Yavaş yavaş yine konfor arıyor
Geçtiğimiz haftalarda mensubu olduğu CHP’nin kuruluş yıl dönümü programlarına katılmayarak, aynı günün akşamında Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile Külliye’de görüşmesiyle tartışmalara konu olan Mansur Yavaş, CHP’den istifa ederek yine gündem oldu.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin Bengü Türk TV üzerinden diğer medya organlarına verdiği, “Şu an kanalların hemen hemen tamamında Mansur Yavaş’ın istifası üzerinden yayınlar yapılıyor. Peki bu konu, Türkiye’nin gündemindeki en önemli mesele olarak mı değerlendiriliyor? Yoksa bu yoğun gündem, Sayın Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasını ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi temaslarını gölgede mi bırakıyor?” şeklindeki mesajı ve yaptığı uyarı çok yerinde iken, bu istifayla birlikte medyada herkes papatya falı bakıyor. Kimi AK Parti’ye katılacak, kimi Cumhurbaşkanı adayı olacak, kimi de bağımsız kalarak görev süresi sona erdiğinde siyasete veda edecek ve Londra’daki evine yerleşecek diyor.
Mansur Yavaş üzerinden tartışma yapanlar, onun gerçek yüzünü göstermek için değil, siyasi denklemde bir güç olduğu vehmi üzerinden hikâyeler uyduruyorlar. Yazsanıza, konuşsanıza; MHP’de iken neler yapmış, ideolojisiz ve mücadelesiz hayat tarzıyla nerelere gelmiş, iki dönemdir Ankara’daki tembelliğini, mahkemelere yansımış vergi kaçakçılığını, geçmişte HSYK Başkanvekili ile hangi al-ver ilişkilerine karışmış, belgeli şantajlarını, tehditlerini… Muhalefet medyası çaresiz olduğu için her gördüğüne kurtarıcı olarak sarılıyor da iktidar medyası neden onu sürekli gündemde tutarak, onun üzerinden siyasi denge arayışları yapıyor?
Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı adayı olamaz. Buna ne cesaret edebilir ne de bagajı buna müsait; bagajı çok dolu… Geriye iki seçenek kalıyor. O, siyasette hep menfaat ve konfor arar. Önünde hiçbir engel, mücadele edeceği bir konu, korku duyacağı bir gelişme olmasa, “Cumhurbaşkanlığı makamına gel, otur.” de, gelir zahmetsizce oturur. Ülkeyi de Ankara’yı yönettiği gibi yönetir…
Bakın, ABB’de de iki dönemdir; zahmetsiz, mücadelesiz ve hizmetsiz vaziyette, 6+HDP ittifakının yarattığı konjonktür sayesinde tembelliğin sembolü olarak oturuyor.
Onu tanıyabilmek için MHP’den istifa sürecini iyi idrak etmek gerekiyor. Biliyorsunuz, MHP’den Beypazarı Belediye Başkanı iken pek bilinen biri değildi. MHP, onu 2009 seçimlerinde ABB Başkan adayı yaparak Türkiye’ye tanıtmıştı. Ne olduysa o süreçten sonra oldu. İdeolojik bir mücadelesi olmadığı hâlde, MHP’nin politikalarına 12 Eylül 2010 tarihindeki referandum döneminde yön vermeye çalıştı. Ona da kimlerin yön verdiği, yazdığı mektuplardan, verdiği röportajlardan ve yaptığı açıklamalardan çok net anlaşılıyordu.
FETÖ ağzıyla yazılmış bir mektup, “MHP bu gidişle barajda boğulur” şeklindeki temenni açıklamaları, MHP karşısında kullanıldığının somut örnekleri olmuştu. Kendisine verilen rolü oynarken de “Bazı başka partilerdeki makamlar yüzünden hiçbir zaman ben davasını, partisini satacak değilim” ve “İnsanların gözünde Mansur Yavaş belediye başkanı olmayı çok istiyor, bunun için de her şeyi göze alıyor, parti değiştiriyor imajı ortaya çıkıyor. Ben bunu istemiyorum.” türünden açıklamalar yaparak MHP’nin tabanında yaratmaya çalıştığı fitnenin maya tutmasını umuyordu.
Tüm bu sözlerine ve iktidara yakın mesajlar vermesine rağmen, herkesi şok ederek CHP’ye katılmıştı. Çünkü yazdığı mektupta “Ülkücü harekete yabancı dar bir kadronun elinden çıkan politikalarla ‘CHP’yle özdeş parti’ suçlamalarına çanak tutan bir anlayış sergilenmiştir.” ve “İçinde maneviyatı barındırmayan bir milliyetçiliğin halk tarafından CHP’yle aynı kategoride değerlendirildiğini fark edemeyen bir siyaset tarzı” şeklinde MHP’yi iftira atarak suçluyordu.
MHP’ye yazdığı mektupta, “Bizzat iktidar partisi tarafından restorasyon dönemi olacağı ilan edilen bu dönemde, ülkücülerin bulunmaması, bu süreçte etkili olamaması elbette kabul edilebilir bir durum değildir.” diyen biri MHP’den istifa ettiğinde nereye katılması beklenirdi? Elbette AK Parti değil mi?
Ama o, 17-25 Aralık FETÖ operasyonlarının tam ortasında, 21 Aralık günü CHP’ye katıldı. CHP’ye öyle bir katıldı ki, ışık hızıyla geçmişini silerek “Bugün 40 yıllık geçmişimi geride bırakarak, CHP adayı olmamla, geride kalan bütün tartışmalar bitecektir. Örgütle birlikte, el ele çalışarak Ankara’yı kazanacağız.” dedi. O mektubu yazarken de, CHP’ye geçerken de, CHP’den istifa ederken de Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı’ydı. Tezatlık içinde tezatlık…
Nasıl bir yönlendirme var, anladınız mı?
Şimdi de CHP’den istifa etti. Yine bir yönlendirme var ya da bir korkusu… Konfor alanı yoksa anında olduğu yerden ışıklanan bir model…
İki dönemdir Ankara’ya kattığı bir proje, hafızalarda kalan bir hizmeti oldu mu?
Hiçbiri olmadı ama onu bol bol şişiren duyarsız ve şuursuz güruh, hem muhalefet hem iktidar cenahında hâlâ var…
Bakalım balon nerede patlayacak, yarattığı hayal kırıklıkları nasıl bir yüzleşme ortaya çıkaracak…
Mansur Yavaş, otostopçu misali siyaset yapan biridir. MHP’nin aracına binerken otostopçuluk yaptı, bir noktaya kadar geldi. “Allah razı olsun.” demeden kapıyı çarpıp gitti. Daha sonra başka bir araca binecek gibiyken, herkesi şaşırtarak CHP’nin aracına bindi. Orada da geleceği yere kadar geldi ve aynısını yaptı. CHP sayesinde iki kere ABB Başkanı oldu. Ama CHP’nin kuruluş yıl dönümüne katılacak kadar vefa göstermedi.
Şimdi bakalım, kime otostop işareti yapacak…
Fakat geçmişte olduğu gibi, ona hangi aracın olduğunu işaret edeceklerden yine gelecek işareti bekliyor.