Üniversite sınav sonuçları: Tıp lider, mühendislik inişte (1)
Üniversite yerleştirme sonuçları sayısal alanda ilk 1000'e giren gençlerin en çok yazdığı bölüm yine tıp oldu. 50 bin barajıyla öğrenci alan tıp kontenjanları doldu. İlk 20 binin neredeyse %70’i tıp seçti! Halbuki daha 3 sene önce Covid’den çıkan memlekette “doktorluk yapılmaz” görüşü hakimdi.
Bununla beraber, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız, Türkiye Stratejik Teknoloji İnsan Kaynağı Programı'nı duyurdu. Yapay zekâ, siber güvenlik, çip ve ileri bilgisayar sistemlerinde ilk etapta 550 doktora öğrencisi merkezî sınavla seçilecek, 20 araştırma üniversitesinde yetiştirilecek. 5 yılda yaklaşık 3 bin genç araştırmacı ülkenin bilim ekosistemine kazandırılacak. Geç kalınmış ama son derece yerinde bir adım. Geçmişte yüksek teknoloji enstitüleri ile de bu sorun çözülmeye çalışılmıştı.
Ben üniversite sınav sonuçlarına göre “halkın teveccühü”nü devletin politikasından farklı olduğunu görüyorum. Madem devletimiz stratejik teknoloji alanlarını geleceğin bel kemiği sayıyor, bu özeni neden doktora aşamasına kadar bekletelim? Bahsi geçen 3 bin araştırmacının havuzu, bugün 18 yaşında bölüm seçen gençler. En analitik zekâlar daha lisans tercihinde tıbba gidiyorsa, yıllar sonra mühendislik ve temel bilimlerde doktora için aradığımız insanı en baştan kaybediyoruz demektir. Kaldı ki bu sadece ülkenin kaybı da olmuyor. Matematiği seven, tasarıma yatkın, elektroniğe meraklı bir genç, çevresinin "bu puan boşa gitmesin" ya da “doktorluk iyidir” baskısıyla çoğu zaman sevmediği bir yola giriyor. Yani hem o çocuğu hem ülkenin stratejisini kaybediyoruz.
Bu meselede yalnız olmadığımızı da görmek gerek.
- Güney Kore çarpıcı bir örnek. En iyi öğrencileri yıllardır tıbba akın ediyor. Sonuç olarak dünyanın en güçlü çip üreticilerinden biri, yapay zekâ yarışında mühendis bulmakta zorlanır hale geldi.
- Çin ise açığı erken gördü. Devre ve çip alanında 300 bine yaklaşan mühendis ihtiyacını kapatmak için maaştan konut desteğine, üniversite kontenjanından yüksek imza primlerine kadar akla gelen her yola başvuruyor.
- Fransa'da en parlak öğrencilerin gözdesi tıp değil, mühendislik ve yönetim okulları. Bunların başında gelen École Polytechnique'te öğrenci harç ödemiyor, tam tersine, subay adayı gibi maaş alıyor ve mezuniyette en yüksek başlangıç ücretlerinden birine kavuşuyor.
- İsrail ise aynı işi güvenlikle birleştirmiş. 1979'da kurulan Talpiot programı, çok yüksek bir seçicilikle gençleri alıyor; fizik, matematik ve yazılım eğitiminden geçirip savunma teknolojisinin kalbine yerleştiriyor.
- Singapur, en iyi öğrencilerine dünyanın seçkin üniversitelerinde okuma imkânı veriyor, karşılığında birkaç yıllık kamu veya araştırma hizmeti istiyor.
Bütün bu örneklerden Türkiye için birkaç ders ve ödev var. Birincisi getiri. Ülkenin stratejik alanlarına özelleşmiş bölüm mezunlarının kazançları, kariyer basamağı ve güvencesi hekiminkiyle yarışabilir olmalı. Bugün savunma sanayinde çalışsa dahi mühendis maaşı doktorun yarısı. Temel bilimleri bitirenler içinse akademik ilerleme alanları neredeyse tıkalı, hocaların emekli olmasıyla yol açılmasını bekliyorlar.
İkincisi prestiji yükseltme. Stratejik alanların da kendine ait, seçici ve markalı bir çatı okulu olabilir. Bir tür "Türkiye Politeknik”i spesifik alanların dışına çıkmamak üzere kurulabilir, ayrıcalıklar bu ve benzeri üniversitelere yoğunlaşır. Teknik üniversitelerdeki teknik olmayan bölümler de kapatılabilir ve üniversiteler bu kapsama alınabilir. Bu kapsamdaki okullar da özel teşvik kapsamına alınabilir.
Sonraki yazıda bu konuyu incelemeye devam edelim.