“Provokasyona zemin hazırlayan manipülatör ve ikiyüzlü yayın organı: Sözcü!”

YAYINLAMA:
“Provokasyona zemin hazırlayan manipülatör ve ikiyüzlü yayın organı: Sözcü!”

Türkiye’de CHP merkezli kurulan ve muhalefetin saplantılı, takıntılı, şizofren Sözcü’sü olan; kendi mahallesini haklı çıkarmak için kimi zaman iftira, kimi zaman yalan, kimi zaman yarım bilgi servisi sunan, kimi zaman da manipülasyon yapan bir medya organı var. Bu medya organı, CHP’deki gelişmelerin ve CHP’nin ikiye bölünmesinin ardından kurulan Yeni Parti safında radikal bir şekilde yer aldı.

Kemal Kılıçdaroğlu, yeniden CHP Genel Başkanlığı makamına oturduktan sonra röportaj için ilk çıktığı yer Sözcü TV olmuştu. Bu, bir röportaj değil, adeta Kemal Kılıçdaroğlu’nu linç eden bir mahkeme salonu gibiydi. Nezaketten, ahlaktan ve edepten yoksun bir şekilde ona sordukları ilk soru “Hain, işbirlikçi, darbeci, sarayın kayyumu, proje… Sizin için kullanılan ifadeler aynen böyleydi. Bu tepkiler karşısında kendinizi hiç sorguladınız mı?” olmuştu.

Oysa aynı Sözcü TV’de Ekrem İmamoğlu geçmişte programa çıkarıldığında, programı sunanlar onun karşısında iki büklüm bir şekilde soru soruyor, Ekrem İmamoğlu’nun sert fırçalarına maruz kalıyordu. Yani Sözcü TV’nin kendi mahallesindeki yayınlarında bile objektif ve tarafsız olduğunu kimse düşünmesin. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar Kemal Kılıçdaroğlu’nu göklere çıkaran Sözcü, şimdi ona hakaret etme noktasındadır. Neyse, o kendi mahallelerinin sorunu. Ben Sözcü ile kendi sorunuma geleyim.

Tesadüf müdür, yoksa özel takipler midir, bilmem… Sözcü gazetesi, şahsımı sürekli stadyumlardaki tribünlerle karşı karşıya getiren manipülatif haberler yapmaktadır. 2023 yılında Fenerbahçe taraftarlarını şahsıma karşı kışkırttıkları gibi, geçtiğimiz günlerde de “Terörsüz Türkiye” konusunda tribünlere yaptığım provokasyon uyarısı ve sergilenen ikiyüzlülüklere değinmem karşısında aynı cımbızlama yayınını sergilediler.

Manipülatör Sözcü’ye cevap verip vermeme konusunda kararsızlık içindeyken, Türk siyasetinin çirkin yüzü Ümit Özdağ’ı programa çıkarıp onun ağzından “Ne yapsın vatandaş, Abdullah Öcalan’a küfretmesin de?” sözünü alarak bunu Sözcü TV’nin sosyal medya sayfasında manşet yapınca, bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Önce Sözcü’nün 2023 yılında yaptığı manipülasyonu hatırlatarak başlamak istiyorum.

Biliyorsunuz, 1991 yılından itibaren birçok seçimde terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarıyla iş birliği ve ittifak yapan CHP, 2023 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde de yine bunu yapmıştı. Yeşil Sol ismiyle seçime giren HDP, seçim sloganını da “Bir oy Yeşil Sol’a, bir oy Kemal Kılıçdaroğlu’na” olarak belirlemişti. CHP’nin başını çektiği 6’lı Masa ise kamuoyunda HD(P)KK ile ittifaklarını gölgelemek için HÜDAPAR üzerinden Hizbullah terör örgütüyle perdelemeye çalışmıştı. HÜDAPAR ile hepsinin görüşmeleri, diyalogları ve birbirlerine ziyaretleri olduğu hâlde, o günlerde perdeleme propagandasına ihtiyaçları olduğu için böyle bir yöntemi seçmişlerdi.

O günlerde sosyal medyada “Mecliste Hizbullah istemiyoruz” diye etiket açmışlar, bizim yazılarımızın altına bu sloganı etiketliyorlardı. Ben de bu CHP merkezli propaganda oyununu bozmak ve bunlara tepki göstermek için “‘Mecliste Hizbullah istemiyoruz’ sloganı atan embesiller, niçin ‘Mecliste PKK istemiyoruz’ demiyor? Hadi HÜDAPAR’ı Hizbullah görüyorsanız, 4 vekili var; PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin 62 vekili var. Kansızlığınız Kandil’in tavrına mı bağlı? Kahrolsun PKK, kahrolsun Hizbullah!” şeklinde tweet atmıştım.

Bu paylaşımın içinde Fenerbahçe gibi bir özne olmadığı hâlde, o günlerde de “Fenerbahçe taraftarının ‘Mecliste Hizbullah istemiyoruz’ sloganı, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin basın danışmanı Yıldıran Çiçek’i kızdırdı. Çiçek, sosyal medya hesabından Fenerbahçeli taraftarlara hakaret etti.” diye taraftarları şahsıma karşı kışkırtmışlardı. Belli ki o sloganların atılmasını Fenerbahçe tribünlerinde de bunlar organize etmişlerdi. Oysa tribünlerde böyle slogan atıldığını görmemiş ve duymamıştım bile…

Sonradan öğrendik ki bu haberleri servis ettiren CHP’nin amigosu, müzelik solcu, sahte Atatürkçü Uğur Dündar imiş… O zaman hem Fenerbahçe yöneticisi hem de Sözcü yazarı ve yorumcusuydu. O günlerde ona gereken cevabı vermiştim.

Ben Galatasaray taraftarı ve  Fenerbahçe’ye FETÖ’nün şike operasyonları karşısında yazı yazmış bir yazar olduğum hâlde, FETÖ’nün Samanyolu TV’sinde program yaparak Fenerbahçe’yi şikeci ilan eden ve Fenerbahçe’ye yapılan operasyonu haklı bulan Ekrem İmamoğlu’na alan açmak için bu kumpasları yapıyorlar ve Sözcü’yü de buna alet ediyorlardı. Gerçi Sözcü, böyle konularda her “Hıyarım” diyene tuz alıp koşan bir modeldir.

Aynı Sözcü, geçtiğimiz günlerde yine bir tribün kışkırtması yapmak için yazdığım “Terörlü Türkiye’de ve Terörsüz Türkiye’de Tribün İkiyüzlülüğü” başlıklı yazının ardından, şahsımla ilgili yine manipülatörlük yaparak “Tribünlerdeki Öcalan sloganları Bahçeli’nin danışmanını kızdırdı” başlıklı bir haber yaptı.

Aslında benim yazım, 2023 yılında yaptıklarıyla şimdi yaptıklarını kıyaslayan ve ikiyüzlülüklerini deşifre eden bir yazıydı.

Onlar “Terörsüz Türkiye” sürecini baltalamak ve gölgelemek için, gerçekte ikiyüzlülüklerinin yazıldığı yazıyı “Öcalan’a atılan sloganlara kızdı” noktasına indirgediler ve servisi böyle yaptılar. Kendi mahallelerinden Yılmaz Özdil’in seslendiği gibi seslenelim: Muhalefetin siyasal menfaatine hizmet eden “Şerefsiz Medya” böyle servis yapınca, troller bunu köpürttü.

Yazının içindeki mesele, PKK’nın siyasi uzantılarıyla “Terörlü Türkiye” günlerinde defalarca ittifak yapanların, “Terörsüz Türkiye” konusunda sergilediği ikiyüzlülük iken, meseleyi “Öcalan’a atılan sloganlara kızdı” alanından sunarak medyada olmaması gereken “şerefsizliğin, haysiyetsizliğin, namussuzluğun” duruşunu sergilediler.

Çok ilginçtir, Türkgün’ün resmî sosyal medya sayfasında çıkan “Terörlü Türkiye’de ve Terörsüz Türkiye’de Tribün İkiyüzlülüğü” başlıklı yazıma yönelik tek bir olumsuz yorum, alıntılanarak yapılmış hiçbir olumsuz paylaşım yokken, “Tribünlerdeki Öcalan sloganları Bahçeli’nin danışmanını kızdırdı” başlıklı haber, muhalefet fonlu sayfalarda altına hakaretler ve küfürler eşliğinde paylaşıldı. Bu şerefsiz medya, “Öcalan’a atılan sloganlara kızdı” şeklinde yönlendirmeli haber yaparsa, sade vatandaş ne yapsın? Önüne kemik atılan troller böyle görevlendirilince ne yapalım?

Bunlardan bazılarına, “Yazımın tamamını okudunuz mu? Yazım, size servis edilenden daha başka bir şey anlatıyor.” diye cevap verince, çoğu yazıyı okuyup tekrar dönüş yaparak “Tamamını okumamıştım. Kusura bakmayın.” diyerek yazdıkları hakaret içerikli yorumları kaldırdı.

Benim yazımda sorguladığım, cevabını bulmaya çalıştığım şuydu: “Terörlü Türkiye” döneminde Öcalan’ın kurduğu PKK’nın siyasi uzantılarıyla ittifak yapılırken, terörle mücadelenin önünde barikat kurulmaya çalışılırken atılmayan sloganlar, organize edilmeyen tribünler, şimdi terörle mücadelede başarılı olmuş irade tarafından hayata geçirilmeye çalışılan “Terörsüz Türkiye” projesi söz konusu olunca niye karşıt sloganlara dönüşüyor?

O zaman radikal bir şekilde tekrar soralım:

Ey tribünleri organize eden, idrak yoksunu ikiyüzlüler!

Terör örgütü PKK’nın kurucusu Öcalan’ın kurduğu siyasi partilerle defalarca menfaat ittifakı yapıyorsunuz da, beraber terörle mücadeleye karşı çıkıyorsunuz da, söz konusu Öcalan’ın kendi kurduğu DEM ile yüzleşerek yapması istenilen “Teröristbaşı işin içinde olmazsa bir şey çıkmaz diyenlere de sesleniyorum; şayet teröristbaşının tecridi kaldırılırsa, gelsin TBMM DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.” içeriğine ve çağrısına niçin karşı çıkıyorsunuz?

Aynı tribünler, Öcalan’ın kurduğu ve HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın “Bizim başarımız, HDP'nin başarısıdır; ki Sayın Öcalan'ın çok önemsediği bir projedir. Türkiye'de beraber yaşama ve özgür, demokratik bir birliği sağlama projesidir. Kendisinin özellikle son 20 yılını adadığı bir projedir. Bu projenin başarılı olması ve benim şahsımda başarılı olması, onu nasıl ve niye rahatsız etsin?” şeklinde tarif ettiği HDP için “HDP’lilerin başımızın üzerinde yeri var. Onlara layık olmaya çalışıyorum.” şeklinde seçim mitinglerinde oy toplayan, seçimleri kazanınca HDP’ye teşekkür ziyareti için giden Ekrem İmamoğlu için “Mazbatayı ver, İmamoğlu’na mazbatayı ver!” diyerek stadyumları inletmedi mi?

Bu durum iğrenç bir ikiyüzlülük değil mi?

Bu hadiseye onların yaklaşımı, Öcalan’ın kurduğu partilerle siyasi menfaat ilişkisi serbest… Ama Öcalan’ın kendi kurduğu partiye ve terör örgütüne “Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini haykırsın.” şeklinde çağrı yapılması yasak, öyle mi?

Nerede hassasiyet? 

Nerede akıl ve mantık?

İşte Sözcü ve uzantıları bu iğrenç ikiyüzlülüğün propagandasını yapmaktadır.

Gerzek Sözcü ve uzantılarına göre ben bu ikiyüzlülüğü deşifre edince, “Yıldıray Çiçek, Öcalan’a atılan sloganlara kızdı” diye haberleştiriliyorum. Ne diyeyim?: Allah sizin kaleminizin, mürekkebinizin, klavyenizin, baskı aracınızın belanızı versin de bir daha böyle manipülasyon haberler yapamayasanız.

Aylardır tribünler üzerinden çatışma ve ayrışma provokasyonları yapıldığına dikkat çekiyor, bunu vurguluyoruz. Bir taraftan Amedspor tribünlerine sızanların, diğer taraftan öbür tribünlere sızanların karşılıklı bir çatışma ve ayrışma zemini hazırladığını görüyor ve uyarıyoruz.

İç cephenin güçlü olması vurgusuyla başlayan ve bölgeye huzur ve güvenlik getirmesi hedeflenen “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” projeleri tribünlerde hedef alınıyorsa, buradaki niyeti çok iyi idrak etmek gerekiyor.

Tribünleri en çok kim kışkırtıyor?

Geçmişte “Öğrencilerime çatışma, iç savaş ve hükümete darbe gibi konularda ödevler verdim; kışkırtıcı düşünmeleri, yaratıcı olmaları lazım.” diyen Ümit Özdağ gibi bir adam…

Kim bu adam? 

PKK’nın siyasi uzantısıyla iki kere ittifak yapmış, özellikle Suriye’deki terörle mücadeleye sürekli karşı çıkmış bir adam…

Manipülasyon haberleriyle şahsımı hedef alan bu Sözcü, böyle bir adamı geçtiğimiz günlerde programına çıkarmış, bir de onun karanlık emelleri doğrultusunda saatlerce propaganda yapmasına alan açmıştır. O program yetmemiş gibi, gündüz konuştuğunu akşam haberlerinin arasına sürekli bir daha koymuştur.

Sözcü TV’de bu işleri organize eden İsmail Küçükkaya, niçin “Ümit Bey, 2019-2023 seçimlerinde siz, ben, hepimiz PKK’nın siyasi uzantısı olan partilerle ittifak içindeydik. Siz, ‘Ey Erdoğan, Afrin’i almak için karşılığında ne veriyorsun?’ diyerek sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarını hep karalayan birisiniz. Şimdi ‘Terörsüz Türkiye’ sürecine şiddetle karşı çıkmanızın nedeni nedir?” diye soramamıştır?

Yahut, “Ümit Bey, siz şimdi Öcalan’ın kendi kurduğu terör örgütüne silah bırakma ve feshetme çağrısına şiddetle karşı çıkıyorsunuz da, cezaevinde iken, üst üste ‘Şamil Tayyar çok doğru söylüyor. Öcalan’dan ikinci bir açıklama almak çok mu zor?’ (5 Mart 2025) ve ‘Bu konunun hızla açıklığa kavuşmasının tek yolu, Öcalan’ın ikinci bir açıklama yaparak YPG ve PJAK’a silah bırakma çağrısında bulunmasıdır. Bu çağrıyı reddederlerse süreç durdurulmalıdır.’ (6 Mart 2025) şeklinde iki kere neden çağrıda bulunmuştunuz? Bu yoksa bir cezaevi korkusu muydu?” diye soramamıştır.

Sözcü’nün her yanından ikiyüzlülük akmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Sözcü TV’de yine “Gazeteci Masası” isimli bir programa denk geldim. Bu programda, Serap Belovacıklı isimli, dünyadan bihaber ve atmosfere göre ikiyüzlü davranmayı meslek edinmiş bir bayanın, “Terörsüz Türkiye” karşıtlığı yapmak için İsmail Saymaz’ın karşısında çırpınmasını izledim.

İsmail Saymaz, “Türk devletinin terör örgütü PKK karşısında başarılı mücadelesini ve bu sürecin bir devlet politikası olduğunu” anlatırken, Serap Belovacıklı ısrarla Suriye’de Kürdistan’ın kurulduğunu anlatıyor, DEM Eşbaşkanlarının açıklamaları üzerinden onlara taviz verildiğini savunuyor, Türk devletinin PKK’yı yenmediğini ısrarla söylüyor; İsmail Saymaz bir taviz verilmediğini anlatırken, bu sefer de “Bugün verilmediği, yarın verilmeyeceği anlamına gelmez.” diyerek cahilce felsefe yapıyor. Görseniz bir trip, bir caka…

En ilginç olan da nedir, biliyor musunuz?

Bu bayan, geçtiğimiz yıllarda beni CHP-YPG ilişkisine dair kendisine yazdığım bir yorum nedeniyle sosyal medyada engelledi. O günlerde programa Ersan Şen isimli bir hukukçuyu davet etmişti. Ersan Şen, yerel seçimlerde CHP-HDP arasındaki ittifak açıktan yapılmış olmasına rağmen herhangi bir rahatsızlık duymadan bunu desteklemişti. Fakat yine HDP ile bir ittifak yapılmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu’nu, “YPG terör örgütü değildir” sözünü hatırlatarak programda çok sert bir şekilde eleştirmişti.

Peki, bu Serap Belovacıklı ne demişti, biliyor musunuz?

“YPG konusunda bir cümle kırpıyorlar.”

Ben de bunun üzerine Sözcü TV program sunucusu Serap Belovacıklı’ya şöyle yazdım:

“Ersan Şen, (şuurlanma hâli) Kılıçdaroğlu’nun ‘YPG terör örgütü değildir’ sözünü eleştirirken, ‘YPG konusunda bir cümle kırpıyorlar’ diye aciz bir savunma yapıyor. CHP’nin her yerini kırpsanız da birleştirseniz de ihanet içinde debeleniyor.”

Bunun üzerine beni sosyal medya üzerinden engellemişti.

Bilmediği konular üzerinden, sanki bir hassasiyet sahibiymiş gibi konuşarak cahilliğini kapatacağını sanıyor. Oysa Suriye’deki tüm terörle mücadele operasyonlarına karşı çıkmış ve PKK’nın Suriye’de devlet kurmasını isteyen CHP’nin sicilini, bu cahilliğiyle kapatması mümkün değil…

Kendi gibi milyonlarca cahili toplasa yine mümkün değildir. Onlar ancak ahmak kandırır. O da sanırım bunun için mücadele ediyor.

Serap Belovacıklı bu cümleleri gizlemeye çalışıyordu:

  • Kemal Kılıçdaroğlu: “YPG terör örgütü değil, vatanını kurtarmak için örgütlenmiş bir oluşumdur.”
    “Türkiye'nin beka sorunu yok, YPG bize saldırmaz.”
  • CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek: “Sınırımızda başkası olacağına PYD (YPG) olsun.”
  • CHP'li Türker Ertürk: “O bölgede radikal İslami örgütler olacağına, iyi ilişkilerimizi geliştireceğimiz, güçlü merkezi otoritenin egemen olduğu federatif bir yapı içerisinde ‘Kürtler’ (PKK/PYD) olsun daha iyi. PYD'nin laik yapısını da zaten biliyoruz.”
  • CHP'li Erdal Aksünger: “PYD terör örgütü değildir.”
  • CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke: “Ne ben ne arkadaşlarım PYD'nin terör örgütü olup olmadığına dair değerlendirme yapacak istihbari bilgiye ve kurumsal yapıya sahip değiliz.”

***

Serap Belovacıklı, “Terör örgütü YPG Suriye’de devlet kursun” diyen, Türk Ordusunun Suriye’deki terörle mücadelesine karşı çıkanların gerçek yüzünü gizlemeye çalışıyor; PKK’ya Suriye’de ağır darbe vuran, bölgede terörü kökten bitirme mücadelesi veren Cumhur İttifakı iradesine saldırıyor.

Serap Belovacıklı’nın eşi Ümit Özlale’nin siyasi kimliği ve siyasi geçmişi ise bu ikiyüzlülüğü daha da anlaşılır hâle getirmektedir.

Ümit Özlale, İYİ Parti milletvekiliyken istifa edip CHP’ye geçmiş, daha sonra da CHP’den istifa ederek Yeni Parti’ye geçmiştir. Yani 2019 yerel seçimlerinde ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’nin de içinde bulunduğu ittifaklarda yer almış; Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP’ye gerçekleştirdiği ittifak ziyaretini de “Kılıçdaroğlu’nun HDP ziyaretinden rahatsız değiliz; oy isteyebilir.” şeklinde değerlendirmiş birisidir.

Şu anda ise daha yedi ay önce, “Terörsüz Türkiye” süreci içinde “DEM’le hiçbir sıkıntımız yok. Bizim DEM’le ilişkileri bozma lüksümüz yok. DEM’le CHP ayrı ayrı düşemez.” açıklamasını yapan Özgür Özel’in genel başkanlığındaki partinin milletvekilidir. Üstelik bu açıklama yapıldığında da CHP milletvekiliydi.

Terör sürerken her türlü iş birliğini ve ittifakı yapanlar, bugün DEM’e “Teröre cephe alın, Türkiye partisi olun.” çağrısı yapılmasından niçin bu kadar huzursuz ve tedirgin olmaktadır? Cumhur İttifakı, DEM’in içindeki hangi bölücü talebe taviz vermiştir?

İşte bu Sözcü, bu tür ikiyüzlülüklerini ortaya çıkardığımız ve ilişkilerini deşifre ettiğimiz için sürekli manipülasyon yapmaktadır. Şahsımla ilgili iki tribün manipülasyonu da bunun en bariz örneğidir.

Tribünlerde çatışma çıkarmayı amaçlayan provokasyonlara karşı uyarı yaptığım ve düne kadar defalarca PKK ile iş birliği ve ittifak yapanların ikiyüzlülüğünü ortaya döktüğüm için, bu tür “yarım akıllı” yayın politikalarıyla şahsımı hedef almaktadırlar.

Benim anlamadığım şu: Sözcü Gazetesi’nin imtiyaz sahibi Burak Akbay, “FETÖ’ye bilerek ve isteyerek yardım” suçlamasıyla yargılanmakta ve firari durumdadır. 2016’dan bu yana yurt dışında, İsviçre’de yaşayan bir patronun güdümündeki bu Sözcü Gazetesi’ne ve Sözcü TV’ye, bu derece manipülatif haberler yapma cesaretini ve motivasyonunu veren güç kimdir?

Bakalım Türk devleti, yalan, dolan ve iftira üreten manipülatör Sözcü’nün bu cesaret ve motivasyon kaynağını ne zaman kesecek?

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...