Traktörün sustuğu yerde gelecek başlamaz!

YAYINLAMA:
Traktörün sustuğu yerde gelecek başlamaz!

Son yıllarda ülkemizde tarım ne zaman gündeme gelse, kulaklarımızı gelecekteki fısıltılar dolduruyor: “Tarım 4.0”, yapay zekâ, drone ile ilaçlama, uydu destekli hasat analizleri…

Klimalı lüks otellerin sempozyum salonlarında, parıltılı kürsülerden yapılan sunumlarda Türk tarımı adeta bir teknoloji üssü gibi pazarlanıyor. Ancak vitrindeki bu süslü cümleleri bir kenara bırakıp tarlanın soğuk ve sert gerçekliğine döndüğümüzde, karşımıza çıkan çıplak veri tam anlamıyla yapısal bir çöküşü haykırıyor.

TARMAKBİR ve TÜİK’in önümüze koyduğu resmi veriler, geçici bir yavaşlamayı değil, üretimin kalbinin durmak üzere olduğunu gösteriyor. Bir ülkede traktör satışı sadece sanayinin çarklarını değil; çiftçinin yarına dair umudunu, toprağına olan güvenini ölçer. Çiftçi önünü görebilirse yatırım yapar. Peki, hafızamızı tazeleyecek o ilk 4 aylık tescil rakamları bize ne söylüyor?

2023: 26.388 adet

2024: 21.411 adet

2025: 14.552 adet

2026: Sadece 6.646 adet!

Son üç yılda traktör satış hacmindeki kayıp yüzde 75’e ulaşmış durumda. Traktör üretimi geçen yılın aynı ayına göre yüzde 54 azalırken, son beş yılın ortalamasına göre çakılma yüzde 57,5’i buluyor. Biz salonlarda otonom teknolojileri tartışırken, tarladaki çiftçi fırlayan girdi maliyetleri ve mazot fiyatı yüzünden arazisine ikinci kez gidip gitmemenin hayati muhasebesini yapıyor. Finansman modeli sunamadığınız, yüksek faiz duvarıyla üreticiyi krediden mahrum bıraktığınız bir düzende dijital dönüşüm, yalnızca birkaç büyük sermayeli işletme için bir “vitrin süsü” olmaktan öteye geçemez.

Bu yangının ortasında, sektörün çatı kuruluşu TARMAKBİR adeta iğneyle kuyu kazarak bir çıkış yolu arıyor. İç pazardaki bu öngörülemezlik üreticinin stok, istihdam ve yatırım planlamasını imkânsız hale getirirken; birlik haksız rekabetle, merdiven altı belgesiz üretimle ve taklit ürünlerle mücadele etmeye çalışıyor. Sektör, ayakta kalabilmek için rotayı dış pazara kırıp 2026’nın ilk çeyreğinde ihracatını yüzde 17,3 artırarak 330 milyon dolara ulaştırsa da bu başarı içerdeki devasa deliği kapatmıyor. TARMAKBİR avazı çıktığı kadar, “Zirai kredilerde faizleri düşürün, vadeleri uzatın, limitleri güncel fiyatlara uyarlayın!” diye bağırıyor; ancak bu ses, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı’nın katı duvarlarında yankılanıp geri dönüyor.

Siyaset kurumu uzun süredir tarımı sadece “destekleme primleri” ya da yıl sonunda açıklanan “taban fiyatları” üzerinden ibaret görüyor. Oysa tarım; bugün enerji, sanayi ve en önemlisi milli güvenlik politikalarının tam kesişim noktasıdır. 

Türkiye, Avrupa’nın traktör üretim merkezlerinden biri olmasına rağmen, kendi çiftçisi maliyetler yüzünden o traktörü tarlasına sokamıyorsa, burada sadece ekonomik kriz değil, çok ciddi bakış açısı sıkıntısı da var demektir.

Bugün tarımdan sanayiye, sosyolojiden ekonomiye kadar yaşadığımız bu derin tıkanıklığın temelinde; uzun zamandır ısrarla tekrar tekrar yazdığım ve yazmaya da devam edeceğim tek bir kök neden yatmaktadır: Liyakatsizlik.

Ülkenin yönetim mekanizmaları bu liyakat krizinin pençesindeyken, toplumun iki farklı ucunda yaşanan gerçeklik trajik bir tezat oluşturuyor:

Bir tarafta büyüklerimiz, “Nasıl milletvekili olurum, hangi partide aktif görev alırım, hangi bakanlıkta iyi konumlara gelip hükûmete yakın durarak akçeli işler yaparım?” hesabını arsızca yaparken; diğer tarafta bu ülkenin geleceği olan gençlik, “yediği yarım ekmek arası dönerin son lokmasıyla, içtiği ayranın son fırtını her seferinde nasıl denk getireceğinin” hayatta kalma telaşı içindedir! Gençliğini bu çaresizliğe mahkûm eden bir sistemin, kürsülerde kuantum tarımı anlatmaya hakkı yoktur diye düşünenlerdenim.

Bizler, bu toprakların köklü geçmişine ve geleceğine inanan Atatürkçü Türk milliyetçileri olarak yaşanan tüm bu yapısal sorunların farkındayız. Bizim düsturumuz nettir: Dün olduğu gibi bugün de yarın da siyaha “siyah”, beyaza “beyaz” demekten asla vazgeçmeyeceğiz. Doğruya “doğru”, yanlışa “yanlış” diyecek iradeyi her koşulda koruyacağız.

Tarih boyunca Türk milleti, en zor zamanlarda bile küllerinden doğmayı bilmiş, diz çöktürülemez bir iradenin adı olmuştur. Öyle ki, acımasızlığıyla dünyayı kana bulayan Adolf Hitler’e bile, “Neden yeryüzünden Türk ırkını yok etmiyorsunuz?” diye sorulduğunda; “Böyle bir girişim yapılırsa evrende tek bir Türk bile kalmamalı. Yoksa o kalan tek Türk yine çoğalır ve dünyayı yok eder (hâkim olur)” cevabını verdiren şey, bu milletin genetiğindeki o sarsılmaz bağımsızlık karakteridir.

Son söz: Küresel güç odaklarının tarımımızı şablonlaştırma, köylümüzü toprağından koparıp kentlerde asgari ücrete mahkûm etme ve bizi gıdada dışa bağımlı kılma operasyonlarına karşı uyanık olmak zorundayız. Akıllı tarımın ilk şartı akıllı politikalar üretmek, liyakati esas almak ve yatırım yapabilen güçlü çiftçiyi korumaktır.

Unutulmamalıdır ki; traktörün sustuğu, toprağın küstüğü ve gençliğin umudunu yitirdiği bir yerde, dijital tarımın süslü masalları kimsenin karnını doyurmaya yetmeyecektir!

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...