Kıbrıs hassasiyetle takip edilmeli
Kıbrıs, gerek tarihsel bağlarımız gerekse de Anadolu’nun güney güvenlik hattının ayrılmaz bir parçası olması sebebiyle her daim Türkiye açısından stratejik bir öneme sahip olmuştur. Doğu Akdeniz’in merkezinde yer alan ada, hem ticaret yollarını hem de bölgesel güç dengelerini kontrol edebilecek bir konumdadır. Osmanlı'nın Kıbrıs'ı Fethi ile ada Osmanlı hâkimiyetine alınmış, böylece Anadolu’nun güneyinden gelebilecek tehditlere karşı ileri bir savunma hattı oluşturulmuştur. Ancak Osmanlı İmparatorluğu, 1878’te hukuki egemenlik hakkı kendisinde kalmak kaydıyla adanın yönetimini geçici olarak İngiltere'ye devretmiş, 1914 yılında ise ada İngiltere tarafından ilhak edilmiştir. Her ne kadar Osmanlı bu kararı tanımasa da dönemin şartlarında ada geri alınamamış ve Lozan ile beraber bu durum resmileşmiştir. Adanın kontrolünün İngiltere’ye geçmesi, Türkiye’nin (o dönem Osmanlı’nın) Doğu Akdeniz’deki hâkimiyetinin zayıflamasına yol açmıştır. Bu süreç, Kıbrıs’ın yalnızca bir ada değil, aynı zamanda Anadolu’nun güvenliği için kritik bir jeopolitik unsur olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
Cumhuriyet döneminde ise Kıbrıs meselesi, Türkiye’nin ulusal güvenlik politikalarının merkezinde yer almaya devam etmiştir. Özellikle 1960 sonrası artan gerilim, Rumlar tarafından adadaki Türk varlığına yönelik tehditler ve mezalimler Türkiye’yi doğrudan müdahaleye sevk etmiş ve Kıbrıs Barış Harekâtı ile adada fiili bir denge sağlanmıştır. Günümüzde Kıbrıs, sadece askeri değil aynı zamanda enerji, deniz yetki alanları ve Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesi açısından da Türkiye için vazgeçilmez bir konumdadır. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz’de varlık göstermesi, hem enerji kaynaklarına erişim hem de bölgesel caydırıcılık bakımından kritik bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda Kıbrıs, geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye’nin güvenlik, dış politika ve stratejik derinlik anlayışının temel unsurlarından biri olmayı sürdürmektedir.
Bugün ise ABD-İsrail ile İran arasında büyüyen savaşın gölgesinde aynı rolü yeniden üstlenmektedir. Savaşın doğrudan cephe hatları Kıbrıs’tan uzakta gibi görünse de modern çatışmalar artık sadece coğrafya ile sınırlı değildir. Üsler, hava sahaları, lojistik koridorlar ve ittifak ağları üzerinden yürüyen bu yeni savaş biçimi, Kıbrıs’ı istemese de denklemin içine çekmektedir. Özellikle Güney Kıbrıs’taki İngiliz üsleri ve artan askeri hareketlilik, adanın tarafsız bir coğrafya olmaktan uzaklaştığını göstermektedir. Yani ABD, İsrail ve İngiltere’nin GKRK’de yürüttüğü faaliyetler adanın tamamında güvenlik riskini artırmaktadır.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi uzun yıllar sınırlı askeri kapasiteye sahip, daha çok siyasi ve diplomatik araçlarla hareket eden bir aktör olarak öne çıkıyordu. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler bu profilin değişmekte olduğunu ortaya koymaktadır. İsrail yapımı hava savunma sistemlerinin devreye alınması, ABD ve Batı ile savunma işbirliğinin derinleşmesi ve askeri modernizasyon adımları, Rum kesiminden kaynaklanan tehditleri artırmaya başlamıştır. Bu da GKRK’nin İsrail’in güvenlik mimarisine eklemlenen bir unsur olmaya başladığını göstermektedir. ABD’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile geliştirdiği ilişkiler de bu dönüşümü hızlandırmaktadır. Washington yönetimi son yıllarda GKRK ile savunma alanında daha kurumsal ve derin bir işbirliği tesis etmiş, adayı kriz anlarında kullanılabilecek bir lojistik ve operasyonel destek noktası olarak konumlandırmaya başlamıştır. İsrail ise benzer şekilde GKRK ile askeri tatbikatlar, deniz güvenliği projeleri ve siber altyapı işbirlikleri üzerinden ilişkilerini derinleştirmektedir. Böylece Doğu Akdeniz’de İsrail-Yunanistan-GKRK hattında özellikle de Türkiye karşıtı bir eksen ortaya çıkmaktadır.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin pozisyonu ise son derece nettir. Türkiye açısından Kıbrıs yalnızca tarihi bir mesele değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki stratejik dengenin temel unsurudur. Bu nedenle Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki askeri varlığını yalnızca korumakla kalmamakta, aynı zamanda yeni tehdit algılarına göre güçlendirmektedir. F-16 savaş uçaklarının konuşlandırılması, hava savunma sistemlerinin devreye alınması ve gerektiğinde daha ileri adımların atılabileceğine dair verilen mesajlar, Türkiye’nin dengeyi pasif biçimde izleyen değil aktif şekilde yönlendiren bir aktör olduğunu göstermektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve adadaki Türk varlığının güvenliği Türkiye’nin en öncelikli başlıkları arasındadır.
Bugün Kıbrıs’ta asıl mesele savaşın doğrudan adaya sıçramasıyla beraber yine GKRK tarafından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve bölgedeki Türk varlığına yönelik provakatif girişimlerin boyutunun genişlemesidir. Henüz geride bıraktığımız günlerde bazı sınamalar yaşanmaya başlamış, Rum kesiminden Türklere yönelik saldırı girişimleri olmuştur. Kıbrıs’ta hâlihazırda yüksek olan tansiyonun hızla tırmanma potansiyeli giderek yükselmektedir. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Kıbrıs’taki her hadise hassasiyetle takip edilmelidir.