Venezuela senaryosu Küba’ya uyarlanmak isteniyor

YAYINLAMA:
Venezuela senaryosu Küba’ya uyarlanmak isteniyor

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana Amerika Birleşik Devletleri'nin dış politika araçları incelendiğinde, doğrudan askeri müdahaleler kadar ekonomik yaptırımlar, siyasi izolasyon ve iç muhalefeti destekleme politikalarının da önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Washington yönetimi, kendi ulusal çıkarlarına aykırı gördüğü yönetimleri yalnızca askeri güçle değil, ekonomik baskılar ve diplomatik kuşatma yoluyla da dönüştürmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede son yıllarda Venezuela'da uygulanan stratejinin, bugün benzer şekilde Küba üzerinde de adım adım devreye sokulup sokulmadığı sorusu uluslararası kamuoyunda daha fazla tartışılmaya başlanmıştır.

ABD'nin Venezuela politikasına bakıldığında süreç yalnızca yaptırımlardan ibaret olmamıştır. Nicolas Maduro yönetimi ekonomik ambargolarla sıkıştırılmış, petrol gelirleri hedef alınmış, ülkenin dış finansmana erişimi büyük ölçüde engellenmiş ve bunun yanında 2019 yılında Juan Guaidó'nun “geçici devlet başkanı” olarak tanınmasıyla siyasi meşruiyet tartışmaları uluslararası boyuta taşınmıştır. Washington'un temel hedefi doğrudan askeri bir işgal gerçekleştirmekten ziyade ekonomik ve siyasi baskılar yoluyla rejim değişikliğini teşvik etmek olmuştur.

Bugün Küba'ya bakıldığında benzer araçların farklı yoğunluklarda kullanıldığı görülmektedir. Yaklaşık altmış yılı aşkın süredir devam eden Amerikan ambargosu, ada ekonomisinin gelişimini önemli ölçüde sınırlandırırken, özellikle son yıllarda yaşanan enerji sıkıntıları, turizm gelirlerindeki düşüş ve yüksek enflasyon sosyal huzursuzluğu artırmaktadır. ABD'nin Küba'yı yeniden “teröre destek veren ülkeler” listesine dahil etmesi de Havana üzerindeki uluslararası finansal baskıyı daha da artırmıştır.

Ancak Küba ile Venezuela arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olması nedeniyle küresel enerji denkleminde kritik bir aktör konumundadır. Küba ise daha çok Karayipler'deki jeostratejik konumu nedeniyle önem taşımaktadır. Özellikle Florida kıyılarına yaklaşık 150 kilometre mesafede bulunan ada, tarih boyunca ABD'nin ulusal güvenlik algısında özel bir yere sahip olmuştur. 1962 Küba Füze Krizi'nin Amerikan stratejik hafızasında bıraktığı izler hâlâ etkisini sürdürmektedir.

Diğer taraftan uluslararası sistem de Venezuela sürecinin başladığı döneme göre farklı bir görünüm arz etmektedir. Rusya ve Çin'in Latin Amerika'daki ekonomik ve diplomatik etkinliklerini artırması, ABD'nin bölge üzerindeki hareket alanını daraltmaktadır. Çin, Küba'nın en önemli ticaret ortaklarından biri haline gelirken, Rusya da enerji ve güvenlik alanlarında Havana ile ilişkilerini geliştirmektedir. Bu durum, Washington'un tek taraflı baskı mekanizmalarının geçmişte olduğu kadar hızlı sonuç üretmesini zorlaştırmaktadır.

ABD'nin Küba'da Venezuela benzeri bir senaryoyu hayata geçirme ihtimali göz ardı edilemez. Zira geride bıraktığımız günlerde ABD başkanı Trump, Küba’daki yönetimin çöktüğünü savunarak “İran İslam Cumhuriyeti ile işimizi bitirir bitirmez burayla ilgileneceğiz” açıklamasında bulunmuştur. Ekonomik yaptırımların sertleştirilmesi, muhalif gruplara verilen desteğin artırılması ve diplomatik izolasyon politikalarının devam ettirilmesi bu stratejinin temel unsurları olabilir. Ancak doğrudan bir askeri müdahale ya da açık bir rejim değiştirme operasyonunun, hem uluslararası hukuk hem de bölgesel dengeler açısından oldukça yüksek maliyetler doğuracağı değerlendirilmektedir.

Son yıllarda küresel siyasette vekâlet savaşlarının ve hibrit müdahale yöntemlerinin öne çıkması, büyük güçlerin artık doğrudan çatışmadan ziyade ekonomik, sosyal ve siyasi baskı araçlarını tercih ettiğini göstermektedir. Venezuela örneği bu yaklaşımın önemli laboratuvarlarından biri olmuştur. Bugün Küba üzerinde oluşan baskı da benzer dinamikler taşımaktadır. 

Önümüzdeki dönemde ABD-Çin rekabetinin ve Rusya ile Batı arasındaki küresel mücadelenin derinleşmesiyle birlikte Karayipler coğrafyası yeniden büyük güç rekabetinin önemli sahalarından biri haline gelebilir. Böyle bir tabloda Küba, yalnızca bir ada devleti değil, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği yeni dönemin sembol ülkelerinden biri olarak öne çıkacaktır. 

 

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...