CHP’n mi var, derdin var
Durun yahu hemen celallenmeyin, merhum Selahattin Duman’dan bir alıntı yapacaktım ama lafın sonunu beklemediniz ki.
Neyse… Rahmetli Cumhuriyet Halk Fırkası’a böyle seslenirdi; “Altı Kazık Partisi…” Bu isimlendirmeyi yapmasında elbet bir sebep vardır, vardır ama şimdi soracak durumda değiliz…
Malum, dünyası değişti…
***
Fakat değişmeyen bir şey var o da CHP’nin hiç bitip tükenmek bilmeyen “Olağanüstü Kurultay” geleneği…
Bizim CHP’lilerin pir tayfası politika üretemeyip, can sıkıntısında, “ne yapsak, ne yapsak, bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak” deyu düşünürken bu çözümü bulmuşlar… “Olağanüstü Kurultay”…
Fena mı canım, basınımızın güzide temsilcilerine de iş çıkıyor böylece. Yoksa işsizlikten kırılacak CHP’nin bir kısım medyası…
Şimdilerde ellerinde pek malzeme de yok, ne yapacaklar acaba?...
Bizim muzip arkadaşlar bir “Gülnaz Şırınga” vakası daha uydursa da servis etse keşke… Ülkecek güler, eğleniriz…
***
Ne günlerdi ama?... CHP’nin resmi yayın organı Halk Tv’nin muazzez yorumcusu Özlem Gürses Hanımefendi nasıl da yutmuştu zokayı…
Salgının istibdat dönemlerinde hepimiz kahkahalarla gülmüş fakat bir o kadar da düşünmüştük; bu kadar kolay kandırılan bir kitleyle biz ne yapacağız, nereye kadar gideceğiz diye…
İnsan bütünün derdinde olunca, %20’lik CHP seçmenini bile düşünüyor işte…
Türk Milliyetçiliği de bir bakıma böyle bir şeydir işte…
Seviyoruz Türk Milletini, hem de bütünüyle ve bütün patolojisiyle!
***
Evet, nerede kalmıştık?
Hah, “Silivri ve olmayan seçim meydanları” arasında gidip gelen bu arkadaşlar için üzülmüyor da değiliz hani…
Solculuğu bile beceremiyorlar…
Bu arkadaşların en çok şaştığım anları ise; ideolojik birkaç kelam edip tepki gösterdiklerinde “sağ ellerini yumruk yapıp havaya kaldırmaları”…
Sen solcusun be kardeşim, sağ kolunu değil, sol kolunu kaldıracaksın!...
O kadar kendilerinden kopmuşlar işte…
“Saldık çayıra, Mevlam kayıra…”
***
Düştükleri garabet bu kadarla kalsa iyi…
Daha büyük sorunları da var.
Mesela nerede durduklarını, hangi siyasi fikri temsil ettiklerini dahi bilmiyorlar… Lüküs araçlarda viskilerini içerken enternasyonal marşı söyleyenleri de var, Kemalistim diyerek Londra ve Pensilvanya’da villa satın alanları da…
En çok güldüğüm de hala Atatürk’ü solcu ve sosyalist sanmaları…
Adam toprak sahibiydi bir kere, mal sahibiydi. Kendine ait çiftliği vardı. Milli Sermayenin oluşması ve tutunması için banka kurmuştu. İşadamını ve tüccarı destekler, kendi adına ve devlet adına şirketler kurdururdu…
Biz sevsek bile Nazım Hikmet’i hiç sevmemiş mesela Atatürk… Nazım’ın hapishaneden yazdığı “affedin ne olur minvalindeki” mektuplarına cevap dahi vermemişti…
Böyle gidiyorlar işte…
Tek dertleri Cumhur İttifakını yenip iktidar olmak.
Nasıl yenecekler peki, seçimlerde daha çok oy alarak mı?
Ne diyecekler seçmene? “Biz terörü bitireceğiz” deseler, olmaz… Bitti sayılır.
Ya “ekonomiyi düzelteceğiz” deseler?... Bu sefer de “nasıl yapacaksınız?” Sorusuyla karşı karşıya kalacaklar.
Programımız var, seçim beyannamemiz var deseler, hani nerede?...
Rifkin de işi bıraktı. Eee, ne yapacaklar o zaman ekonomik alanda?...
İMF’nin kapısını çalacaklar belli ki? Yüksek faizli krediyi alıp hepimizi borçlandıracaklar…
Sıcak parayı severler çünkü…
***
Durun bir de dış politika üzerinden konuşalım… Ortadoğu’da nasıl bir politika izlerler sizce?...
Esed’le barışıp Rusya’dan geri getirme çabasına girerler mi acaba… Neden olmasın.
Karadeniz’de nasıl bir diplomasi uygularlar dersiniz?... Ege’de Yunanistan ile birlikte “kardeşlik şiirleri dinletileri” falan düzenlerler mi? Ya da ne bileyim Zülfü Livaneli ve Maria Farantouri konserleri…
Kıbrıs mı? O kolay canım, hallederler…
Alın size CHP Dış politikası…
***
Zor yahu CHP’li olmak çok zor.