Kıbrıs üzerindeki oyunlar ve şımartılan Rumlar
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, Salı günü yapmış olduğu milli ve vizyon yüklü konuşması içinde KKTC hakkında şu uyarılarda bulunmuştur:
“Avrupa ülkelerinin silah sevkiyatlarıyla güçlendirdiği Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) saldırgan politikalarına göz yumulurken, Türkiye’nin KKTC’ye yönelik meşru ve sınırlı savunma tedbirlerini eleştirenlerin içine düştüğü çifte standart ibretliktir.
Hiç kimse bizden, Güney kesiminin silaha boğulduğu bir dönemde Kuzey Kıbrıs’ı yalnız bırakmamızı, soydaşlarımıza yönelen tehditleri görmezden gelmemizi beklememelidir.
Unutulmamalıdır ki Kıbrıs, bizim için alelade bir dış politika konusu değil; millî bir dava ve vazgeçilmez bir egemenlik meselesidir.”
Bu konuşmanın hemen ardından medyaya “KKTC’de Rum tarafından saldırı” başlığıyla bir haber yansımıştır. Haberde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, başkent Lefkoşa’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından bir grubun KKTC tarafındaki sivillere taş ve patlayıcı madde attığını açıkladığı yer alıyordu.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimini (GKRY) son yıllarda ABD ve İsrail’in aşırı şımarttığı, beslediği ve yönlendirdiği alenen ortadadır.
ABD, İsrail, Yunanistan ve bazı Avrupa ülkeleri; bölgede ve ada üzerinde varlıklarını sürdürmek, stratejik hamleler geliştirmek ve Türkiye’yi çevrelemek amacıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) yoğun ilgi göstermektedir. Bu ilgi, doğal olarak GKRY’de KKTC’ye karşı daha saldırgan ve düşmanca bir tutumun oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bir bakıma, aldıkları desteğin karşılığını bu şekilde vermektedirler.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve toplumunda, Kıbrıs Türklerine yönelik düşmanlık motivasyonu her geçen gün artmaktadır. Nitekim İsrail ile GKRY arasında peş peşe imzalanan askerî ve silah tedarik anlaşmaları da bu sürecin önemli göstergelerindendir.
İsrail’in bölgedeki işgalci, yayılmacı ve soykırımcı politikaları çoğaldıkça Kıbrıs’ta da provokasyonlar artmaktadır. İsrail’in bu politikalarını sadece bugünler için değil, yarınlardaki büyük İsrail hayalleri için şekillenmektedir.
ABD ve İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimine (GKRY) adeta “gel” deyince gelecek “git” deyince gidecek kendi emireri gözüyle bakmaktadır. Yunanistan’ın tarihteki Türk milletine karşı duyduğu kuyruk acısı da onları keyiflendirmektedir.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, tüm bu gelişmelerin sebep-sonuç ilişkisini doğru okuyarak, “Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile.” sözünün işaret ettiği basiretle hareket etmektedir.
Bu çerçevede, KKTC seçimleri sonrasında Kıbrıs’ta “federasyon” tezi üzerinden Türkleri eritmeye, Türk ordusunu adadan çıkarmaya ve Türkiye’ye karşı bir düşmanlık atmosferi oluşturmaya yönelik girişimlerin artabileceğini öngördüğü için, tepkisini gecikmeden ortaya koymuştur.
Zira seçimleri kazanan CTP’nin Kıbrıs meselesine yaklaşımı ve geçmiş sicili bu doğrultuda şekillenmiştir. KKTC seçimleri öncesinde, Cumhurbaşkanı seçilen Tufan Erhürman’ın da CTP’nin çizgisine uygun “federasyon” söylemlerini benimsediği bilinmektedir.
Bu gelişmeler üzerine MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, şu çağrıyı yapmıştı:
“KKTC’de gerçekleştirilen seçimler son derece düşük bir katılımla yapılmıştır. Kıbrıs Türklerinin kaderi, bu denli sınırlı bir katılımla temsil edilemez. Seçim sonuçları seçim kurulu tarafından açıklanmış olsa dahi, KKTC Parlamentosu derhâl toplanmalı; federasyona dönüşün kabul edilemeyeceğini ilan etmeli ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı almalıdır.”
Bu çağrıyla, hem odağı Kıbrıs Türklerinin haklarına çekmiş hem de Türkiye’nin Kıbrıs meselesine daha fazla dikkat kesilmesini sağlamıştır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin yarattığı bu atmosfer ve Kıbrıs konusundaki millî duruş sonrasında, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın da “taç giyen baş akıllanır” misali daha sağduyulu ve Türkiye’nin Kıbrıs politikalarıyla uyumlu bir tutum sergilediği görülmektedir. Yarınlarda nasıl davranır dikkatle takip etmekte fayda vardır.
MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin KKTC seçimleri sonrası yaptığı açıklamaları “KKTC seçimlerine ve demokrasiye müdahale” olarak gören herkes, eğer bu bakış açısında art niyetli değilse Kıbrıs üzerindeki ABD, İsrail, Yunanistan ve bazı Avrupa ülkelerinin Rumları Türklere karşı tahrik eden eylem ve söylemlerini görmüştür.
Türk devleti, tüm gelişmelerin farkında olarak Kıbrıs’ın kuzeyine altı F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemleri konuşlandırmıştır.
Millî Savunma Bakanlığı, bu kararın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin güvenliğinin artırılmasına yönelik kademeli planlar çerçevesinde alındığını belirterek şu açıklamayı yapmıştı:
“Türkiye, Kıbrıs’ta garantör ülkedir. Garantör olmayan bazı ülkelerin Kıbrıs adası ve Doğu Akdeniz’e askerî unsurlar sevk ettiği bir ortamda, Türkiye’nin aldığı tedbirler son derece meşru, yerinde ve dengeli bir güvenlik yaklaşımının gereğidir.”
Bu açıklama, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki kararlılığını ve güvenlik hassasiyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
KKTC, Türkiye için hayati öneme sahiptir. KKTC can parçamızdır. Bu nedenle, bu can parçamızı korumak adına son derece dikkatli ve hassas hareket etmek zorundayız.
ABD, İsrail, Yunanistan ve bazı Avrupa ülkelerinin desteğiyle cesaretlendirilen ve şımartılan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sergilediği düşmanca tutum karşısında, son derece dikkatli olunması gereken bir süreçten geçmekteyiz.
O hâlde bir kez daha haykıralım: KKTC Türk’tür, Türk kalacaktır.