Bakü'deki CICA Zirvesi ve Türkiye'nin çok taraflı temasları
Bakü’deki CICA Zirvesi ve Türkiye’nin çok taraflı temasları
İstikametimiz açıktır: Başta Azerbaycan olmak üzere Türk dünyası arasındaki kardeşlik hukukunu ve gönül bağını zedeleyecek hiçbir nifak tohumunun aramıza ekilmesine müsaade etmeden, Türk cumhuriyetlerinin egemenlik ve bağımsızlıklarına karşılıklı saygı temelinde iş birliğimizi derinleştirmek, tarihimizin bizlere yüklediği sorumluluk bilinciyle ortak geleceğimizi inşa etmek, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefini Türk dünyasının yükselişiyle buluşturmaktır. Devlet BAHÇELİ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 15 Ekim’de Bakü’de düzenlenen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın (CICA) yedinci zirvesine katılması, Türk Dış Politikası’nın genişleyen temas alanını ortaya koydu. Fidan’ın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edilmesi; Azerbaycan, Rusya, Çin ve Sri Lanka dışişleri bakanlarıyla görüşmesi, aynı şehirde farklı diplomasi kanallarını buluşturdu. Türkiye açısından bu tablonun asıl önemi, Azerbaycan ile kardeşlik ve müttefiklik ilişkisinin Asya ölçeğinde iş birliği üretme imkânını göstermesidir.
CICA’nın geçmişi, Kazakistan’ın 1992’de ortaya koyduğu girişime dayanıyor. Türkiye, kuruluşundan itibaren destek verdiği bu yapının dönem başkanlığını 2010–2014 arasında yürüttü. Güven artırıcı önlemler; devletlerin birbirlerinin niyetlerine ilişkin belirsizlikleri azaltmasını, düzenli temas kurmasını ve ortak sorunlarda birlikte çalışmasını amaçlıyor. CICA, bu anlayışı ekonomi, çevre, insani ilişkiler ve güvenlik alanlarına taşıyor. Dolayısıyla Bakü’deki buluşma, Türkiye’nin uzun süredir katkı sunduğu bir diplomatik birikimin devamı olarak değerlendirilmelidir.
Bu birikimin merkezindeki Türkiye–Azerbaycan ortaklığı sağlam bir zemine sahip. 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi, iki ülke arasındaki ilişkileri müttefiklik seviyesine yükseltti. Ortak tarih ve millî aidiyetin oluşturduğu güven, böylece devletlerarası iş birliğinin kurumsal çerçevesiyle güçlendi. Kanaatimce bu ilişkinin Asya diplomasisindeki değeri de burada ortaya çıkıyor: Ankara ile Bakü, birbirlerinin imkânlarını tamamlayarak ortak önceliklerini daha geniş çevrelere taşıyabiliyor. Kardeşlik, somut çıkarların birlikte korunmasına dayanan bir siyasi kapasite kazanıyor.
Azerbaycan’ın böylesi bir zirveye ev sahipliği yapması, Bakü’nün bölgesel meselelerin ele alındığı bir buluşma merkezi olarak önemini artırıyor. Türkiye bakımından dost ve müttefik bir başkentte farklı ülkelerle temas kurulabilmesi, diplomatik süreklilik açısından değerlidir. Bakü’nün uluslararası görünürlüğünün güçlenmesi, Ankara’nın Kafkasya ve Hazar havzasına yönelik girişimleri için de elverişli bir ortam oluşturabilir.
Fidan’ın görüşmelerindeki coğrafi çeşitlilik de dikkat çekicidir. Rusya ve Çin ile sürdürülen temaslar, Türkiye’nin farklı güç merkezleriyle doğrudan konuşabilme kabiliyetini gösteriyor. Sri Lanka ile görüşme ise Asya diplomasisinin Güney Asya ülkelerini de kapsayan genişliğini hatırlatıyor. Bu çeşitliliği, Türkiye’nin bağımsız karar kapasitesini destekleyen bir imkân olarak görüyorum.
Türk dünyasının bu geniş diplomasi alanındaki konumu ayrıca önem taşıyor. Türk Devletleri Teşkilatı, ortak kimlik etrafında gelişen dayanışmayı kurumsallaştırırken CICA, farklı siyasi ve ekonomik önceliklere sahip Asya ülkelerini buluşturuyor. Türkiye ve Azerbaycan’ın öncülük edebileceği yaklaşım, bu iki zeminin birbirini tamamlamasını sağlamaktır. Türk devletleri arasında geliştirilen ulaştırma, ticaret ve teknik iş birliği projeleri, daha geniş bölgesel ortaklıklara açılabilir. Böylece Türk dünyasının kendi içindeki yakınlaşması, çevresindeki ülkeler için de fayda üreten bir nitelik kazanır.
Bu ilişkinin en somut örneklerinden biri Orta Koridor’dur. Çin’den Orta Asya’ya, Hazar üzerinden Azerbaycan’a ve Gürcistan güzergâhıyla Türkiye’ye uzanan bağlantılar, Türk dünyasının coğrafi konumunu ekonomik değere dönüştürme potansiyeli taşıyor. Bakü–Tiflis–Kars demiryolu bu güzergâhın temel unsurlarından biridir. Türkiye ile Azerbaycan’ın ulaştırma alanındaki eşgüdümü, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin çeşitlenmesine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda Türk devletlerinin uluslararası ekonomik ilişkilerdeki ağırlığını artırabilir.
Bununla birlikte bir koridorun başarısı, haritadaki güzergâh kadar günlük işleyişine bağlıdır. Sınır kapısında bekleyen yükün süresi, taşıma ücretlerinin öngörülebilirliği ve limanlar arasındaki uyum, siyasi iradenin ekonomik karşılığını belirler. Bu nedenle Ankara ile Bakü’nün ortak önceliği, ulaştırma yatırımlarını gümrük işlemlerinin kolaylaştırılmasıyla tamamlamak olmalıdır. Türk dünyasındaki üreticinin pazara daha hızlı ulaşması, diplomatik yakınlaşmanın vatandaş tarafından hissedilen sonucudur. İşbirliğinin toplumsal desteği de böyle güçlenir.
Güney Kafkasya’da kalıcı barışın güçlenmesi de bu ekonomik hedeflerin temel şartıdır. Ulaştırma hatlarının güvenliği, sınırların istikrarı ve ticaretin kesintisiz işlemesi birbirini doğrudan etkiler. Türkiye–Azerbaycan ortaklığının bölgeye sunabileceği katkı, egemenlik haklarına saygıyı esas alan, komşu ülkelerin de yararlanabileceği bir iş birliği anlayışıdır. Bakü’de oluşan çok taraflı temas ortamı, böyle bir yaklaşımın anlatılması için değerlendirilebilir. Bölgesel projelerin farklı ülkelere sağlayacağı kazanç somutlaştıkça, barışın korunmasına yönelik ekonomik ve siyasi teşvikler de güçlenecektir.
Güvenlik boyutu ise dikkatli bir denge gerektiriyor. CICA’da kararların oydaşmayla alınması, yani üyelerin ortak kabulünün aranması, geniş katılımı mümkün kılarken ilerlemenin hızını sınırlayabilir. Ülkelerarasındaki çıkar farklılıkları da her başlıkta aynı yaklaşımın oluşmasını zorlaştırır. Türkiye, bu zeminde millî güvenlik önceliklerini açık biçimde savunmalıdır. Diyalog, ancak tarafların birbirlerinin temel hassasiyetlerini ciddiye almasıyla güven üretebilir.
Önümüzdeki dönemde iki somut adım yararlı olacaktır. İlki, Türkiye ile Azerbaycan’ın Asya platformları öncesindeki istişarelerini ulaştırma, yatırım ve güvenlik başlıklarında daha düzenli hâle getirmesidir. İkincisi, Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki uygulanabilir projelerin ilgili Asya ortaklarıyla buluşturulmasıdır. Dijital gümrük uygulamaları, mesleki eğitim ve afetlere hazırlık gibi alanlar, ortak faydanın kolayca gösterilebileceği başlangıç noktalarıdır. Her proje için sorumlu kurumların ve uygulama takviminin belirlenmesi, zirvelerde oluşan iradeyi takip edilebilir sonuçlara dönüştürebilir.
Bakü’deki zirvenin Türkiye bakımından taşıdığı anlam, kardeşlikle beslenen müttefikliğin geniş bir diplomasi ufkuyla buluşmasıdır. Ankara–Bakü ortaklığı, Türk dünyasının Asya meselelerinde daha fazla söz sahibi olmasına katkı sunabilecek güçlü bir dayanak oluşturuyor. Bundan sonraki başarı, bu dayanağın üretime, ticarete, güvenliğe ve kalıcı istişare mekanizmalarına dönüştürülmesine bağlı olacaktır. Türkiye ile Azerbaycan birlikte geliştirdikleri her somut başarıyla Türk dünyasının geleceğini kendi iradesiyle şekillendirme gücünü artıracaktır.