Ne kör savunma ne kör düşmanlık
Geçtiğimiz hafta “İnsanlar hayvanlara, hayvanlar insana zarar vermemeli” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.
Yazının ana konusu sokak köpeklerinin ve “tehlikeli ırk” diye bilinen köpeklerin insanlara verdiği ölümcül ve yaralayıcı zararlar idi.
Giriş cümlemdeki “Hayvanlara yönelik şiddete karşı olduğum kadar, hayvanların insanlarla birlikte güvenli bir şekilde yaşayabileceği ortamların oluşturulmasına yönelik sorumlulukların ihmal edilmesine de ölçülü bir şekilde karşı durdum. Sokaklarda toplu hâlde kontrolsüz şekilde gezen ve insanlara saldırma riski taşıyan köpeklere kesinlikle karşıyım. Nitekim bu durum yalnızca bir risk olarak da kalmamıştır; sokak köpeklerinin saldırıları sonucu çeşitli yaralanmaların ve ne yazık ki bazı can kayıplarının yaşandığı vakalar kamuoyuna yansımıştır. Köpekler doğası itibarıyla saldırgandır. Öyle ki yıllardır beslenilen köpekler dahi sahiplerine saldırabilmektedir. Ülkemizde bunun çok örneğini gördük…” diyerek zaten meseleye yaklaşımımı göstermiştim.
Tehlikeli ırk olarak bilinen köpeklere önlem konusunda da “Tehlikeli köpekleri toplum içinde önlem almadan gezdiren kim varsa ağır cezalara tabi tutulmalıdır. Çünkü onların bu sorumsuz davranışları resmen cinayete teşebbüs olarak görülmelidir. Bu konular yıllardır ‘önlem alınması’ gerektiği vurgusuyla gündeme gelmektedir. Ancak maalesef benzer olaylar yaşanmaya devam etmektedir. Artık gerçek anlamda ve etkili önlemler alınarak tehlikeli köpek saldırılarının önüne geçilmesi gerekmektedir. Göz göre göre kimse, beslediği tehlikeli köpekler aracılığıyla insanların canını tehlikeye atmamalıdır. İnsanların hayvanlara, hayvanların da insanlara zarar verebildiği ortamlar, bizzat sorumluluk sahibi bireylerin iradesi ve ortak çabasıyla ortadan kaldırılmalıdır. Çünkü hem insan hem de hayvan can taşımaktadır. Tüm önlemler bu gerçek göz önünde bulundurularak alınmalı ve tavizsiz şekilde uygulanmalıdır.” diyerek çok net düşüncelerimi ifade etmiştim.
Hatta “Tehlikeli ırk olarak değerlendirilen ve saldırganlık riski taşıyan köpekleri ağızlıksız ve tasmasız şekilde insanların arasında gezdiren bazı köpek sahiplerinin davranışları ciddi bir sorumluluk sorunu olarak görülmelidir. Hatta ciddi bir psikolojik vaka olarak ele alınmalıdır.” diyerek de bu tür insanların psikolojik tedavi gerektiren bir durumda olabileceğine dikkat çekmiştim.
Yani özet olarak “Sokak köpeklerinin kontrolsüz şekilde sokaklarda, caddelerde başıboş dolaştırılmasına, tehlikeli ırk olarak bilinen köpeklerin tasmasız, ağızlıksız şekilde toplum içine çıkarılmasına” amasız, fakatsız şiddetle karşıyım.
“İnsanlar hayvanlara zarar vermemeli” dediğim konuda şudur: İnsanların da zevk uğruna kediye, köpeğe, kuşa, eşeğe, ata ve diğer hayvan türlerine işkence etmesine karşıyım… Bunu da İslam’ın ortaya koyduğu ölçülere göre inanç dairesi içinde değerlendiriyorum.
En‘âm Suresi’nin 38. ayetinde; “Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa, hepsi ancak sizin gibi birer ümmettir. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.” buyrulmaktadır.
Yine Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadeler bulunmaktadır:
“O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.” “Hayvanları da O yaratmıştır.”
İslam’ın yüce peygamberi Hz. Muhammed de “Merhamet edene Allah da merhamet eder; yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin.” ölçüsüyle hayvanlara şefkat ve merhamet konusunda birçok buyruk ve nasihatte bulunmuştur. Hayvanlara işkence ve zulüm edenlere de “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun.” şeklinde uyarıda bulunmuştur. Buna benzer çok sayıda nasihati bulunmaktadır.
Sırf keyif ve zevk uğruna yahut psikopat bir ruh hâlini tatmin etmek için hayvan öldürmek, İslam’a göre büyük haram ve günah olarak kabul edilmiştir.
Başıboş sokak köpeklerine ve tehlikeli köpek ırklarının güvenliksiz şekilde dolaştırılmasına şiddetle karşı çıkmakla beraber, insanların hayvanlara zarar vermelerini de İslam’ın bu ölçüleri çerçevesinde değerlendirdiğim için vurgulamıştım.
İnsan, yaratılmışların en üstünüdür. Kendini savunması, koruması da meşru bir haktır. Bunu da ayrıca vurgulamak isterim.
“İnsanlar hayvanlara, hayvanlar insana zarar vermemeli” başlıklı yazım sonrası ne mi oldu?
Sosyal medyada ruh hastası diye tarif edebileceğim bir tayfa, yazılarımın altına dadandı. Sanki ben yazımda “Sokak köpeklerine kimse dokunamaz, tehlikeli ırk köpeklere kimse dokunmamalı” demişim gibi… “İnşallah seni de, çocuklarını da köpekler paramparça eder.” türünden beddua seanslarına giriştiler. Okumadıkları, anlamadıkları bir yazı için böyle adileştiler.
Bunları yazan bu ruh hastalarına, “Yazımı okudunuz mu? Ben de sokak köpeklerine ve tehlikeli ırk olarak bilinen köpeklere karşı mücadele eden biriyim.” diye cevap yazdım. Ancak içlerinden bir tanesi dahi “Yazınızı okudum; evet, şu cümlede, şu ifadede şu yanlış var.” diyemedi.
Hangi yarım akıllının etkisinde kaldılarsa, karşı olduğum bir konuda şartlı ve yönlendirilmiş bir refleksle, sanki ben savunma yapıyormuşum gibi bir algı oluşturmaya çalıştılar.
Allah akıl fikir versin.
Oysa o yazıyı, Van’da köpek saldırıları sonrası hayatını kaybeden 5 yaşındaki çocuğun acı olayından bir gün önce yazmıştım. Yazımdaki her cümlemde haklı olduğumu vurgulamak için de bu acı olaya vurgu yaparak yeniden paylaşmıştım.
Saldırganlık gösteren köpekleri savunanlar içinde ayarsız ve ölçüsüz tutum sergileyenler olduğu gibi, sokak köpeklerine karşı çıkanlar içinde de aynı türler bulunmaktadır. Her iki taraf içinde sağduyu, ölçü ve akıl dengesi kaybolunca, kime karşı çıktıkları da kimi savundukları da belli olmamaktadır.
Bu türlerin her davranışı aşırılıktır. Boşa dememişler: “Aşırıya kaçan her şey zehirdir.”
Bu aşırı ve tuhaf insanlara rağmen, sokak köpekleri ve saldırgan, tehlikeli ırk köpekler karşısında devletimiz artık köklü önlemler almalı, ağır yaptırımlar getirmelidir. Artık köpek saldırılarında kaybedecek bir çocuğumuz, bir insanımız olmamalıdır.