Elektriğin çağına hazır mıyız?

YAYINLAMA:
Elektriğin çağına hazır mıyız?

Dünya yeni bir döneme giriyor: Elektrikleşme çağına. Türkiye için asıl mesele, artan elektrik ihtiyacını karşılamanın ötesinde, güçlü bir altyapı kurmak, güvenilir enerji arzı sağlamak ve rekabetçi bir sanayi oluşturmaktır.

Önümüzdeki dönemde enerji tartışmalarında çok daha sık duyacağımız kavramlardan biri “elektrikleşme” olacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 12 Ekim’de Riyad’da yapay zekâ destekli veri merkezleri, soğutma ihtiyacı ve elektrikli ulaşımın artan elektrik talebine dikkat çekti. Türkiye’nin ev sahipliğinde 9–20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31) için “Artık harekete geçme zamanı.” mesajını verdi. Türkiye’nin öncülük ettiği “35’e 35” girişimi ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA)Ekim 2026’da yayımladığı “Dünya Enerji Dönüşümü Görünümü” adlı yeni raporu da aynı soruyu gündeme getiriyor: Elektriğe daha fazla ihtiyaç duyacağımız bir dünyaya gerçekten hazır mıyız?

Elektrikleşme, yalnızca daha fazla elektrik üretmek değildir. Benzinli otomobillerin yerini elektrikli araçların alması, binaların ısı pompalarıyla ısıtılması veya uygun sanayi süreçlerinde fosil yakıt yerine elektriğin kullanılmasıdır. Üstelik bu teknolojiler aynı hizmeti daha az enerjiyle sunabilir. Ancak kullanım biçimi değişince, elektrik sisteminin de buna uyum sağlaması gerekir.

IRENA’nın yayınladığı raporda, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki yaklaşık yüzde 23’lük payının, Paris İklim Anlaşması’nın 1,5 derece hedefiyle uyumlu senaryoda2035’te yüzde 35’e, 2050’de ise yüzde 50’nin üzerine çıkması gerekiyor. COP31’in “35’e 35” girişimi de aynı yöndeki gönüllü küresel hedeflerinden biridir.

Ancak her sektör aynı kolaylıkla elektrikleştirilemiyor. Otomobillerde elektrikli motorlar, binalarda ısı pompaları yaygınlaşırken, çimento ve demir-çelikte yüksek sıcaklık gerektiren süreçlerin dönüşümü daha zor ve maliyetli olabiliyor. Bu alanlarda, elektrikli teknolojilerin yanı sıra üretimin niteliğine göre hidrojen ve sürdürülebilir alternatif yakıtlar da çözümün bir parçası olabilir. Önemli olan, her sektöre aynı çözümü uygulamak değil; verimli, ekonomik ve düşük emisyonlu seçenekleri belirlemektir.

Peki neden yalnızca yeni santraller kurmak yetmiyor? Güneş panelleri öğle saatlerinde elektrik üretirken, fabrikalar gece de çalışıyor. Çok sayıda elektrikli araç aynı anda şarj edildiğinde trafoların yükü artıyor. Bu nedenle,  elektriği tüketim merkezlerine taşıyan iletim hatlarını, yerel dağıtım şebekelerini ve trafo merkezlerini güçlendirmek gerekiyor. Aksi hâlde üretim artsa bile elektrik, ihtiyaç duyulan yere yeterli miktarda ulaştırılamayabilir.

Şebeke yatırımları, batarya ve pompaj depolama, tüketimin uygun saatlere kaydırılması ve ihtiyaç anında devreye girebilen üretim kaynakları birlikte planlanmalı. Hidroelektrik santrallerin dengeleme kapasitesi ve gelecekte nükleer enerjinin sağlayabileceği sürekli üretim de sistemin farklı ihtiyaçlarını karşılayabilir. Amaç, güvenilir bir elektrik arzını makul bir maliyetle sağlamaktır.

Türkiye bu dönüşüme hazırlıksız değil. Güneş ve rüzgârda toplam kurulu gücün 2035 yılına kadar 120 bin megavata çıkarılması ve iletim altyapısına yaklaşık 30 milyar dolarlık yatırım yapılması hedefleniyor. Ancak iletim yatırımlarının yanında şehirlerdeki dağıtım şebekelerinin de güçlendirilmesi gerekiyor. Nitekim 2025’te elektrik üretimimizin yüzde 56,6’sı kömür ve doğal gazdan sağlandı. Kömürün bir bölümü yerli olsa da ithal kömür ve doğal gaz maliyetleri dış şoklara açık tutuluyor. Bu nedenle, elektrikleşmeyle artacak talebi mümkün olduğunca yerli, yenilenebilir ve düşük karbonlu kaynaklardan karşılamak çok önemli.  Böylece hem enerji ithalatını azaltmak hem de vatandaşlar ve sanayi için daha güvenli ve daha uygun maliyetli bir enerji sistemi oluşturmak mümkün olabilir.

Gerçek sınav sanayi bölgelerinde ve şehirlerde verilecek. Bir fabrikanın elektrikli üretime geçmesi için yeni makine alması yetmez; yeterli şebeke bağlantısı, kesintisiz arz ve rekabetçi fiyatlar da gerekir. Elektrikli araçlar ve ısı pompaları yaygınlaşırken şehirlerin altyapısı da buna uygun şekilde geliştirilmelidir. Akıllı şarj uygulamaları ve iyi bina yalıtımı şebeke yükünü ve enerji maliyetlerini azaltabilir.

Bu nedenle enerji ve sanayi kurumları, belediyeler, dağıtım şirketleri ve organize sanayi bölgeleri gelecekteki elektrik talebini birlikte hesaplayıp gerekli altyapı yatırımlarını birlikte ve zamanında planlamalıdır. COP31, Türkiye’ye yalnızca küresel bir hedefe öncülük etme değil, bu hedefin nasıl gerçekleşeceğini gösterme fırsatıda sunuyor. Elektriğin çağında asıl başarı, daha fazla elektrik tüketmek değil; kesintisiz ve uygun fiyatlı elektrik arzını sağlayarak enerjiyi verimli kullanmak, üretimi ve toplumsal refahı artırmaktır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...