3 Mayıs nedir, ne değildir?

YAYINLAMA:
3 Mayıs nedir, ne değildir?

Türkiye savaşta değildi.

Orduları dağıtılmamış, tersanelerine girilmemiş, memleketin bir köşesi bilfiil işgal edilmemişti.

Fakat buna rağmen ülkede yabancı bir kuvvetin gölgesinin bunaltıcı havası vardı.

Türkiye’de Türkçüler, Türk milliyetçiliği ve Turancılık ithamıyla sanık sandalyesine oturtuluyordu.

Alparslan Türkeş, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Necdet Sançar, Zeki Velidi Togan, Fethi Tevetoğlu gibi asker, öğretmen, ilim adamı ve aydınlardan oluşan 23 kişi tutuklanmış, muhtelif baskıların, zorbalıkların ve işkencelerin ardından mahkeme önüne çıkarılmıştı.

Atsız-Sabahattin Ali davasının ilk duruşması 26 Nisan 1944’te görülmüş, ikinci duruşmanın yapıldığı 3 Mayıs 1944’te ise mahkeme salonunun dışına taşan tepki Türkçülüğün susturulamayacağını gösteren tarihi bir nümayişe dönüşmüştü.

Türkçüler “Irkçılık ve Turancılık”la suçlanıyordu!

Almanya ve İtalya ile iş tutmakla itham ediliyordu.

Hâlbuki Reha Oğuz Türkkan’ın Ergenekon mecmuası “Faşizm Tehlikedir” başlıklı yazıları sebebiyle kapatılmıştı.

Türkiye’ye ordular göndermeyi tasarlayan Mussolini’ye “Davetiye” şiiriyle meydan okuyan Nihal Atsız ise bu hareketin önderi olarak takdim ediliyordu.

Türkçülerin Türk’ten gayrısına temayülü yoktu.

Oysa aynı yıllarda CHP iktidarına yakın olan basın, savaşın dengesi Almanya lehine görünürken bambaşka bir dil kullanıyordu.

Cumhuriyet gazetesi 21 Haziran 1941 tarihli sayısında “Milli Şefimizle Führer arasında samimi tebrikler” başlığıyla Türk-Alman dostluğundan dem vuruyor, Almanya ile kurulan münasebeti karşılıklı itimat ve dostluk devresi olarak takdim ediyordu.

Nazi Almanya’sı Avrupa’yı dize getirirken onunla ahbaplık kurmak maksadıyla türlü diplomatik şirinlikler sergileyenler, savaşın rüzgarı değişince süratle vaziyet aldılar. 

Bu defa da Sovyet Rusya idaresiyle itimat ve dostluk devresi yaratmak maksadıyla komünizme geçit vermeyen Türk milliyetçilerini hedef tahtasına koydular.

Galip değişince mağlup safta bulunmamak adına, hesap kitap gütmeden milli bir duruş sergileyen Türkçüleri günah keçisi seçtiler.

3 Mayıs 1944 atmosferi buydu. Hatta bundan da fazlasıydı.

CHP eski milletvekili Mustafa Balbay’ın afaki şekilde dile getirdiği gibi  “3 Mayıs Türk’ün Türk’e Türkçülük propagandası” değildir. 

3 Mayıs, Birinci ve İkinci İnönü’nün komutanı İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında;

“Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir” diyen Şükrü Saraçoğlu’nun Başvekilliğinde;

Türk çocuklarını milli terbiye ile yetiştirmekle vazifeli Hasan Ali Yücel’in Maarif Vekilliği’nde;

Türkiye’nin milli bağımsızlığını ve bekasını muhafaza davası güden Türk milliyetçilerinin sanık sandalyesine çıkarılmasıdır. 

3 Mayıs’ta Mustafa Kemal Paşa sonrası Türk milliyetçiliğinin resmi mahfillerde makbul sayılıp sayılmadığı da sınanmıştır ve alınan menfi cevap Türk milliyetçiliğini bir fikir olmaktan çıkarıp tarihi bir yürüyüşe sevk etmiştir.

Zira Mustafa Kemal Paşa hayatta olsaydı Türkiye’de hiç kimse Türkçüleri Türkçülük yaptıkları için hâkim karşısına çıkarmaya cesaret edemezdi.

Atsız’ın ifadesiyle “Atatürk ortalığa bir Türklük dehşeti saçmıştı.”

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...