Manşetlerin Dili'nde Abdürrahim Karakoç çarpıtması
Akit TV’de moderatörlüğünü Fatin Dağıstanlı’nın yaptığı, daimî yorumcunun ise Yeni Akit Gazetesi Yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu’nun olduğu “Manşetlerin Dili” isimli bir program var. Son aylarda bu programda ismim ve yazılarım gündem olmaktadır.
15 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan “FETÖ Zehirli Örümcek Gibi Sardı” başlıklı başyazımı şu uyarıyla bitirmem bu programda konu edilmişti:
“Türk milleti yeni 15 Temmuzlar yaşamaması için FETÖ’yü büyüten tüm etken ve süreçlerden ders çıkarmalıdır. FETÖvari her yapılanmaya karşı da dikkatli olmalıyız. Türkiye üzerinde oyunlar bitmez. Dün FETÖ’yü kullandılar, yarın başka zehirli örümcekleri kullanabilirler. İsim değişir, maske değişir, düşmanlık ruhu değişmez.”
Yeni Akit Gazetesi Yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu bu tespitlerime karşı çıkmış, ben de kendisinin itirazlarına daha sonra cevap vermiştim. “Manşetlerin Dili” programında bu tartışmalar hâlen devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde yayımlanan programda yine aynı konulara değinildi. Programın moderatörlüğünü yapan Sayın Fatin Dağıstanlı, bu konudaki yazılarımın doğru olduğunu vurgularken, Yeni Akit Gazetesi Yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu ise tespitlerime karşı çıkmaya devam etti.
Fakat Ali İhsan Karahasanoğlu’nun bu son programda konuyu başka alanlara taşıdığına, eski defterleri karıştırdığına şahit olduk.
Sayın Ali İhsan Karahasanoğlu, konuyu alakasız bir şekilde benim merhum şair-yazar Abdurrahim Karakoç ile olan kalem kavgama getirmiş ve programda şu diyaloglar yaşanmıştır:
Fatin Dağıstanlı:
“Yıldıray Çiçek döndü. Türkgün Gazetesi’nin birinci sayfasında.”
Ali Karahasanoğlu:
“Tatili de hak görmediniz Yıldıray Çiçek’e. Ben Yıldıray Çiçek’le ilgili samimi kanaatimi de söyleyeyim.
Rahmetli Abdürrahim Karakoç ki belki Yıldıray Çiçek’le çok daha fazla örtüşen bir hayat felsefesi vardır.
Abdürrahim Karakoç’un da yerli bir insan olması hasebiyle, milliyetçi, muhafazakâr, dindar bir insan olması sebebiyle benim de tabii ki örtüşen bir hayat düşüncem var.
Karakoç daha çok Büyük Birlik Partisi ve MHP çizgisinde düşüncesi oluşmuş, o yönde kanaatlerini açıklayan hem şairimiz, hem düşünürümüz, hem mütefekkirimiz.
Gazetemizin de uzun yıllar yazarı olmuştu ve ‘Akit’ten başkası beni kaldıramaz, sırtında taşıyamaz.’ diye de gazetesine karşı vefa borcunu ifade ettiği bir cümlesi vardı.
Bu vesileyle Allah’tan rahmet dileyelim kendisine. Allah mekânını cennet etsin.
Çiçek’le, MHP’nin DSP ile iktidar döneminde, Abdürrahim Karakoç Ağabey’in eleştirileri ve Büyük Birlik Partisi lehine yazıları sebebiyle Yıldıray Çiçek’le bir atışması olmuştu.
Yıldıray Çiçek’in çok ağır, yani kendisinden büyük bir insana, yaşlı bir insana söylenmemesi gereken; aynı dünya görüşüne sahip insanların asla birbirlerine kullanmaması gereken ifadeler kullandığını hatırlıyorum.
Abdürrahim Abi de, bakın, dava açmamıştı. Oğlu Türk İslam Karakoç da avukattır.
Kendisi dava açmamıştı ama Yıldıray Çiçek, kendisine verilen cevap sebebiyle dava açmıştı.
O davada, ‘Sen de bunları söyledin ya; ayıptır, yazıktır.’ diye hatırlatma yapmıştık.
O tarihten sonra da benim hatırladığım kadarıyla Yıldıray Çiçek, Abdürrahim Karakoç’tan bir özür dilemeden Abdürrahim Karakoç Ağabey vefat etmişti.”
Fatin Dağıstanlı:
“Öyle bir anlatıyorsunuz ki şimdi… Yani tamam, ben bile bak şimdi bilmiyorum. Ben bilmediğim bir şeyle ilgili şimdi Yıldıray Çiçek’i savunsam…
Anladım da Yıldıray Çiçek’i savunsam bir türlü, Abdürrahim Karakoç’u savunsam başka türlü.”
Ali Karahasanoğlu:
“Canım, Yıldıray Çiçek’i ‘Yolladılar mı?’ dediniz, işte neredeyse ‘Paketlediler mi?’ bile diyecektiniz. Yani iki haftalığına tatile gitmiş Yıldıray Çiçek.”
Öncelikle şunu ifade edeyim: Merhum Abdürrahim Karakoç’un bana dava açacağı bir yazı veya hakaretim olmadı. Aksine, onun şahsıma yönelik çok sayıda yazısı oldu. Hatta köşesinde şahsımla ilgili hakaret dolu tam sayfa şiirler bile yazmıştı.
Hatta hayatımda ilk defa birine dava açtım. O da merhum Abdürrahim Karakoç olmuştu.
Bunun sebebi, bana yazdığı “Devlet Ağam Danışmanın İt midir?” başlıklı yazısıydı. Açtığım tazminat davasını kazandım. Ancak vefatıyla birlikte hukuki takibini bıraktım.
Onunla ilgili ilk yazdığım yazı, “Bir zamanlar şiirleri ile gönlümüze, dilimize taht kurmuş Abdurrahim Karakoç vardı.” cümlesiyle başlayıp şu ifadelerle devam ediyordu:
“Şiirleri her Ülkücünün dilinde marş ve türkü olan Abdurrahim Karakoç, şimdi MHP düşmanlığında en iyi mekân olan Vakit Gazetesi’nde günlük köşe yazısı yazmakta ve her eline fırsat geçtiğinde de Vakit Gazetesi’nin misyonuna uygun MHP düşmanlığı kokan yazılar yazmaktadır.
Ülkücü Hareketten ayrılıp, başka saflara geçtiği günden bu yana o mazisindeki muhteşem şiirlerinin gölgesini dahi üretemeyen Abdurrahim Karakoç’un artık kendi adına yapabildiği en güzel şey, Ülkücü Hareket’e olan düşmanlığıdır.”
Şeklinde başlayan bu yazı, aslında merhum Karakoç’un geçmişteki sanat ve fikir kimliğine yönelik övgüyü de ön plana çıkardığım bir sitem yazısıydı.
Bu yazıyı yazmamın nedeni ise kendisiyle yapılan bir röportajda, Abdurrahim Karakoç’un MHP’nin basın açıklamalarını kitapçık hâline getirerek Türkiye’deki tüm kurumlara göndermesine “Bunların fıtratında vardır o gibi şeyler. Çok cahilce ve serserice yazılmış bir mektup.” şeklinde yorum getirmesiydi. İlk kavgamız böyle bir cümle kurmasıyla başlamıştı.
Vefatından sonra ise “HER ŞEYE RAĞMEN ABDURRAHİM KARAKOÇ’A VEFA!” başlıklı, vefamızı ve ölçümüzü gösteren bir yazı kaleme almıştım.
O yazıda şu ifadeleri kullanmıştım:
“Her yazımızda da ‘Sana hak ettiğin cevapları verdiğimizde bile bizim kalbimiz ve kalemimiz sızlarken, sende hiç geçmişin ve mazin adına saygın, vicdanın, vefan yok mu?’ diye sorular yönelttik, gönül uyarımızı yaptık. Ancak merhum Abdurrahim Karakoç, MHP’ye ve Ülkücü Harekete yönelik eleştirel tutumunu sürdürerek hayata gözlerini yummuştur.
Kendisiyle yazılar üzerinden yaptığımız kavga 2005 yılında başladı ve o günden hayata gözlerini yumduğu güne kadar devam etti. Kendisi, yaşının olgunluğu ve tecrübesine rağmen şahsıma yönelik çok ağır ve küfürlü yazılar kaleme aldı. Hakkımda yazdığı son yazının başlığı ise ‘Devlet Ağam Danışmanın İt midir?’ oldu. Daha buna benzer ne hakaretler, ne küfürler…
Benim derdim Türk milliyetçilerinin, Ülkücülerin ve MHP’nin hakkını savunmaktı; onun derdi ise AK Parti’nin hakkını savunmak olmuştu. Kavgamızın nedeni ve özeti budur.
Ne hazindir; ya da belki Ülkücü Hareket’in güzel vefasıdır…
Onun mezarı başında yine Ülkücüler, yine MHP’liler çoğunlukta olmuştu. Mezarı başında toprağını atanlardan biri de her fırsatta hakkında saygısızca ve vefasızca yazılar yazdığı MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli olmuştu. Oysa MHP Lideri Devlet Bahçeli, mezarının başından en son ayrılan kişi olmuştu.
Ülkücü Hareket her daim Abdurrahim Karakoç’a değer vermiş, sahip çıkmıştır. Ancak o, 1992 yılından bu yana Başbuğ Alparslan Türkeş’e, MHP’ye, Ülkücü Harekete ve Lider Devlet Bahçeli’ye yönelik düşmanca tutumunu hiç terk etmemiştir.
Abdurrahim Karakoç’un vefatından sonra şahsımla ilgili hakaret yazıları yazanlar, bu bilgiler ışığında meseleyi tekrar değerlendireceklerdir. Biz, Abdurrahim Karakoç’un bize yönelik düşmanlık ve hakaret içeren yazılarına cevap verdik sadece…
Merhum Abdurrahim Karakoç’un AK Parti’yi savunmak adına bizlere etmiş olduğu hakaretlerine kızgındım. Ama vefat ettiğinde onun o kavruk Anadolu insanı duruşu gözümün önüne geldi, Ülkücü Harekette iken ürettiği eserler aklıma geldi. Belki bir yakını kadar üzüldüm.
Abdurrahim Karakoç’un hastaneye kaldırıldığı günlerde mahkeme, şahsıma yönelik hakaret ve küfürlerinden dolayı 10 bin TL ceza ödemesine karar vermişti. Takipçisi olmaktan vazgeçiyorum ve her manada hakkımı helal ediyorum. Öteki dünyada o da hakkını helal eder umarım. Allah bol bol rahmet eylesin, mekânı cennet olsun…
Onun MHP ve Ülkücü Harekette iken ürettiği eserler asla unutulmayacaktır.”
(25 Haziran 2012)
Yeni Akit Gazetesi Yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu’nun şahsımla ilgili yaptığı “Abdurrahim Karakoç değerlendirmeleri” eksiktir, taraflıdır ve gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır.
Nitekim bizim o dönemde kaleme aldığımız yazılarda kullandığımız ifadeler bunun açık delilidir. Karahasanoğlu’nun anlattığı gibi tek taraflı bir tablo yoktur.
O yüzden Ali İhsan Karahasanoğlu’nu “Manşetlerin Dili” programında daha hakkaniyetli bir değerlendirme yapmaya davet ediyorum.
“Manşetlerin Dili” isimli programın moderatörlüğünü yapan Sayın Fatin Dağıstanlı’ya da sağduyulu yorumları için ayrıca teşekkür ediyorum.
Yazımı da merhum Abdurrahim Karakoç’un Ülkücü Harekette iken yazdığı bir şiirle bitirelim:
“Ben milletim uğruna adamışım kendimi
Bir doğrunun imanı, bin eğriyi düzeltir.
Zulüm Azrail olsa, hep Hakk’ı tutacağım
Mukaddes davalarda ölüm bile güzeldir.”
Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.