Dünün PKK ortakları, bugünün “Terörsüz Türkiye” karşıtları

YAYINLAMA:
Dünün PKK ortakları, bugünün “Terörsüz Türkiye” karşıtları

“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projesi, bir devlet politikası olarak tıkır tıkır işlemeye devam ediyor. Suriye’de kendini feshederek silah bıraktığını açıklayan terör örgütü PKK’nın uzantısı SDG/YPG’nin ardından, Irak’ta da önemli bir gelişme yaşandı.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, “Silahların yalnızca devletin elinde bulunması ve güvenlik kararlarının tek merkezden alınması, Sincar halkının güvenliği ve bölgenin istikrarı için temel esastır.” ifadelerini kullanarak, terör örgütü PKK’nın uzantılarının da silah bırakacağı yönündeki gelişmeyi duyurdu.

Her iki ülkedeki bu gelişme son derece önemlidir. Çünkü Irak ve Suriye, terör örgütü PKK’nın uzun yıllardır hareket ve eylem alanı bulduğu bölgelerdi.

Türk devletinin “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projeleri, Irak ve Suriye’de ete kemiğe bürünmektedir.

İran’da da ABD ve İsrail’in terör örgütü PKK’ya verdiği silahların örgüt tarafından kullanılmaması, bu sürecin etkisiyle birlikte gerçekleşmiş; bu durum, Trump’ın “İranlılar sokağa çıkmak, protesto gösterisi yapmak istiyor ama silahları yok. Kürtlerin onlara [silah] vereceğini düşünüyorduk. Kürtler bizi hayal kırıklığına uğrattı.” şeklindeki öfkesine neden olmuştu.

Türk devleti, 2016 yılından itibaren Türkiye, Irak ve Suriye’de art arda düzenlediği terörle mücadele operasyonlarıyla terör örgütü PKK’ya çok büyük darbeler vurmuş ve örgütün hareket alanını önemli ölçüde daraltmıştı. Şimdi ise terörü kökten ve tamamen bitirmek amacıyla yeni stratejilerini hayata geçirmiştir. Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan’ı da bu anlamda merkeze alan çağrılar ve atılan adımlarla süreç, terör örgütü ve uzantıları içerisinde hızlandırılmıştır.

Siz, dün terörün en can alıcı günlerinde Öcalan’ın kurduğu siyasi partilerle menfaat ittifakı ve iş birliği yapan Türkiye’deki ahmak muhalefetin, bugün terörle en başarılı şekilde mücadele eden Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerine karşı çıkmasına aldanmayın.

Çünkü onlardaki ikiyüzlülük artık ahmaklığı aşan bir ihanet boyutundadır.

Herhâlde ABD ve İsrail’den “Bizim taşeronsuz kalmamıza engel olun.” görevi almışlar ki; dün Irak ve Suriye’de Türk devletinin terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkan bu muhalefet, şimdi “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerini gölgelemek ve hayata geçirilmesini engellemek için her yolu deniyor.

Kandil’in, KCK’nın, YPG’nin, PJAK’ın ve DEM’in “Kurucu Önderimiz” dediği Öcalan’ın kurduğu partilerle siyaset borsası kurarken hiçbir rahatsızlık duymayanlar, bugün aynı örgüt ve siyasi uzantılarına, “Madem kurucu önderiniz Öcalan, o hâlde onun çağrısına uyun.” denilmesine neden karşı çıkıyor?

Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan, kendine yapılan çağrılar karşısında “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı ömrünü tamamlamasına yol açtı. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt veremez. Silah bırakma çağrısında bulunuyorum ve bu tarihî sorumluluğu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın, karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” çağrısında bulundu.

O hâlde soru şudur: Bu terör yapısının kurucusu olan Öcalan’ın bu çağrısının gereğinin yerine getirilmesini istemek neden rahatsızlık yaratıyor?

Bir başka ifadeyle, dün “Kurucu Önderimiz” diyerek Öcalan’ı sahiplenenlere, bugün kendi “önderlerinin” silah bırakma ve örgütü feshetme çağrısına uymaları hatırlatıldığında neden itiraz ediyorlar?

Öcalan’ı bir mıknatıs, örgüt ve siyasi uzantılarını da metal parçaları gibi düşünürsek; yıllarca bu mıknatısın çekim alanında siyaset yapanların, şimdi mıknatısın gösterdiği yöne gitmelerinden neden rahatsız olduklarını anlamak mümkün değil.

Kandil’in, KCK’nın, YPG’nin, PJAK’ın ve DEM’in Öcalan için “Kurucu Önderimiz” demesinden dün rahatsız olmayanlar; onun kurduğu siyasi yapılarla defalarca ittifak yapanlar, bugün MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, “Kurucu önderinizin çağrısı bu; buna uyun, örgütü feshedin ve silah bırakın.” şeklindeki çağrılarından neden rahatsız oluyorlar?

Dün CHP’nin, İYİ Parti’nin, Zafer Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin, DEVA Partisi’nin ve Saadet Partisi’nin, Öcalan’ın güdümündeki HDP/DEM ile ittifak yaptığı dönemde, Kürdistan kurma hayalleri, terörü azdırma ve bölücülüğü yaygınlaştırma çabaları zirveye çıkmıştı. Bu partilerin tamamı, bu anlamda onlara destek veriyordu.

Kimi, Suriye’de PKK’nın devlet kurmasını istedi. Kimi, Irak ve Suriye’de PKK’ya karşı operasyon yapılmamasını savundu. Kimi, PKK’nın yayın organına çıkarak Türk devletini ve Türk ordusunu suçladı. Kandil’deki elebaşları yerel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde arka arkaya 6’lı Masa’ya destek açıklamaları yaptığında ise sevinçten ağızları kulaklarına vardı.

HDP Eş Başkanı Sezai Temelli, “Kürdistan’da biz kazanacağız, batıda da AK Parti ve MHP’ye kaybettireceğiz.” dediğinde; yine aynı dönemlerde “AKP-MHP blokunu bir kez daha yenmek istiyor musunuz? Onun yeri bu annelerin yanıdır.” sözleri söylenirken ve “Tek muhatap Öcalan” denilirken siz, HDP ile siyasi menfaat ittifakları yapıyordunuz.

Peki, yerel seçimlerde kazanan olduğunuzda, “Bu zafer aynı zamanda HDP’nin zaferi ve başarısıdır.” demediniz mi, 6’lı Masa’nın siyaset sürüngenleri? Hepiniz HDP’ye sırasıyla teşekkür etmediniz mi? “HDP Kürtlerin siyasal temsilcisidir.” diyen siz değil miydiniz?

Bugün kalkıp “Terörsüz Türkiye” sürecine karşı çıkarken, dün hem de terör sürerken HDP ile kurduğunuz siyasi menfaat ilişkilerini nasıl unutabiliyorsunuz?

Bugün PKK’yı terör eylemlerinden, bölücülük çabalarından ve emperyalistlerin onları bölgemizde taşeron olarak kullanmasından işlevsiz kılmaya çalışan “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projesine niçin karşısınız?

Ya siyasette malzemesiz kaldığınızdan ya da dediğim gibi, ABD ve İsrail tarafından size “Bizim taşeronsuz kalmamıza engel olun.” görevi verildiği için mi böyle çıldırmışçasına bu süreci baltalamaya çalışıyorsunuz?

Siz PKK/HDP ortaklığı yaptığınız günlerde, 2018 yılında, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli sizin karşı çıktığınız Zeytin Dalı Harekâtı (Afrin) için, “PKK/PYD, Afrin’in her yerine muhtemeldir ki bomba düzeneği yerleştirmiştir. Bu hâliyle Afrin ya yıkılmalı ya da teröristler ateşe verilmelidir.” diye haykırırken; ardından, “Eğer yeri gelirse ben de bir Bozkurt gibi en ön safta Afrin’e gider, gerekirse, ihtiyaç hâsıl olursa bu vatana, bu millete taşıdığım canı seve seve feda ve hediye ederim. Bu da millete bir Devlet sözüdür.” duruşunu sergilerken, hepiniz şerefsizce, haysiyetsizce dalga geçiyordunuz…

Şimdi aynı lider yine “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” adı verilen Türk devlet politikasının başarıya ulaşması için duruş sergiliyor, stratejiler geliştiriyor. Siz yine aynı tutum içerisindesiniz…

MHP Lideri Devlet Bahçeli dün de PKK’nın kökünün kazınmasını istiyordu, bugün de…

Daha 8 ay önce, Suriye’de silah bırakmayı ve kendini feshetmeyi kabul etmekte direnen SDG/YPG için “Sadece Fırat’ın batısı değil, Fırat’ın doğusu da; Ayn el-Arap’tan Kamışlı’ya kadar faal hâlde bulunan terörist faaliyetlerin kökü kurutulmalı, mıntıka temizliği bütüncül ve eş güdüm hâlinde hayata geçirilmelidir.” ve “Son tahlilde Fırat’ın doğusu, tıpkı batısı gibi terörden ve kanlı hesaplardan tamamıyla arındırılmalıdır. O gün işte bugündür.” diyen de o değil miydi?

Peki, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerine karşı çıkanlar, Suriye’deki bu mücadeleye “Şimdi kalkmışlar, Suriye’deki gelişmeleri sanki bir zafermiş gibi sunmaya çalışıyorlar… PKK’yı perdelemek için uydurdukları SDG, Fırat’ın batısından süpürülünce bunu uluslararası bir başarı gibi pazarlıyorlar.” diyerek karşı çıkan Müsavat Dervişoğlu gibi değil miydi?

Irak ve Suriye’deki gelişmeler, “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerinin hem Türkiye hem de bölgemiz adına sağladığı kazanımlardır.

Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan’ın kurduğu partilerle defalarca ittifak yapanların, şimdi Öcalan üzerinden “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerini baltalama çabalarını görüyoruz.

Aslında siyasetin bu ahmakları neyin ne olduğunu, ne yapılmak istendiğini çok iyi biliyor.

Bunlar, daha dün siyasi menfaat ortaklığı yaptıkları DEM’in “Önderimiz” dediği Öcalan’ın, “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı ömrünü tamamlamasına yol açtı. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt veremez. Silah bırakma çağrısında bulunuyorum ve bu tarihî sorumluluğu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın, karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” açıklamasını yaptığını görüyorlar.

Peki, “Önderimiz Öcalan” diyen dünkü ortakları üzerinde bu çağrısını güçlendirmek için neden eylem ve söylemleriyle toplumsal ve siyasi baskı oluşturmuyorlar? Neden “Öcalan’ın çağrısı yerine getirilmeli, PKK silah bırakmalı ve kendini feshetmelidir.” demek yerine, Öcalan’a bu açıklamayı yaptıran Cumhur İttifakı iradesine saldırıyorlar?

Buradan çıkan sonuç çok açık değil mi? PKK’nın silah bırakmasına ve kendini feshetmesine karşı değiller mi?

Dün, nasıl ki Öcalan’ın kurduğu partilerle ittifak kurarken ve terörle mücadeleye karşı çıkarken bahaneler üretiyorlarsa, bugün de “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerine karşı çıkarken bahaneler buluyor, fitneler üretiyor, iftiralar atıyorlar.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Bu doğrultuda Öcalan’ın koordinatör statüsü, örgütün tasfiye süreci ile sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu koordinatörlük, Kürtlerin lider ve temsilcisi, etnik ve kategorik hakların savunuculuğu gibi hususları kapsamamaktadır.” şeklinde bizzat açıklama yaptığı hâlde, statü meselesini ve kurduğu terör örgütüne silah bıraktırmak, örgütü feshettirmek amacıyla Öcalan’a açılan alanı bahane ederek saldırıyorlar.

Oysa mesele gayet açıktır: Öcalan’a tanınan alanın sınırı, PKK’nın silah bırakması ve kendisini feshetmesiyle çizilmiştir. Bunun ötesine anlam yüklemek, açıkça ifade edilmiş bir çerçeveyi çarpıtmaktan başka bir şey değildir.

İmralı’nın her metrekaresinin tapusu ve yönetimi Türk devletinin elindeyken, PKK’nın silah bırakması ve kendisini feshetmesi amacıyla açılan alanı ve oluşturulan yerleşkeyi “villa” diye sunmak; şehitlerimiz ve gazilerimiz üzerinden bir istismar alanı oluşturmak, bu çarpıtmanın bir parçasıdır.

Terörün her yerde oluk oluk kan akıttığı yıllarda, “Öcalan’ın heykelini dikeceğiz.” ve “Sırtımızı Kandil’e-İmralı’ya dayadık.” diyen HDP ile ittifak ve iş birliği yapanların, bugün şehitlerimiz üzerinden “sıvasız evler” istismarı yapması ise alçaklığın en ileri boyutudur.

Cezaevinde iken korkusundan “Bu konunun hızla açıklığa kavuşmasının tek yolu, Öcalan’ın ikinci bir açıklama yaparak YPG ve PJAK’a silah bırakma çağrısında bulunmasıdır. Bu çağrıyı reddederlerse süreç durdurulmalıdır.” (6 Mart 2025) ve “Öcalan’dan ikinci bir açıklama almak çok mu zor?” (5 Mart 2025) çağrısında bulunan; 7 Ocak 2005 tarihli Yeniçağ gazetesindeki yazısında Öcalan’ı “Önderlik karşısında itaat sonsuz.” şeklinde tarif eden siyasetin çirkin yüzü Ümit Özdağ, şimdi Türk devletinin “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projesini güçlendirmek için attığı adımları sulandırmaya çalışıyor.

Yapay zekâya yaptırdığı İmralı görsellerini, “Burası neresi olabilir? Etrafı deniz ile çevrili, 2 katlı, 250 metrekare, 500 metrekare bahçe içinde… Temsili resmi yapay zekâ yaptı. Gerçeğini kim yaptı acaba?” şeklinde paylaşıyor. 2-3 bakanlık pazarlığı için Öcalan’ın kurduğu PKK’nın siyasi uzantısı HDP ile aynı ittifak içinde bulunmuş bir adamın bugün yaptığı da işte budur…

Bugün Irak ve Suriye’de terör örgütü PKK ve uzantıları kendini feshetme kararı alıyor ve silah bırakıyorsa, yaklaşık iki yıldır şehit ve gazi acısı yaşamıyorsak, bunu sağlayan Türk devletinin mücadelesine ve hayata geçirdiği stratejilere borçluyuz.

Yarın aksi bir durum mu oldu? PKK kendini feshetmedi, silah bırakmadı mı? Türk ordusu yine fırtına olur, kasırga olur; operasyonlarını yapar. Cumhur İttifakı yine millî duruşunu ve kararlılığını gösterir, mücadelesini sürdürür.

Fakat bugün “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projelerine karşı çıkan bu ahmak muhalefet, dün olduğu gibi yarın da terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkar.

Çünkü meseleleri hiçbir zaman terörün bitmesi olmadı. Dün PKK ile ittifak ve iş birliği yaparken Öcalan’ın teröristbaşı olduğunu bir kenara bırakanlar, bugün onun kendi kurduğu örgüte silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı karşısında yeniden “teröristbaşı” olduğunu hatırlatıyorlar.

Emin olun, bunlar ABD ve İsrail’den aldıkları “Bizim taşeronsuz kalmamıza engel olun.” görevini yerine getiriyorlar.

“Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projesinden asla dönüş yoktur. Zaten gelişmelerde bunu gösteriyor. Suriye ve Irak’taki gelişmeler somut örneklerdir.

Nasıl ki bu projeyi hayata geçirmeye çalışan, bunun sosyolojik ve psikolojik zeminini hazırlayan, uygun atmosferi oluşturan ve gerekli diyalogları kuran bir Türk devlet aklı varsa; bu projeyi baltalamak ve engellemek isteyen bir emperyalizm aklı da vardır.

Onlar da çok belli ki, içimizdeki uzantılarını kullanıyorlar.

Türk milleti, ülkenin ve bölgenin huzuru ve güvenliği adına emin ellerde yürütülen bu süreci çok iyi idrak etmeli; bu süreci baltalamak isteyen dünün PKK ortaklarının gerçek niyetini de çok iyi anlamalıdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin el ele vererek yürüttüğü hiçbir meselede Türk milleti kaybeden taraf olmaz.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...