Kanlı kene İsrail ve içimizdeki siyonist ruhlular
Ortadoğu bölgesine İsrail, kanserli bir hücre gibi yerleştikten ve büyüdükten sonra bölgede kaos, çatışma ve istikrarsızlık hiç eksik olmadı. Sürekli huzursuzluk, gözyaşı, yıkım ve ölüm var… Bu manzaranın değişmesi için ya İsrail’in tamamen durdurulması ya da İsrail’deki Siyonist anlayışın etkisiz hâle getirilmesi gerekir. Siyonizm ortadan kaldırılmadan dünyanın huzura kavuşması mümkün değildir.
2023 yılında Gazze’de başlattığı soykırım ve katliamların ardından bölgedeki çatışmaları daha geniş bir alana yaydı. İran’a, Suriye’ye, Yemen’e ve Lübnan’a saldırılar düzenledi. Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürürken, ağırlıklı olarak Lübnan’ı hedef aldı; şimdi ise İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlattı. Bu süreç yaşanırken de Türkiye’yi tehdit etmekten geri durmadı.
En son dikkat çeken tehdit, Mayıs 2026’da İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar’dan geldi. Zohar, “Türkiye’yi düşman devlet olarak görmeye başlamalıyız. Eğer Türkiye bizimle savaş yolunu seçerse, kuşkusuz çok ağır bir bedel ödeyecek. İsrail, kendini savunmayı ve kendisine zarar verenlere karşılık vermeyi bilir.” ifadelerini kullanarak İsrail’in alçak tutumunu sürdürdüğünü göstermiştir.
Türkiye’de İsrail’in bölgedeki planlarını ve hedeflerini titizlikle takip eden, bu oyunları bozmaya çalışan iki lider bulunmaktadır: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli.
“Terörsüz Türkiye” merkezli “Terörsüz Bölge” projesi de bu millî şuurun hayata geçirilmesi olarak değerlendirilmektedir.
ABD–İsrail ikilisinin Suriye’de terör örgütü YPG’yi taşeron olarak kullanma çabası, hem sahadaki silahlı mücadele hem de sonrasında gelen entegrasyon çağrılarıyla bozulmuştur. Türkiye’de ise başta CHP olmak üzere Zafer Partisi ve İYİ Parti’nin, Suriye’de yürütülen terörle mücadele süreçlerine zaman zaman karşı çıktığı görülmüştür.
Eğer Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı (Afrin) Harekâtı, Barış Pınarı Harekâtı ve Esad rejiminin devrilmesinin ardından gerçekleştirilen terörle mücadele operasyonları olmasaydı, İsrail sınırımıza vekâlet güçleri üzerinden komşu olma imkânı bulabilirdi. Türkiye’deki muhalefetin aklıyla hareket edilseydi, bu durum kesinlikle gerçekleşebilirdi.
Allah’tan ülkenin başında Cumhur ittifakı varda, gelişmeler karşısında dikkati, şuuru ve milli vizyonu olan önlemler alınıyor ve mücadele ediliyor.
Dediğim gibi Türkiye’deki insanlarımızı ve dünya kamuoyunu İsrail’e karşı uyanık ve şuurlu tutan iki liderden biri olan MHP Lideri Devlet Bahçeli Salı günü yine şu açıklamalarda bulundu:
“İsrail’in bölgede uyguladığı saldırgan, hukuk tanımaz ve kan dökmekten çekinmeyen siyaset artık yalnız Filistin’i değil; Lübnan’ı, Suriye’yi, İran’ı, Körfez ülkelerini ve Doğu Akdeniz’i aynı anda tehdit eden bir yangın haritasına dönüşmüştür.
Gazze’de bebeklerin, kadınların, yaşlıların, hastaların üzerine bomba yağdıran hasta ve işgalci zihniyet; bugün Lübnan’da da aynı hain yöntemi sürdürmektedir.
Beyrut’un semalarında dolaşan savaş uçakları, sadece Lübnan’ın egemenliğine değil, bölgesel barış çağrılarına meydan okumakta; huzur arayış ve arzularına kulak tıkamaktadır.
Arz-ı Mevut yalanıyla, vaat edilmiş topraklar masallarıyla meşrulaştırılmak istenen işgalci iştah; milletlerin kaderini Siyonist yayılmacılık saplantılarına göre yeniden biçimlendirme hevesindedir.
Lübnan zaten yıllardır siyasi kırılganlıklarla, ekonomik buhranlarla, toplumsal ayrışmalarla ve dış müdahalelerle yıpratılmış bir ülkedir.
Böyle bir ülkenin yeniden saldırıların hedefi haline getirilmesi, bölgesel yangının bilinçli biçimde diri tutulduğunu göstermektedir.”
***
Çarşamba (dün) günü de Cumhurbaşkanı Erdoğan İsrail konusunda geniş değerlendirmelerde bulunmuştur:
“Suriye ve Lübnan aynı zamanda Türkiye’nin sevgi ve kardeşlik coğrafyasının içinde yer alan iki devlettir. Şam ve Beyrut, İstanbul’un iki kardeş şehridir. Türkiye’nin güvenliği sadece Hatay’dan değil Halep’ten başlar, Şam’dan başlar, Türkiye’nin güvenliği Beyrut’tan başlar. Kardeşlerimizin ülkelerinde hiçbir emrivakiye müsamaha göstermeyiz, kardeşlerimize yönelik hiçbir saldırıya göz yummayız. Şimdi bunlar ve tetikçileri çıkıyorlar, sağda, solda Türkiye’yi hedef alan güya tehditler savuruyorlar. Hiç bunu söylemenize gerek yok. Biz sizin niyetinizi, amacınızı, hedefinizi zaten çok iyi biliyoruz. Biz sizin neyin peşinden koştuğunuzu çok iyi görüyoruz. Arz-ı Mevud hezeyanının nihai hedefinin ne olduğunun gayet iyi farkındayız. Allah’ın izniyle buna asla müsaade etmeyeceğiz.”
“Çok açık söylüyorum, kimse macera peşinde koşmasın, kimse siyonist katliam şebekesinin kuyruğuna takılmasın. Eğer Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve hukukuna kastedilirse bilinmesini isterim ki cevabımız çok net olur, çok da sert olur”
“İsrail, mevcut hükûmetin yönetiminde şımardıkça şımarmış, sadece bölge için değil insanlık için de bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Netanyahu ve cinayet şebekesinin Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları bu iki kardeş ülkeyi olduğu kadar artık Türkiye’yi de tehdit eder bir noktaya taşınmıştır”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli dışında Türkiye’de bu açıklamaları bu yoğunlukta ve bu stratejik çerçevede yapabilen üçüncü bir siyasetçi yoktur.
Mesela Özgür Özel, Müsavat Dervişoğlu ve Ümit Özdağ’ın bölgeye yönelik açıklamaları genellikle ABD ve İsrail’in projelerine destek veriyormuş gibi bir etki oluşturmaktadır.
Bu üç isim için örnekler oldukça fazladır; ancak en güncel örnek yine Müsavat Dervişoğlu üzerinden verilebilir.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, AK Parti Çorum İl Başkanlığı Danışma Toplantısı’nda, bölgesel gelişmelere dair değerlendirmeler yaparken şu ifadeleri kullanmış ve yaşanan gerçekler üzerinden bir hayalini paylaşmıştı:
“Şam’ın, Halep’in, Karabağ’ın özgürlüğünü gördüğümüz gibi inşallah bir gün Kudüs’ün de özgürlüğünü göreceğiz. Benim valiyken Cenabı Hak’tan bir niyazım vardı. Malum burada beş sene valilik yaptıktan sonra Erzurum’a tayin oldum. İki buçuk sene de orada görev yaptım. İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu: Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et diye. Yine inanıyorum ki Cenabı Hak o günleri bizlere gösterecek. Mutlaka gösterecek. Ben buna bütün kalbimle inandım ve inanmaya da devam ediyorum. Geçmişte olduğu gibi yine oralar bizim olacak. Yine bizim hüküm ve tasarrufumuz altına inşallah girecek.”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye ilk tepki, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz isimli Siyonist yaratıktan geldi. Siyonist yaratık Katz, “Kudüs, Konstantinopolis değildir ve İsrail Devleti de çökmekte olan bir Haçlı İmparatorluğu değil” ifadelerini kullandı.
Türkiye’den ise İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İsrail tarafındaki Siyonist yaratıklara tepki göstermek yerine İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye yönelik şu sözleri sarf etti:
“Kudüs’e vali bulurlar merak etme. Sen mülki idareden geliyorsun, sen mülkiyelisin yahu, vali değilsin artık, bakansın bakan. Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olmak, seviyorsun eski tabirleri madem ‘Dahiliye Nazırı’ olmak, dünya hayatında erişilebilecek en şerefli görevlerden biridir. Anladık dindarsın da, hayatında güvenlik makalesi okumamış seleflerine özenmek seni yükseltmez. İşinize bakın.”
Önceden de Karabağ’ın işgalden kurtarılması mücadelesine yönelik “Maalesef gelen haberlerde, Türkiye’den Azerbaycan’a silah yardımı yapıldığı ve söylentilere göre cihatçı grupların da Azerbaycan’a gönderildiği ifade ediliyor.” Şeklinde çamur atan CHP’nin yanında saf tutmuş ve o süreçte sessiz kalarak onlara dolaylı bir destek vermişti.
Yine Halep Kalesi’ne asılan Türk bayrağından rahatsız olarak “Halep Kalesi’ne asılan şanlı bayrağımız duygularımıza dokunsa da oynanan oyunu ve aktörlerini görmemize engel değildir. Türk insanı, kendi vatanı ve milleti dışında artık hiç kimse için ölmeyecektir! Kendi vatanı için gelecektir.” Cümleleriyle ortaya konan şanlı mücadeleyi baltalamak için de “Cambaza bak” oyunu oynamıştı.
Karabağ’dan, Halep’ten, Şam’dan bihaber olan adam, şimdi Kudüs için milli ve manevi şuur oluşturmaya çalışan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye düşmanlık yapıyor.
Yüce Allah böyle bir muhalefetin eline Türkiye’yi düşürmesin. Zira Siyonist yaratıkların “Arz-ı Mevud” hayalleri için bunlar gönüllü omuz verirler. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Yüce Allah Cumhur İttifakı’nı başımızdan eksik etmesin ki, Türkiye düşmanları hiçbir zaman başarıya ulaşamasın.
İsrail, bölgemizde her millete huzursuzluk veren kanlı kenedir. Onun zehrini etkisiz hale getirecek tek güç ise Türkiye’dir. İçimizdeki Siyonist maşaları bunu çok iyi idrak etmelidir.