Harekât bulmacası
ABD-İsrail ile İran arasında kopan savaşta ilk haftanın sonundan itibaren İran’a yönelik olası bir kara harekâtı gündeme gelmeye başlamıştır. Özellikle de ikinci haftanın sonunda bu konu daha sıklıkla tartışılmaya başlanmış, Trump ve Netanyahu’nun açıklamaları sonrası daha da alevlenmiştir. Pentagon’un 200 milyar dolarlık ek bütçe talebi ve sonrasında ABD’nin 4 bin kişilik ek bir askeri kuvveti bölgeye sevk etme hazırlığında olduğuna dair iddiaların yükselmesi kâbus senaryolarının tedavüle sokulmasına da zemin hazırlamıştır.
Bu süreç devam ederken Trump’ın hafta başı ve hafta sonu arasında değişen açıklamaları ise süregelmiştir. Haftanın başında “İran ile yoğun müzakerelerin sürdüğünü” söylerken hafta sonuna kadar İran’ı yerle bir edeceğiz” yönüne evrilmektedir. Trump’ın bu açıklamasına karşılık İran tarafı görüşme olmadığını söylerken, Pakistan’ın bu anlamda iki ülke arasında aracı olduğu ve taleplerin Pakistan üzerinden iletildiği yine her iki tarafça kısık sesle de olsa kabul edilmiştir. Geride bıraktığımız günlerde ise ABD tarafından savaşı sonlandırmak için İran’a 15 maddelik bir teklifte bulunduğu iddia edilmiştir. İran ise buna karşılık 4 maddelik bir çerçeve çizerek cevap vermiştir. ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında öne sunulan gerekçelere bakıldığında İran ve ABD’nin öne sürdüğü şartların her iki tarafça kabul edilmesi pek mümkün görünmemektedir. Zira İran tarafı yaptığı açıklamada ABD’nin yeni bir aldatmacası olabileceği konusunu açıkça ifade etmiştir. İnişli çıkışlı bir müzakere tartışmasının sürmesi hem piyasanın geldiği durum hem de ABD’nin kara operasyonu açısından zaman kazanma faaliyetleri olabileceği konusunu akıllara getirmektedir.
22 Mart 2026 tarihinde Türkgün gazetesinde yayınlanan “Büyük Yıkım Tehdidi” başlıklı yazımda ABD’nin İran’a yönelik bir kara harekâtını gerçekleştirebilmesi için büyük çaplı bir yıkım olması gerektiğini ve Trump’ın “istersek iki saniyede bitiririz” açıklamalarının “taktik nükleer silah kullanımı” riski konusunu akıllara getirdiğini ifade etmiştim. Son dönemdeki gelişmelere bakıldığında olası kara harekâtının Hark Adası üzerinden planlanmaya başlandığı ve İran tarafının da burada bir savunma hattı hazırlığı içerisinde olduğu iddia edilmektedir. Zira 14 Mart günü ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın Hark Adası'nı hedef aldıklarını belirterek, buradaki “tüm askeri hedeflerin tamamen yok edildiğini” açıklamıştır. Yani Trump’ın bu iddiasına bakıldığında Hark Adası’nda büyük bir yıkım gerçekleşmiştir.
ABD olası müdahalede belki ada özelinde başarılı olabilecektir. Fakat özellikle de İran’ın asimetrik savaş konusundaki tecrübesi, zorlu coğrafi şartlar, geniş milis ve vekil güç ağı göz önünde bulundurulduğunda az evvel bahsettiğimiz gibi büyük bir yıkım olmadığı sürece ABD ordusunun burada başarı elde etmesi düşük bir ihtimaldir.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler küresel ekonomi üzerinde büyük ve olumsuz etkiler doğururken, ABD-İsrail ortaklığı Orta Doğu’da ateş saçmaya devam etmekte çatışmalar giderek şiddetlenmektedir. Bu savaş bir an evvel sona ermelidir. Zira 4 haftalık süre içerisinde cephelerin derinleştiği ve hesaplaşma arzularının başka coğrafyalara da sıçrama riskinin giderek arttığı anlaşılmaktadır. ABD ve İsrail ortaklığı bu çılgın macerasına son vermeli, kabul edilemez şartları bir kenara bırakarak İran ile makul bir zeminde müzakere süreçlerine başlamalıdır. Sahte, suni ve zaman kazanmaya yönelik ortaya atılan diplomatik girişimler terk edilmeli, gerçekçi bir yaklaşım tesis edilmelidir.