ve sorumluluk istikametinde hareket ettiğinde kan ve kaos senaryoları boşa düşmektedir”

Önemle belirtmek isterim ki Pakistan’ın müzakere kapısını aralayan arabuluculuk gayreti, Başta Türkiye olmak üzere Katar ve Suudi Arabistan’ın diplomatik destek ve temasları bize bir kez daha göstermiştir ki; İslam ülkeleri ortak akıl ve sorumluluk istikametinde hareket ettiğinde kan ve kaos senaryoları boşa düşmektedir. Bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Dışişleri Bakanımıza bu hassas süreci ülkemize yakışan bir hassasiyet ve sorumlulukla yönettikleri için bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu tablo; İslam coğrafyasının çözüm masalarının kurucu iradesi olabileceğini göstermesi bakımından oldukça kıymetlidir. Barış kapısı aralanmışsa o kapı güneşli bir sabaha açılana dek sonuna kadar zorlanacaktır. Bu kapının eşiğinde taş olup barış arzularının önünde duranlar, milletlerin huzur yürüyüşüne diken olup batanlar iyi bilmelidir ki kalıcı barış sağlandığında Orta Doğu’yu ateş çemberine çevirdikleri günlerin hesabından kaçamayacaklardır.

“Kanla beslenen Siyonist şer odaklarına inat, bu kadim coğrafyanın her bir köşesinde barış, Türk-İslam mührüyle ebediyen temin ve tesis edilecektir”

İsrail içinden yükselen “bu anlaşma bizi bağlamaz” feryatları, kan ve krizle beslenen siyasi vampirlerin hala sahnede olduğunu göstermektedir. Netanyahu yönetimi, Orta Doğu’da sükûnet ihtimalini kendi siyasi gelecekleri için tehdit görmektedir.  Uluslararası hukuku ayaklar altına alan, barışın önünde aşılmaz duvarlar örmeye kalkan bu çıban başı, döktüğü her damla kanın, yıktığı her hanenin hesabını er ya da geç, ama mutlaka ve mutlaka, tarihin ve milletlerin huzurunda teker teker verecektir. Tavrımız açık, mevkimiz ayan beyan ortadadır. Cümle alem bilsin ve duysun ki: Türk milleti, barış düşmanlarının karşısında; mazlumların, masumların ve mağdurların ise ebediyen yanındadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak temennimiz odur ki: Kanla beslenen Siyonist şer odaklarına inat, bu kadim coğrafyanın her bir köşesinde huzura, sükunete ve adalete dayalı bir barış, Türk-İslam mührüyle ebediyen temin ve tesis edilecektir.

“Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ”

Güney Kafkasya’daki gelişmeleri de bu geniş tablodan ayrı okuyamayız. Ermenistan’da yaşanan siyasi hareketlilik; Karabağ savaşlarından sonra oluşan yeni gerçekliği, Rusya-Batı rekabetini, Türkiye-Azerbaycan hattını, Orta Koridor’u, Zengezur bağlantısını ve bölgesel barış ihtimalini doğrudan ilgilendirmektedir. Hatırlayalım: Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Karabağ’da başlayan işgal süreci, otuz yıla yakın bir dönem boyunca Güney Kafkasya’yı kilitlemiştir. Azerbaycan toprakları işgal altında kalmış, yüz binlerce insan yurdundan koparılmış, bölgenin ulaşım ve ticaret damarları tıkanmış, har-ı bülbül çiçekleri hasretle Türk’ün zafer sabahını beklemiştir. Türk dünyasının kanayan yarası olan Karabağ, soydaşlarımızın sabırla büyüttüğü bir istiklal duası olarak dillerde yer edinmişti. Hocalı’nın dinmeyen acısı, Şuşa’nın, Ağdere’nin, Laçın’ın yakılıp yıkılmış toprakları Türk milletinin yüreğine kazınmış birer hicran yarası olmuştu. Fakat hamdolsun, 2020 sonbaharında, hakikat yerini bulmuş, Türk’ün çelikten bileği Karabağ’da tarih yazmıştır.  Karabağ’da çiğnenen hukuk, Türk askerinin demir yumruğuyla doğrultuldu. Allah’a şükürler olsun ki Karabağ’ın esaret zincirlerinin kırıldığı günlere eriştik. Allah’a şükürler olsun ki Şuşa’nın dağlarında ay yıldızlı bayrağın, yeniden yükseldiği sabahlara şahitlik ettik. Allah’a şükürler olsun ki har-ı bülbül, şehitlerimizin kanıyla sulanan Karabağ topraklarında artık mahzun bir bekleyişin değil; zaferin nişanesi olarak yeniden açmıştır. Bu noktada Türk dünyasının batı ile doğu arasındaki stratejik irtibatı olan Zengezur hattı üzerinde ayrıca ve dikkatle durmak gerekir. Zengezur; Nahçıvan’ın ana vatan Azerbaycan’la bağını güçlendirecek, Türkiye’yi kardeş ülke Azerbaycan üzerinden Hazar’a, Hazar’ın ötesinden Türkistan’a ulaştıracak tarihi geçittir. Zengezur, Nahçıvan’ın Azerbaycan’la vuslatı olacaktır. Bu, “iki devlet, tek millet” şuurunun Türk dünyasının tamamına yayılan stratejik bir iklime kavuşmasıdır.

"Zengezur dedik ama artık adını doğru koyalım: Bu hat, Turan Koridoru’dur"

Turan Koridoru; Kars’tan Türkistan bozkırlarına uzanan tarihi ve kültürel istikbal kapısıdır. Bu kapı açıldığında asırlar boyunca gönüllerde saklanan kavuşma ülküsü ete kemiğe bürünecek; Anadolu ile Türkistan arasına örülmek istenen setler dağılacak; Turan ufku daha berrak, daha yakın, daha kudretli hale gelecektir. Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, kuzey hattının savaş ve yaptırımlarla hassaslaştığı, güney deniz yollarının Hürmüz’den Kızıldeniz’e kadar krizlerin tutsaklığı altına girdiği bir dönemde Turan Koridoru’nun açılması bölgemiz ve Türkiye için stratejik bir fırsattır. Güncel badireler dikkate alındığında bu hat, Türkiye’nin ve bölgemizin ihracat güzergahlarını çeşitlendirecek; ülkemizin lojistik kabiliyetini artıracaktır. Böylesine çetin, bölge devletlerinin ekonomik kıskaç içinde sıkıştığı bir dönemde Turan Koridoru’nun açılması; Ankara’dan Türkistan’a uzanan iktisadi ve jeopolitik bir sıçrama olacaktır.  Kars’tan Iğdır’a, Nahçıvan’dan Bakü’ye dek Türk yurtlarına ekonomik canlılık kazandıracak, yeni yüzyılın ana ulaşım ve ticaret güzergahlarından birini teşkil edecektir. Turan Koridoru, Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın stratejik anahtarıdır Türkiye, Türk dünyasına gönül köprüleriyle olduğu gibi demir yoluyla, kara yoluyla ve enerji hatlarıyla bağlanacaktır. Turan Koridoru açılacaktır. Türk dünyası kenetlenecek, Türk Devletleri Teşkilatı güçlenecektir. “Mücadelemiz Milliyetçi Türkiye'ye ve Turan'a kadardır!” diye haykırarak yemin eden gönüller rahat bir nefes alacaktır.

"Karabağ Azerbaycan’dır"

Şimdi önümüzde yeni bir safha vardır. Ermenistan ya eski işgal zihniyetinin, diaspora arayışlarının, rövanş heveslerinin peşinde savrulacak ya da bölgenin yeni gerçeğini kabul ederek kalıcı barışın kapısını aralayacaktır. Bu yeni gerçeğin temeli de bellidir: Karabağ Azerbaycan’dır. Bu gerçek sahada kanla, masada hukuk zemininde tescillenmiştir. Eski işgal zihniyetini yeni kılıflarla yaşatmaya çalışan yollar kapalıdır. Normalleşme, Türkiye’ye ve Azerbaycan’a yönelik tarihi husumet dilinin terk edilmesiyle, bölgenin yeni gerçekliğinin kabulü ve hakkaniyetli iş birliği zeminine riayetle mümkündür. Erivan aklını başına alır ve bölgesel iş birliği zeminine dürüstçe katılırsa; Turan Koridoru yalnızca Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin değil, Ermenistan’ın da ekonomik yalnızlıktan çıkış kapısı olabilir. Aksi halde Ermenistan, dünde yitip gitmiş hayallere tutunarak yarının fırsatlarını da heba edecektir. Can Azerbaycan’ın kazanımlarını aşındıran, Türk dünyasının önüne ket vuran, ilhamını Sovyet tortularından alan hiçbir formül kalıcı olamaz. 

“Türk milleti; gücünü maziden alıp atiye kendi hür iradesiyle yürüyen büyük bir millettir”

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Turan ülküsü, Cumhur İttifakı’nın 2053 ve 2071 vizyonu aynı istikamettedir. Bu istikamet Türk ve Türkiye Yüzyılı’dır. Bu hedef uğruna yorulmayacağız, yılmayacağız, yıkılmayacağız. Önümüze çıkarılan engelleri şuurla aşacak, sabırla geçecek, karanlıkları sebatla geride bırakacağız. Bir adım geride durmayacak, bir an olsun tereddüde düşmeyeceğiz. Çünkü Türk milleti; gücünü maziden alıp atiye kendi hür iradesiyle yürüyen büyük bir millettir. Ömer Seyfettin’in kaleminden dökülen ve her Türk çocuğunun ruhuna işleyen o gür hitap, bugün de aynı hakikati haykırmaktadır: “Korkma, sen Türksün! Türkler hiçbir vakit, hiçbir yerde, hiçbir şeyden korkmazlar!

MHP Lideri DEVLET BAHÇELİ TÜRK GENÇLİĞİNE SESLENDİ

Milletimizin en kıymetli hazinesi, geleceğimizin teminatı olan Türk gençliğine, biricik evlatlarımıza ayrıca temas etmek istiyorum. Geride bıraktığımız 13 Haziran Cumartesi günü Liselere Geçiş Sistemi kapsamındaki merkezi sınava giren ve küçücük yaşlarında geleceklerini inşa etmek için şimdiden alın teri döken çocuklarımızı, onlara her durum ve koşulda destek olan ailelerimizi, evlatlarımızı emek emek işleyerek milletimize kazandırmak için gayret gösteren öğretmenlerimizi gönülden tebrik ediyorum. Önümüzdeki günlerde ise üniversite hayali kuran, emeklerini yükseköğretim kapısında taçlandırmak isteyen milyonlarca gencimiz 20-21 Haziran tarihleri arasında yapılacak olan Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda  çetin bir imtihana girecektir. Her bir gencimize Cenab-ı Allah’tan zihin açıklığı ve üstün başarılar temenni ediyorum. Evlatlarımız müsterih olsunlar; hiçbir sınav kendilerinden daha önemli değildir. Hiçbir sınav yavrularımızın şahsiyetlerini tarif edecek, değerlerini tartacak, zekalarını bütünüyle ölçecek bir hüküm makamı değildir. Sınavlar neticesinde belirlenen sıralamalar da çocuklarımızın bizim, ailelerinin, öğretmenlerinin ve milletimizin nazarındaki kıymetlerini tayin eden nihai kararlar değildir. Sınavlar hayatın içindeki basamaklardır. Her basamak öyle ya da böyle çıkılır, aşılır, geçilir. Baktık olmuyor yine de pes edilmez ve yeniden denenir. Asıl olan o basamakları çıkarken ahlaklı kalabilmek, değerlerini muhafaza edebilmek, ümitleri yitirmeden geleceğe sarılabilmektir.  Bizim gözümüzde her Türk genci endemik bir çiçek gibi korunması gereken birer emanettir. 

"Her evladımız, tek başına milli servetimizdir"

Evlatlarımızın eğitim hakkını gözetmek; gözetirken onları şiddetin karanlığından, bağımlılık çemberlerinden, dijital dünyanın zehirli dehlizlerinden, kimliksiz bırakıp tek tipleştiren sosyal medya akımlarından ve ülkemizin ve milletimizin geleceğini hedef alan umutsuzluk aşılayan telkinlerden muhafaza etmek hepimizin vazifesidir.  Biz çocuklarımızın yalnız güvenli okul binalarında değil; sağlam aile bağlarında, öğrencisini evladı sayan öğretmenlerimizin rehberliğinde, milli ve manevi değerlerimizle yoğrulmuş bir eğitim atmosferinde yetişmesini istiyoruz. Eğitim; aklı ilimle, gönlü imanla, bileği emekle, ruhu vatan sevgisiyle buluşturma meselesidir. Bu meselenin çözüm anahtarı da Türk gençliğinin berrak zihninde, temiz yüreğinde, çalışkan bileğinde ve sarsılmaz karakterinde saklıdır.

“Biz eksik kaldıysak, bıraktığımız yerden siz ilerleyeceksiniz”

Sevgili Gençler, Okuyacaksınız ve araştıracaksınız; çünkü cehaletin karanlığını ancak bilginin ışığında yırtarsınız. Düşüneceksiniz ve sorgulayacaksınız çünkü hakikate ulaşmanın yolu akıl etmekten geçer. Üreteceksiniz; çünkü büyük ülke Türkiye mefkuremizin, Türk ve Türkiye Yüzyılı ülkümüzün ihtiyaç duyduğu her hamlenin arkasında sizin imzanız ve inancınız olacaktır. Türk gençliği; bugünün öğrencisi olduğu gibi yarınların öğretmeni, mühendisi, avukatı, doktoru, akademisyeni, sanatçısı, sporcusu ve askeridir. Bir meslek sahibi olunuz, alın terinizle ayakta durunuz.  Helal rızkın bereketini hiçbir koltuğun rahatlığına değişmeyiniz. İş bulunuz, aş bulunuz; fakat yalnız kendi hayatınızı kurtarmakla yetinmeyiniz. Bu ülkenin laboratuvarlarındaki umut sizsiniz. Kürsülerinde yükselecek söz sizsiniz. Fabrikalarında dönecek çark sizsiniz. Tarlada bereketi katlandıracak akıl sizsiniz. Spor sahalarında dalgalanacak ay yıldızlı al bayrağa sakladığımız gururunu taşıyacak olan sizlersiniz. Biz eksik kaldıysak, bıraktığımız yerden siz ilerleyeceksiniz. Bunu da bir bayrak yarışı bileceksiniz. Elbette dünyayı tanıyınız, güzel Türkçemizin yanına yabancı dil de ekleyiniz, başka ülkelerde ilim tahsil ediniz, laboratuvarlara giriniz, araştırmalar yapmaya gidiniz, kürsülerde sesimiz olunuz, sahalarda mücadele ediniz, uluslararası başarılar kazanınız. Fakat nereye giderseniz gidiniz, kalbinizin ve aklınızın kıblesi Türkiye olsun. Bu topraklarda kök saldınız, bu milletin bağrında boy verdiniz, bu vatanın ikliminde çınarlaşacaksınız. Nereye giderseniz gidiniz, kutup yıldızınız Türkiye olsun. Bu topraklarda filizlenen her kabiliyet, dünyanın neresinde olursa olsun Türk milletinin itibarını çoğaltmalı, Türkiye’nin adını yükseltmeli, ay-yıldızlı bayrağımızın şerefini büyütmelidir. Dünyaya açılın; fakat kökünüzü bu topraklardan, dönüş niyetinizi yüreğinizden, Türkiye biletinizi valizinizden, ailenize tekrar sarılacağınız günü takviminizden eksik etmeyin. İstikbalinizi başka milletlerin göklerinde aramayın. Gündemin gürültüsüne, milli iktisadın inişli çıkışlı yollarına küsüp Anadolu’yu öksüz ve yetim bırakmayın.

“Siz bizim için insan kaynağı değil yaşam kaynağısınız”

Sanal dünyadaki karamsarlık tüccarlarına, Türk ve Türkiye düşmanı umutsuzluk tellallarına, Garbı putlaştıran parazitlere, yüreklerinize hicret duygusu aşılamak isteyen bozguncu ağızlara aldırmayın. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle: “Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.” Şayet temel bilimlerde geride kalmışsak siz ilerleyeceksiniz. Teknolojide ve mühendislikte açığımız varsa siz kapatacaksınız. Akademide daha yükseğe çıkmamız gerekiyorsa kütüphanelerin ışığını sabaha kadar siz açık tutacaksınız. Sporda daha büyük başarılar hedefliyorsak siz sahaya çıkacak, mindere inecek, piste basacak, havuza atlayacak, ay-yıldızlı formanın hakkını siz vereceksiniz. Türkiye’nin daha güçlü olması gerekiyorsa, aradığımız kaynak sizsiniz. Siz bizim için insan kaynağı değil yaşam kaynağısınız. Bölünmesin diye millet, baki kalsın diye devlet, bu milli seferberlikte saf tutacaksınız. Türkiye’nin ihtiyacı olan budur. Türk gençliğine yakışan da budur. Sizler Mete Han’ın devlet nizamını, Attila’nın Avrupalının dizlerini titreten heybetini, Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu yurt kılan azmini, Osman Gazi’nin Söğüt’te can bulup üç kıtaya yayılan muradını, Fatih Sultan Mehmed Han’ın 21 yaşında Avrupalıların atası olan Doğu Roma’yı dize getiren dehasını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yokluklardan bir devlet var eden ferasetini miras almış bir milletin evlatlarısınız. Bu miras omuzlarınızda bir yük değil; şereftir. Bu miras geçmişte kalmış bir övünç değil, geleceğe taşınacak bir mesuliyettir.

LİDER BAHÇELİ MİLLİ TAKIMA VE SINAVA GİRECEK ÖĞRENCİLERE BAŞARILAR DİLEDİ

 Bu vesileyle ülkemizi Dünya Kupası’nda en iyi şekilde temsil eden A Milli Futbol Takımımıza başarılar diliyorum. LGS’ye giren evlatlarımızı bir kez daha tebrik ediyor; YKS’ye girecek bütün gençlerimize üstün başarılar diliyorum. Cenab-ı Allah evlatlarımızın bahtını açık, yolunu aydınlık, devletimize ve milletimize hizmetlerini daim eylesin. Sözlerime son verirken hepinizi baki sevgilerimle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...