Hain kostaklar, nerede kalmıştık?

YAYINLAMA:
Hain kostaklar, nerede kalmıştık?

Ey şizofrenler, ruh hastaları, yalandan ve iftiradan kendine vitamin devşirenler, pespayelikte birbirleriyle yarışanlar, kanalizasyon borusunda yaşayan troller, kokuşmuş bünyeleri hiçbir tedaviyi kabul etmeyenler, “muhalif” sıfatını alıp aklını ve şerefini kaybedenler!

Bakın, yine ben ve yine buradayım!

Buna benzer her yazımda sizlere yaptığım selamlamayı yine yapayım:

“Hain Kostaklar, merhaba…”

Her yaz döneminde kısa süreliğine izne ayrılırken, değerli okuyucularıma duyduğum saygının bir gereği olarak yaptığım “bilgilendirme” nedeniyle, kendisine “muhalif” diyen bazı akıl ve şeref yoksullarının yazdığı çöp senaryolara ve beyinlerinin yerini almış organlarından uydurdukları temennileri gerçekmiş gibi servis etmelerine bu dönem de yine muhatap oldum.

Bugünlerde olduğu gibi geçmişte de neler yazdılar, neler… Ne senaryolara, ne yalanlara, ne iftiralara muhatap ettiler beni…

Kaç kere “Yıldıray Çiçek, A, B, C şahısla ilgili yazı yazdı, kovuldu.” diye haber yaptılar. Oysa sözünü ettikleri bütün bu isimlerin ortak özelliği MHP düşmanı olmalarıydı. MHP düşmanlarına yazı yazdığım için beni kovdurmuşlardı yani!

Bunlarda karakter yok, akıl ise hiç yok…

Durup dururken “NOT: MHP’den bir mesaj aldım… Kendi ifadelerine göre, ‘Devlet Bey sifonu çekmiş...’ Evet, Bahçeli, amigo Yıldıray’ı süpürmüş… İlgilenenlere duyurulur…” diye yazan, ruh hastası, “Önşizofren” sözde gazetecilere bile şahit olduk.

Başka hiçbir siyasi hedefimin veya başka bir alanda makam sahibi olma gibi bir gayemin hiç olmadığını defalarca ifade etmeme; önüme çeşitli imkânlar geldiği hâlde sadakat ve vefa duruşumdan zerre taviz vermeyerek bunu karakterimle ispat etmiş olmama rağmen, “Milletvekili adayı yapılmadığı için yazılarına ara verdi”, “RTÜK üyesi olamadığı için yazılarına ara verip bavulunu topladı, Ankara’yı terk etti” gibi haberler dahi yaptılar. Hepsi arşivlerde duruyor.

Yaklaşık iki hafta önce, “Türkgün gazetesindeki Başyazı ve iç yazılarıma kısa bir süreliğine ara veriyorum. Değerli okuyucularımın bilgisine. Yeniden buluşmak dileğiyle… Saygılarımla…” şeklinde bir paylaşım yaparak yazılarıma kısa bir ara verdiğimi duyurdum.

Hepsi bu!

Yıldıray Çiçek’in kalemi bunlara nasıl dert olduysa… Anında yine tezviratlara başladılar…

Ne istifa ettim, ne gazeteden ayrıldım, ne köşemi bıraktım ne de yazmayı bıraktığımı söyledim. Zerre kadar veda cümlesi de kurmadım.

Sadece yaz dönemindeki kısa bir molayı, her zaman yaptığım gibi, “Yazılarıma kısa bir süreliğine ara veriyorum.” şeklinde okuyucularıma duyurdum.

Ama girişte tarifini yaptığım, sözde “muhalif” sıfatını taşıyan ruh hastası tayfa durur mu?

Durmadı!

Kimi “Artık yazmayacak.” diye sevindi, kimi “Görevden alındı.” diye hayaller kurdu, kimi de “Gazeteden gönderildi.” diye kendi kendine zafer ilan etti.

Neler yazdılar, neler söylediler…

Kimi, Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerinin emperyalizm oyunları karşısındaki hayati önemine dair en fazla yazı yazmış olan bana, bu süreçlere tepki olarak yazmayı bıraktığım iftirasını attı.

Kimi, “FETÖvari yapılara dikkat edelim.” içerikli yazılarımın Türkgün gazetesinden çıkarıldığı ve bu yazılarımdan dolayı “MHP içinde rahatsız olanlar tarafından kurban edildiğim” yönünde şerefsizce yalanlar üretti.

Kimi ise insanlık duygularını yitirmiş, karakter pespayeliği yaşayan Esfel-i sâfilîn’den (aşağıların aşağısı, sefillerin en sefili) bir edayla, “İnşallah sağlıkla ilgilidir Yıldıray. Kötü haberlerini bekliyoruz…” diye yorumlar yazdı.

Kısacası, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan ahlaksız bir sürü senaryo yazıp oynadılar.

İnsanlığını yitirmiş temenni cümleleri kurdular.

Üstelik kendi yazdıkları senaryoya kendileri inanıp sonra da bunu gerçekmiş gibi birbirlerine servis ettiler.

Ben ise ailemle birlikte izindeydim.

Onlar benim hakkımda hayali senaryolar yazarken ben dinleniyor, kitaplar okuyor, gündeme dair notlar alıyordum.

Onlar “gitti” diye sevinç göbekleri atıp iğrenç kahkahalar savururken ben dinlenmiş bir şekilde dönmeye hazırlanıyordum.

Onlar temennilerini, iftiralarını ve yalanlarını haber diye pazarlarken ben maskelerini düşürecek yeni yazılarımı düşünüyordum.

Yazılanları, çizilenleri sadece izledim, takip ettim. Özdemir Asaf’ın dediği gibi sadece gözlemledim:

“Sonra çekildim bir kenara,

Seyrettim bütün olup biteni.

Baktım kimde ben ne kadarım,

Kim bende ne kadar kalmış diye.”

Ve şimdi…

Bakın, yine ben ve yine buradayım!

“Hain Kostaklar, merhaba…” diyorum.

İftiralardan, yalanlardan ve binbir çeşit pespaye senaryodan etkilenip beni merak eden dostlarıma da bin selam olsun…

Biz, merhum Dilaver Cebeci’nin dizelerindeki dualardan ilham alarak Türk milletinin düşmanlarına, toplumda mazlumları ezenlere, haksızlık yapanlara, huzuru bozanlara, bölmeye ve parçalamaya çalışanlara ve sadece menfaat peşinde koşan siyaset devşirmelerine, hokkabazlarına, şarlatanlarına karşı yazılarımızla mücadeleye devam edeceğiz ve hep haykıracağız:

“Rabbim, gün
gösterme köpek soyuna…

Milletimi
getirmesin oyuna…

Şimşek düşsün
şölenine toyuna!

Dinime,
töreme ürdürme ya Rab”

Aslında bu yazımın özünde bile Türkiye’de “muhalefet” sıfatını taşıyan siyasetçinin, gazetecinin, yazarın, yorumcunun ve trolün ne kadar kalitesiz bir hâle geldiğini; takıntı, saplantı ve şizofrenik hâllerinin nasıl derin bir çukura dönüştüğünü görebilirsiniz.

Sırf haklı çıkmak ve şerefsizce kazanımlar elde etmek uğruna bütün ahlaki değerleri ayaklar altına alarak nasıl bir itibarsızlaştırma sistemi kurduklarını da bu örnekler üzerinden açıkça görmek mümkündür.

Ben yıllardır bunların bu iğrenç yönlerine muhatap olduğum, yazılarımla sürekli maskelerini düşürdüğüm ve oyunlarını bozduğum için, kurdukları bu itibarsızlaştırma sistemine karşı “bağışıklık” derecem oldukça güçlüdür.

O yüzden bunların kurduğu sistem bize zerre kadar etki etmez. Yeter ki dostlarımız “Dost doğru olur, dosdoğru olur.” ölçüsünde davransın…

İşte o zaman, değerli sanatçımız Alperen Kekilli’nin “Var Bizim” eserindeki gibi seslenmeye devam edeceğiz:

“Kurşun kalemimiz, tükenmez ucu
Kelimeler yiğit, hikâye acı
Tezgâhını kursun karaborsacı
Pazarları bozduğumuz var bizim”

Evet, hain Kostaklar, nerede kalmıştık?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...