İki ruh hastasının gölgesinde dünya

YAYINLAMA:
İki ruh hastasının gölgesinde dünya

Tarih bazen yalnızca orduların, savaşların, teknolojilerin, ekonomilerin ya da ideolojilerin değil aynı zamanda insanların zihninin de sahnesidir. Özellikle de dünyanın kaderini belirleyen ruh hastası liderlerin zihninin. Bazen ruh sağlığı yerinde olmayan bir devlet başkanın korkuları, takıntıları ve gerçeklikten kopan düşünceleri milyonların hayatını belirleyebilir. Daha da tehlikelisi, böyle birkaç liderin aynı dönemde güç sahibi olmasıdır.

Yirmi birinci yüzyıl bunun en çarpıcı örneklerinden birini yaşıyor. Güç ve ideoloji uğruna “gerçeklikten kopmuş”, “tarihsel kurtarıcı sendromlu”, “şiddetli narsistik kişilik bozukluğu”olan, “paranoyak komplo algısı”na yatkın, “ekonomik ve politik krizleri” yönetemeyen iki devlet başkanının kararları, dünyayı eşi görülmemiş bir kaosa sürüklüyor. 

Irkçı fanatizm, paranoya, narsisizm ve mutlak güç arzusu birleştiğinde, siyaseti akıl ve sorumluluk alanı olmaktan çıkıp dünya ruh hastası liderlerin tehlikeli bir psikolojik savaş alanına dönüşebiliyor.

Böyle hasta liderler çoğu zaman kendilerini tarihin seçilmiş figürleri olarak görür. Eleştiriyi ihanet sayar, farklı sesleri düşman olarak algılarlar. Bir noktadan sonra gerçek dünya ile kendi zihinlerinde kurdukları dünya arasındaki mesafe açılır. İşte tam bu noktada kararlar rasyonel düşünceyle değil, korkulara ve saplantılara dayanır.

Son yıllarda iki insan kasabının aldığı kararlar bu durumu açık biçimde göstermektedir. ABD başkanı Donald Trump’ın ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun Gazze’ye yönelik insanlık dışı ağır askeri operasyonları, yalnızca bölgesel bir çatışma değil aynı zamanda yüzbinlerce insanın öldürülmesi ve milyonlarca insanın hayatını etkileyen siyasi tercihler olarak tarihe geçti. Benzer şekilde İran’a yönelikhalen sürmekte olan saldırı ve tehditleri ve askeri gerilim politikaları, zaten kırılgan olan Ortadoğu dengesini daha da tehlikeli bir noktaya sürükledi. 

Bu tür kararlar çoğu zaman yalnızca stratejik hesaplarla değil, liderlerin hastalıklı ruh haliyle dünyaya bakışları ve kişisel güç anlayışlarıyla da şekillenmektedir.

Savaşları önlemek veya sınırlamak için çeşitli uluslararası kurumlar kuruldu. Bunların başında Birleşmiş Milletler, Uluslararası Ceza Mahkemesi, NATO, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ileTürk Devletleri Teşkilatı (TDT), İslam İşbirliği Teşkilatı(İİT), Arap Birliği, Afrika Birliği (AU), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) gibi kurumlargelmekte. Bu kurumlar diplomasi, yaptırımlar, barış gücü ve uluslararası hukuk yoluyla savaşları azaltmaya çalışır. Ayrıca Cenevre Sözleşmeleri gibi anlaşmalar savaşın kurallarını belirleyerek sivilleri, yaralıları ve esirleri korumayı amaçlar. Genel olarak bu yapılar savaşları tamamen bitiremese de çatışmaları azaltmaya ve insanların korunmasına katkı sağlar.

Ancak uluslararası kurumlar savaşları azaltmak ve sınırlandırmak için önemli araçlar sunsa da, devletlerin çıkarları, veto sistemi ve sınırlı yaptırım gücü gibi nedenler bu kurumların etkisini zayıflatabilmektedir.

Burada sorun sadece bu hasta devlet başkanlarının kişilikleri değildir. Asıl sorun, onları sınırlayacak kurumların zayıflaması, basının ve toplumların eleştirel düşünme gücünü kaybetmesidir. Güç denetlenmediğinde, bir insanın zihnindeki karanlık fikirler devlet politikasına dönüşebilir. Böylece bir kişinin zihinsel dünyası, milyonların gerçekliğini belirler.

Çocukların, kadınların, yaşlıların velhasıl sivillerin ölümünü normal gören, buna karşı duyarsız kalan insanlık yalnızca empatisini değil, vicdanı ve aklını da kaybetmiş demektir. Başkalarının acısını görmeyen, ölen çocukları bir sayıdan ibaret sayan zihinler artık insanlık değerlerinin sınırlarının dışına çıkmıştır. Böyle ruh hastası liderler için insan hayatının değeri yoktur. Onun gözünde insanlar sadece bir düşman grubunun parçalarıdır. Bu tür bir duyarsızlık fanatizmin, ahlaki körlüğün ve ruhsal çürümenin sonucudur. 

Çocukların ölümünü sıradanlaştıranlar insanlığın en temel değerlerini inkar etmiş ve insanlığın acısına karşı kalbi taşlaşmış olanlardır. Bunlar tarihin vicdanında daima lanetle anılacaktır.

Tarih bize dünyanın çoğu zaman büyük fikirlerle değil, kontrolsüz gücün yarattığı krizlerle sarsıldığını gösterir. Bazen savaşları başlatan şey ordular değil, sınırsız güce kavuşmuş birkaç ruh hastası liderin zihninde büyüyen karanlıktır.

Bu yüzden güçlü kurumlar, özgür basın ve eleştirel bir toplum yalnızca insanlık için birer ideal değildir. İnsanlığın kendini koruma sistemidir. Hastalıklı gücün denetlenmediği yerde akıl değil hırs, sorumluluk değil delilik hüküm sürer. Çünkü denetlenmeyen güç, eninde sonunda dünyayı bir kişinin deliliğine rehin bırakır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...