Pancarda mutabakat var, tarlada isyan!
Türkiye Şeker Fabrikaları (TÜRKŞEKER), 2026 yılı şeker pancarı alım fiyatını açıkladı. Geçen yıl ton başına 3.100 TL olan fiyat, yüzde 20 artışla 3.720 TL’ye yükseltildi. Üstelik bu rakama yüzde 4’lük kota tamamlama primi de dâhil!
Peki, çiftçi memnun mu? Yine değil!
Şaşırdık mı? Hayır!
Çünkü Türkiye’de hangi tarım ürününün fiyatı açıklanırsa açıklansın aynı senaryoyu izliyoruz. Önce fiyat açıklanıyor, ardından itirazlar yükseliyor. Üretici birlikleri konuşuyor, siyasetçiler devreye giriyor, sosyal medya ayağa kalkıyor. Sonunda mesele Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kadar uzanıyor.
İyi de kardeşim, her ürünün fiyatını Cumhurbaşkanı mı düzeltecek?
Tarım Bakanlığı ne iş yapıyor? Üretici birlikleri, kooperatifler, ziraat odaları neden var? Çiftçiyi temsil ettiğini söyleyenler fiyat açıklanmadan önce neredeydi? Asıl tartışmamız gereken mesele tam da budur!
MUTABAKAT VARSA BU FERYAT NEDEN?
TÜRKŞEKER’in açıklamasında dikkat çekici bir ifade bulunuyor: “Şeker şirketleri ve şeker pancarı üretici temsilcileriyle varılan mutabakat sonucunda...”
Bir dakika! Madem mutabakat sağlandı, üretici temsilcileri hangi hesabın altına imza attı? Masaya hangi maliyet cetvelini koydular? Gübreyi, mazotu, elektriği, sulamayı, işçiliği ve finansman giderlerini nasıl hesapladılar? Kaç lira istediler, neden 3.720 TL’de anlaştılar? Yoksa üreticinin haberi olmadan üretici adına karar mı verildi? Mutabakat bütün çiftçilerin onayı anlamına gelmez. Ancak temsil makamında oturanların hesap verme sorumluluğunu da ortadan kaldırmaz. Masada mutabakat, tarlada itiraz varsa ortada ciddi bir temsil sorunu vardır! Çiftçi örgütlerinin görevi fiyat açıklandıktan sonra mikrofon karşısına geçmek değil, fiyat açıklanmadan önce hesaplarıyla Bakanlığın kapısına dayanmaktır!
YÜZDE 20 ZAM, ÇİFTÇİYE YETTİ Mİ?
Gelelim rakamlara...
2025 yılında 3.100 TL olan pancar fiyatı, 2026 yılında 620 TL artarak 3.720 TL oldu. TÜİK verilerine göre Eylül 2026’da yıllık tüketici enflasyonu yüzde 29,73 seviyesinde gerçekleşti. Temmuz 2026 itibarıyla tarımsal girdi fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 27,62, gübre ve toprak geliştiricilerde ise yüzde 33,07 oldu. Pancara yüzde 20 zam yapılırken tarımsal girdiler daha hızlı pahalandı! Geçen yılın 3.100 TL’lik fiyatı yalnızca Eylül 2026 tüketici enflasyonu kadar artırılsaydı yaklaşık 4.021 TL olacaktı. Açıklanan fiyat 3.720 TL! Aradaki fark ton başına yaklaşık 301 TL. Elbette tüketici enflasyonu doğrudan pancar üretim maliyeti değildir. Ancak üreticinin alım gücü üzerindeki baskıyı göstermektedir. Fiyatı açıklamak kolay! Önemli olan çiftçinin ne kazandığını ortaya koymaktır.
MALİYET KİME GÖRE, NEYE GÖRE?
Bir ton pancarın gerçek maliyeti kaç lira? Konya’da kaç lira? Yozgat’ta, Aksaray’da, Kayseri’de, Eskişehir’de kaç lira? Sulama yapanla yapmayanın, kiralık arazide üretim yapanla kendi toprağını işleyenin maliyeti aynı mı?
Dekardan 7 ton pancar alan üretici, 3.720 TL fiyatla 26.040 TL brüt gelir elde eder. Maliyeti 22 bin liraysa 4.040 TL kazanır. Maliyeti 28 bin liraysa 1.960 TL zarar eder. Bunlar örnek hesaplar. Gerçek sonuç işletmenin kayıtlarında saklıdır. Çiftçi kendi traktörünü kullanınca mazot bedava mı? Ailesi çalışınca işçilik sıfır mı? Kendi tarlasında üretim yapınca arazinin ekonomik değeri ortadan mı kalkıyor? Çiftçilik yalnızca ekmek, biçmek, satmak değildir. Çiftçilik aynı zamanda ekonomi bilmektir!
SAYIN YUMAKLI’NIN İŞİ DE KOLAY DEĞİL!
Burada hakkını teslim etmemiz gereken bir başka gerçek var. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın işi gerçekten zor! Bir tarafta emeğinin karşılığını almak, ürününü daha yüksek fiyata satmak isteyen çiftçivar. Diğer tarafta enerji, işçilik, finansman ve işletme maliyetleriyle mücadele eden şeker fabrikaları...
Çiftçi haklı olarak kendi kazancına bakıyor. Ancak fabrikanın maliyetini, şeker piyasasını, ithalat baskısını ve nişasta bazlı şekerin (NBŞ) oluşturduğu rekabet şartlarını çoğu zaman aynı ölçüde değerlendirmiyor. Fabrika ise diyor ki: “Pancarı yüksek fiyattan alıp şekeri maliyetimin altında satarak ayakta kalamam!”
Peki, Bakan ne yapacak?
Öyle bir denge kuracak ki çiftçi üretime küsmeyecek, gelecek yıl da pancar ekecek. Fabrikalar üretime devam edecek, şalter indirmeyecek. Tüketici de şeker fiyatları altında ezilmeyecek. İşte tarım yönetiminin en zor tarafı burası! Sayın Yumaklı’yı eleştirirken bu üçlü dengeyi görmezden gelmek haksızlık olur. Çünkü mesele yalnızca pancarın fiyatı değil, tarladan fabrikaya uzanan millî şeker sanayisinin geleceğidir. Ancak bu dengeyi kurmanın yolu da maliyetleri gizlemek değil; çiftçinin, sanayicinin ve tüketicinin hesabını aynı masada şeffaf biçimde ortaya koymaktır.
ÇİFTÇİ ÖNCE KENDİ KIYMETİNİ BİLECEK!
Gelelim kimsenin konuşmak istemediği gerçeğe...
Türkiye’de çiftçi kendi ekonomik gücünün ne kadar farkında? ÇKS’ye kayıt yaptırmakla güçlü üretici olunmuyor! Kaç dekar ektiğini bilip kaç lira kazandığını bilmeyen, maliyetini hesaplamayan, temsilcisinden hesap sormayan bir üretici anlayışıyla nereye kadar gideceğiz? Elbette çiftçinin finansman sıkıntısı, parçalı arazi yapısı ve piyasa karşısındaki zayıflığı var. Ancak sürekli başkalarından çözüm bekleyen, kendi örgütüne sahip çıkmayan, üretici olarak ağırlığını ortaya koyamayan anlayışı da sorgulamak zorundayız. Çiftçi kendi kıymetini bilmezse başkaları onun ürününe istediği kıymeti biçmeye devam eder!
Peki, çiftçi temsilcileri? Toplantılara katılmakla, fotoğraf vermekle, fiyat açıklandıktan sonra açıklama yapmakla temsilcilik olmaz! Temsilcilik, üreticinin maliyetini bilmek, hakkını savunmak, pazarlık yapmak ve üyelerine hesap vermektir.
HER YOL CUMHURBAŞKANI’NA ÇIKMAMALI!
Geçmişte bazı tarımsal ürün fiyatlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devreye girmesiyle iyileştirmeler yapıldı. Üretici açısından olumlu olabilir. Ancak bunun sürekli bir beklentiye dönüşmesi doğru mu? Tarım Bakanlığı var. İlgili kurumlar var. Üretici örgütleri var. Müzakere mekanizmaları var. O halde neden fiyat tartışmalarının son adresi sürekli Cumhurbaşkanlığı oluyor? Sayın Yumaklı’nın görevi zor, sorumluluğu da büyük! Ancak Cumhurbaşkanı’nın önüne her ürünün fiyat anlaşmazlığı değil, çözülmüş sorunlar ve sonuç veren tarım politikaları gitmelidir. Fiyat açıklanmadan önce bölgesel maliyetler hesaplanmalı, üretici örgütleri ortak taleplerini sunmalı, çiftçiyle sanayicinin sürdürülebilirliği birlikte gözetilmelidir.
Son söz: 3.720 TL az mı, çok mu? Bunun cevabı sloganlarla değil, gerçek maliyet ve kârlılık hesaplarıyla verilir. Meseleye yalnızca çiftçinin ya da şeker fabrikalarının penceresinden bakılmamalıdır. Çiftçinin ham madde üretimiyle fabrikanın sanayi üretimi arasındaki ekonomik entegrasyon doğru kurulmalıdır. Çünkü biri olmadan diğerinin sürdürülebilirliği mümkün değildir. Çiftçi üretimden vazgeçmeyecek, fabrikalar şalter indirmeyecek, tüketici korunacak. Tarlayla fabrikanın kaderini birbirinden ayrı düşünmeyen, üreticiyi de sanayiciyi de ayakta tutan bir denge kurulmalıdır. Bakanlığın asıl başarısı da bu dengeyi sağlayabilmesidir!
Unutmayalım! Çiftçi üretmezse fabrika çalışmaz. Fabrika çalışmazsa çiftçinin pancarı değer bulmaz. İkisi de ayakta kalmazsa Türkiye kaybeder!
Mesele yalnızca pancarın fiyatı değil; çiftçinin temsil gücü, sanayinin geleceği ve Türk tarımının yarınlarıdır!
Kalın sağlıcakla…