Mekke İttifakı’nın açtığı kapı

YAYINLAMA:
Mekke İttifakı’nın açtığı kapı

7 Ağustos'ta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması henüz kurumsallaşma aşamasındayken Husi meselesini kucağında buldu.

Husi saldırılarında 1 haftada 20 kişi hayatını kaybederken 356'dan fazla kişi yaralandı.

Suudi Arabistan, Trump’ın iki döneminde ABD ile toplam 252 milyar dolarlık silah anlaşmaları yapmasına ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın yaklaşık 1 trilyon dolarlık yatırım taahhüdüne rağmen güvenlik ihtiyaçlarını hâlâ karşılayabilmiş değil.

Yüzlerce milyar dolarlık anlaşmalar terlikli Husi savaşçılarının fırlattığı füzelerden korumaya yetmiyor.

Üstelik ABD Suudi Arabistan'a silah satarken Husilerle de savaşa girmekten uzak duruyor. ABD’nin Husilerle saldırmazlık anlaşmasına varması ise Suudilerin tedirginliğini artırıyor. 

Suudi Arabistan'ın güvenlik açığının Türkiye açısından taşıdığı stratejik değer bu noktada belirginleşiyor.

Burada bir “win-win” denklemi oluşmuş durumda.

Amerikan savunma sanayisini besleyen Suudi sermayesinin Türk şirketlerine yönelmesi her iki taraf için de büyük kazanımlar yaratabilir.

SİPER, HİSAR, KORKUT, radar ve elektronik harp sistemleriyle Türkiye Suudilerin savunma ihtiyaçlarına önemli katkılar sağlayabilecek bir üretim altyapısına sahip. AKINCI üzerinden kurulmuş, ortak üretim ve teknoloji transferini kapsayan somut bir işbirliği zaten mevcut.

Türkiye’deki muhalefette ise Mekke İttifakı'nın Türkiye'ye sağlayabileceği bu kazanımlardan ziyade başka bir tartışma var.

Özgür Özel Mekke İttifakı’nı “Mehmetçiğin Yemen çöllerine sürülmesi” ve “Trump'ın emir askerliği” ifadeleriyle eleştiriyor. Doğu Perinçek “Mekke İttifakı'na onay, İsrail'e onay olur” diyor. Fatih Erbakan ise anlaşmanın “İsrail'e koruma kalkanı” olarak kullanılmasından bahsediyor.

Oysa Suudi Arabistan'ın sınırlarına dayanmış, ülkeyi işgal etmeye hazırlanan, yani “Mehmetçiğin Yemen çöllerine sürülmesini” gerektiren bir Husi ordusu yok. Husilerin Suudi topraklarını işgal edebilecek çapta askeri kapasitesi de yok. Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 8 Ekim'de Türkiye'nin asker göndermeyeceğini açıkladı. 

Mekke İttifakı'nın İsrail'in çıkarlarına hizmet edeceği iddiası ise İsrail'deki değerlendirmelerle örtüşmüyor.

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünden Yoel Guzansky ve Gallia Lindenstrauss anlaşmanın Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu artırabilecek sonuçlarına dikkat çekiyorlar. Haaretz'e konuşan İsrailli kaynaklardan birisi de anlaşmayı Ankara'nın Arap ve İslam dünyasına güçlü dönüşü olarak yorumluyor.

Üstelik Suudi Arabistan, İsrail'le normalleşmenin önüne Filistin devletinin kurulması şartını koymaya devam ediyor. Şimdi onları güvenlik arayışlarında yalnız bırakmak Washington'a bağımlılıklarını artırarak Filistin konusundaki tutumunu esnetebilecek bir baskı ortamı yaratabilir. Bunun da Türkiye'nin arzulayacağı bir sonuç olmadığı açık.

ABD'nin stratejik önceliğini Çin'le rekabete yöneltmesi ve Suudi Arabistan'la bölge ülkelerinin güvenlik ihtiyaçlarının belirginleşmesi Türkiye’nin ekonomik, stratejik, askeri ve diplomatik kazanımlarını büyütebilir. 

Bölgenin kendi güvenliğini sağlayabilme kapasitesinin gelişmesi de uzun süreçte ABD'ye olan bölgesel bağımlılığı dizginleyerek İsrail'in bölgesel güç denklemindeki hareket alanını daraltabilir. 

Bu bakımdan Mekke İttifakı doğru yönetildiğinde Türkiye'nin bölgesel ağırlığını tahkim edecek önemli bir fırsattır. Türkiye'nin devlet aklı da riskleri asgariye indirip fırsatları kazanıma dönüştürecek birikime sahiptir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...