Joe Biden'in başkanlıkta birinci yılı

28.01.2022 10:00

Genel olarak Biden'ın ilk bir yılı

ABD’nin 46. Başkanı Joe Biden, seçim sloganını “Amerika geri dönüyor” olarak belirlemiş, Başkanlık görevine başladıktan sonra da bu sloganı sürekli tekrarlamıştı. Biden’ın Başkanlıkta birinci yılını doldurmasının ardından bu sloganının gerçekleşip gerçekleşmediğini irdelemek yerinde olacaktır. Biden’ın bir yıl içinde iç ve dış politikada ortaya koyduğu performansa ilişkin yapılan anketlerde ABD halkının Biden’ı genelde başarısız olarak değerlendirdiği görülmektedir. ABD halkı Biden’ın bir yıllık performansını beğenmemiş ve Biden’ın ortaya koymuş olduğu iddialı söylem birinci yılında karşılığını bulamamıştır. Oysa Biden tüm diğer başkanlardan daha çok sayıda oy alarak, 80 milyondan fazla oy ve %56’lık bir oy oranıyla göreve başlamıştı.

Anket sonuçlarına göre; Amerikan halkının %52’si Biden’ın politikalarını onaylamamakla birlikte, diğer başkanlarla kıyaslandığında, sadece Donald Trump’ın ilk yılında halkın nezdinde beklentilerin altında kaldığı görülmektedir. ABD’de yapılan ve yayımlanan son anketlere göre Trump’ın popülaritesi, yemin töreni sırasındaki %45’lik orandan, bir yıl sonra %35’e gerilemişti. Joe Biden da hem iç politika hem de dış politikada ortaya koymuş olduğu somut politikalar ile ikna edici bir düzeye erişememiştir.

Biden, iç politikada ve ekonomi konusunda sıkıntılı bir yıl geçirmiştir. Enflasyon 40 yılın zirvesine çıkarak %7’ye yükselmiştir. Kovid salgını süreci başarılı yönetilememiş, salgınla mücadelede küresel bir koordinasyon pratiği üretilememiş ve Amerikan liderliği iddiası zayıf kalmıştır. Sosyal altyapı paketi için daha iyi bir tasarı sunması konusunda Demokrat Parti’nin ilerici tabanıyla çatışmalar yaşamıştır. Oy Hakkı Yasası’nı geçirmek için kritik önemdeki senatörleri ikna edememiştir. Anayasa Mahkemesinde de aşı zorunluluğu ve kürtaj hakkı konusunda başarısızlıklar yaşamıştır.

CNN’NİN ANKETİ

Biden’ın tahminen 11 milyon kayıt dışı göçmene yasal statü verme önerisi Kongreye takılmış ve iltica başvuruları ABD’de değerlendirilirken Trump döneminden kalan göçmenlerin Meksika'da beklemesi politikasını geri çevirmeyi başaramamıştır. Ayrıca, toplumsal ayrışmaların daha da derinleştiği görülmüştür. Nitekim, CNN tarafından yapılan bir ankette Cumhuriyetçilerin %51’i, Demokratların %49’u ‘’iç savaşa yakınız” cevabını vermiştir.

Biden yönetimi dış politika ve uluslararası strateji oluşturma konusunda da tatmin edici adımlar atamamıştır. ABD’nin uluslararası organizasyonlarda liderlik etme iddiası, Trump döneminde ciddi bir zaafa uğramıştı. NATO’yu ABD’nin Avrupa’yı karşılığını almadan korumasına yarayan bir organizasyon olarak tanımlayan Trump, İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecine (Brexit) verdiği destekle de AB’ye olumsuz yaklaştığını göstermişti. Kuzey Amerika’nın ortak ticaret anlaşması NAFTA’yı da hedef alan Trump, Obama döneminde Asya-Pasifik bölgesindeki ülkelerle ticaret bağlarını sağlayan TTIP anlaşmasını iptal etmişti. Uluslararası kurum ve anlaşmaların ABD’nin hareket etme özgürlüğünü sınırladığına inanan ve ülke liderleriyle birebir müzakereyi tercih eden Trump’ın ulusalcı ve korumacı politikaları, ABD’nin küresel liderlik iddiasından iyice uzaklaşmasına neden olmuştu. Bu nedenle Biden, başkanlık kampanyası döneminde Trumpçı uluslararası siyaset anlayışını doğrudan hedef almış ve ABD’nin küresel meselelerde liderlik etmesinin sadece gerekli değil, mecburi olduğunu ifade etmiştir. Benzer bir bakışı yansıtan Dışişleri Bakanı Antony Blinken da “ABD’nin dünya liderliğinden vazgeçmesiyle oluşan boşluğu Rusya ve Çin gibi antidemokratik güçlerin doldurması muhtemeldir” düşüncesini ifade etmişti.

Batı ittifakını yeniden diriltme vaadi konusunda da zorlanan Biden; NATO, G-20, G-7 ve iklim zirveleriyle uluslararası kurum ve inisiyatifleri tekrar güçlendirmeye çalışmıştır. Biden, Paris İklim Anlaşması dönüşü ile Trump’ın yaklaşımlarından farklı bir yol izlemiştir. Haziran 2021 NATO zirvesi sonuç bildirgesinde ortaya konulan “yakın tehdit Rusya, uzak tehdit Çin” söylemi Avrupalı bazı müttefikler tarafından eleştirilmiştir. Özellikle Almanya; Rusya ile enerji kaynaklarından doğan güçlü ticari bağları nedeniyle, bu söyleme mesafeli yaklaşmıştır. Aynı şekilde Fransa da Çin ile ticari ilişkiler konusunda Macron üzerinden bu söylemi eleştirmiştir. Biden’ın, Çin’i “Batı’nın önünde meydan okuyan en büyük güç” olarak tanımlama çabaları “yeni bir Soğuk Savaş” istemeyen Almanya ve Fransa gibi müttefiklerin üstü örtülü muhalefetiyle karşılaşmış ve bu açıdan Biden, Transatlantik İttifakı’nın canlandırılması noktasında istediği sonucu alamamıştır.

AUKUS ANLAŞMASI

ABD; İngiltere ve Avustralya ile imzaladığı AUKUS anlaşması yüzünden Fransa’yla güven krizi yaşamıştır. Biden; Almanya’yı Kuzey Akımı gaz hattını iptale ikna etmekte zorlanmıştır. Böylece, Batı içerisinde jeopolitik meselelerin değerlerin önüne geçtiği görülmüştür. Sonuç olarak, Biden; Trump döneminin hasarlarını tamir konusunda yol alsa da, Batı ittifakının salgın, Rusya, Çin gibi konularda ortak hareket etmesini sağlayamamıştır.

Biden yönetimi; Orta Doğu’daki ekonomik yükünü azaltmayı hedeflese de Afganistan’dan çekilmenin son aşamasında yaşanan görüntüler nedeniyle prestij kaybetmiştir. Biden’ın NATO müttefiklerine danışmadan Afganistan’dan çekilme kararı alması, ABD’nin küresel liderlik iddiasına darbe vurmuştur. Afganistan’dan çekilme kararı ile iş birliği yaptığı terör örgütü PYD/YPG gibi yapılara da ABD’nin desteğinin garanti olmadığını hatırlatmıştır.

Biden, göreve başladığında, seçilmesinin “bir adayın değil, bir davanın, demokrasi davasının zaferi olduğunu” söylemiştir. Ancak Biden dönemi Amerikan dış politikasında liberal değerler vurgusu yapmasına rağmen, Afganistan’dan çekilme sürecinde güvenlikçi ve gerçekçi bir tutum sergilemiştir. Rusya ile Ukrayna konusunda net bir tavır ortaya koyamamış ve Rusya’nın politik hamleleri konusunda yetersiz kalmıştır.

Biden yönetiminin ilk yılındaki dış politika performansı incelendiğinde Amerika’nın küresel liderlik iddiasına geri dönmeye çalıştığı ancak tehdit ve rakip olarak belirlediği Çin ve Rusya konusunda somut adımlar atamadığı görülmektedir. Bu bağlamda, ilk bir yıllık performansına bakıldığında, Biden’ın “Amerika geri döndü” sloganı sözde kalmıştır.

Türkiye-ABD ilişkileri açısından Biden’ın ilk bir yılı

Biden yönetimi göreve başladığında Türkiye-ABD ilişkileri açısından kötü bir dönem söz konusuydu. Türk-Amerikan ilişkilerinde esasen Trump dönemi ile oluşan iyileşme beklentisi olumlu bir sonuca ulaşmamıştı. S-400, F-35 ve ABD’nin terör örgütü PKK/PYD’ye silah yardımına ilişkin sorunlar çözülememişti. Trump’ın ilişkilerle ilgili son icraatlarından biri de, Türkiye’ye Rusya’dan S-400 alımı nedeniyle CAATSA yaptırımını getirmek olmuştu. Türkiye ayrıca F-35 uçaklarının ortak üretim ve satışı programından da çıkarılmıştı. Gelinen süreçte Türk-Amerikan ilişkilerinde Biden yönetimiyle ilişkilerde mevcut sorunların çözümü konusunda bir ilerleme sağlanabilecek miydi?

Biden’ın birinci yılında iki ülke arasındaki ilişkilerde öne çıkan süreçler ve başlıklar şöyledir: Biden’in “Ermeni soykırımı” ifadesini kullanması, haziran ayındaki NATO ve ekim ayındaki G-20 zirvelerinde iki ülke lideri Erdoğan ve Biden’ın yüz yüze görüşmesi, Afganistan’da başkent Kâbil’deki Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın güvenliği ve idaresini üstlenme konusundaki müzakereler ve 2021 yılının son aylarında Türkiye’nin ABD’den 40 adet F-16 savaş uçağı satın alma ve envanterindeki mevcut uçakların da modernizasyonu konusundaki gelişmeler.

Türkiye ile ABD iki NATO müttefiki olmasına rağmen, Biden yönetiminin ilk aylarında liderler düzeyindeki ilk telefon görüşmesi, Biden’ın göreve başlamasından 3 ay sonra gerçekleşti. Bu görüşme Biden’ın “soykırım” ifadesini kullandığı 24 Nisan açıklamasından bir gün önce yapıldı. Biden 24 Nisan’da soykırım ifadesini kullanmakla, eski Başkan Ronald Reagan dışında bugüne kadar 24 Nisan’da Beyaz Saray’dan yapılan resmî açıklamada soykırım ifadesini kullanan ilk Başkan oldu. ABD’den Ankara’ya ilk ziyaret ise Biden yönetiminin beşinci ayında, ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Wendy Sherman tarafından düzenlendi.

NATO ZİRVESİNDE

Başkan Biden ile Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk yüz yüze görüşmesini 2021 Haziran’da Brüksel’de gerçekleşen NATO zirvesi sırasında yaptı. Bu görüşme sırasında mevcut sorunlar dışında Afganistan da gündeme geldi. Başkent Kâbil’deki Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın güvenliği ve idaresini üstlenme konusunda iki ülke arasında müzakereler yürütüldü. Biden ve Erdoğan’ın bu konuda anlaştığına yönelik açıklamalar yapıldı. Ancak ağustos ayı sonunda, Amerika’nın ani bir hamleyle çekilmesi ve Taliban’ın tüm Afganistan’ın kontrolünü bir anda eline geçirmesi bu projeyi rafa kaldırdı. 30-31 Ekim 2021’de G-20 Roma zirvesi sırasında Biden ile Erdoğan arasında ikinci kez yüz yüze görüşme gerçekleştirdi.

Türkiye, proaktif davranarak ikili ilişkilerde dengeleri değiştirebilecek diplomatik bir hamlede bulundu. Türkiye, F-35 programı için yaptığı 1,4 milyar dolarlık harcamanın tazmin edilmesinin yollarından biri olarak ABD’den 40 adet F-16 savaş uçağı satın alma ve envanterindeki mevcut uçakların da modernizasyonu talebinde bulundu. Pentagon, “Türkiye’nin askeri ihtiyaçlarının farkındayız” diyerek bu satışa Washington’ın yeşil ışık yaktığının sinyalini verdi. Böylece, F-35 krizini F-16 anlaşmasına dönüştürme stratejisi uygulandı ve bu yönde belli bir kazanım elde edildi.

KONGRE SEÇİMLERİ

Washington’da son yıllarda Türkiye’ye karşı tepkilerin en yüksek sesle dile getirildiği yer olan ABD Kongresinde 2021 yılında da Türkiye karşıtı birçok girişime imza atıldı. Son yıllarda Türkiye’ye karşı eleştirel bir tutumu olan Demokratlar’ın Kongrenin iki kanadında çoğunluk parti konumuna gelmesi ve Senato Dış İlişkiler Komisyonunun başına Türkiye’nin her platformda karşısında yer alan Senatör Robert Menendez’in seçilmesi, Kongredeki Türkiye karşıtı yaklaşımları daha da artırdı.

Sonuç olarak, önümüzdeki süreçte Biden’ın politikalarını ve yaklaşımlarını değiştirebileceği bir yıl beklenmektedir. Kasım 2022’de ABD Kongresi için seçimler yapılacaktır. Kongrenin iki kanadından biri olan Temsilciler Meclisinin tamamı ile Senatonun üçte biri kasım seçiminde yenilenecektir. Hâlihazırda Başkan Biden’ın partisi Demokratlar’ın her iki mecliste de Cumhuriyetçiler’e karşı üstünlüklerinin olması, Biden’ı şimdilik rahatlatmaktadır. Ancak, kasımda yapılacak seçimlerde Cumhuriyetçiler’in Kongrenin her iki kanadında üstünlüğü ele geçirebileceği ile ilgili güçlü emareler bulunmaktadır. Bu açıdan Kongrede Cumhuriyetçiler’in çoğunlukta olması Biden’ın bazı konularda köşeye sıkıştıracaktır. Uluslararası politikada ise Rusya’nın Ukrayna üzerindeki baskısı ve Çin’in Güneydoğu Asya bölgesindeki politikaları ABD’yi ve Biden’ı zorlayacak testler olacaktır.