reklam

Güvenlik, Savunma Ve Bölgesel İttifak Dinamikleri

YAYINLAMA:
Güvenlik, Savunma Ve Bölgesel İttifak Dinamikleri

Küresel ölçekte güvenliğin giderek “bloklaşma” eğilimine girdiği bir dönemde, bölgesel güçlerin kendi aralarında yeni ittifaklar kurması kaçınılmaz görünmektedir. ABD ve Çin arasında yaşanan ticaret ve teknoloji rekabeti, Avrupa’nın enerji bağımlılığı ve Asya’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi, uluslararası sistemi çok kutuplu bir yapıya sürüklemektedir. Bu yeni düzende, ne tek taraflı güvenlik ittifakları ne de tamamen içe kapanık savunma yaklaşımları yeterli olacaktır. Bu nedenle, ülkelerin hem bölgesel hem de tematik temelde iş birliği yapabilecek esnek mekanizmalara yönelmesi gerekmektedir. 

Savunma harcamalarının artışı, güvenlik anlayışındaki bu değişimin ekonomik boyutunu da gündeme getirmektedir. Birçok ülke, artan tehditler karşısında savunma bütçelerini genişletirken, aynı zamanda bu harcamaların sürdürülebilirliğini sağlamakta zorlanmaktadır. Çünkü savunma harcamaları, ekonomik büyümeyi doğrudan etkileyen bir maliyet unsuru olduğu kadar, uzun vadede inovasyon, teknoloji transferi ve sanayileşme açısından da önemli bir kaldıraç işlevi görebilir. Türkiye’nin savunma sanayiinde son yıllarda elde ettiği başarılar, bu dengenin mümkün olduğunu göstermektedir. 

Yeni güvenlik anlayışının bir diğer boyutu da “insan güvenliği” perspektifidir. Günümüzde devletlerin güvenliği, toplumlarının refahı, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla doğrudan bağlantılı hale gelmiştir. Ekonomik krizler, gelir eşitsizliği, toplumsal kutuplaşma ve çevresel sorunlar, askerî olmayan ama stratejik sonuçlar doğuran tehdit alanları yaratmaktadır. Bu nedenle, savunma politikalarının yalnızca askerî boyutta değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik ve çevresel politikalarla birlikte ele alınması zorunludur. 

Bütün bu gelişmeler, uluslararası güvenlik ortamının artık sabit bir dengeye sahip olmadığını, aksine dinamik ve kırılgan bir yapı kazandığını göstermektedir. Bu kırılganlık, sadece devletlerin askerî kabiliyetleriyle beraber ekonomik dayanıklılıkları, toplumsal bütünlükleri ve diplomatik manevra kapasiteleriyle ölçülmektedir. Bu nedenle, yeni dönemde “güvenlik” kavramı sadece tehditleri bertaraf etme çabası değil, aynı zamanda riskleri öngörme, krizleri yönetme ve dayanıklılık kapasitesini artırma yeteneğiyle tanımlanmalıdır.

Küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye ve Türk dünyası, tarihsel deneyimlerinden ve coğrafi konumlarından aldığı güçle yeni bir vizyon geliştirme potansiyeline sahiptir. Bu vizyon, sadece askerî güce değil; diplomasi, ekonomi, kültür ve teknoloji alanlarında çok yönlü bir stratejiye dayanmalıdır. 

Bu bağlamda son dönemde gündeme gelen Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ekseninde şekillenmesi planlanan savunma ittifakı yeni bir güvenlik dengesini karşımıza çıkarmaktadır. Tam da bu noktada Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin 24 Mayıs 2022 tarihinde haftalık olağan Meclis Grup Toplantında işaret buyurdukları 57 İslam ülkesi ve Türk dünyasını kapsayan “Asya ve Orta Doğu Güvenlik Örgütü”nün teşkil edilmesinin ne denli büyük bir öneme haiz olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...