Siyasi ve askeri bir deha: Emir Timur
Emir Timur, adını hem Türk hem de dünya tarihine altın harflerle yazdırmıştır. 14. yüzyılın ufkunda parlayan bu büyük cihan hakanı, yaşadığı dönemde Türk-İslam dünyasının liderliğini üstlenmiş; adaletli yönetimi, askeri dehası ve güçlü kişiliğiyle tarihe damga vurmuştur.
Anadolu’dan Türkistan’a uzanan coğrafyada Türk birliğinin ve gücünün sembollerinden birisi haline gelen Emir Timur, gençlik yıllarında karşılaştığı türlü zorluklara rağmen yılmamış, demir iradesiyle kendi kaderini çizmiştir. “Demir” anlamına gelen Timur/ Teymur adı, sanki onun karakterinin de bir yansımasıdır. Gerçekten de 14. yüzyılın sonu ile 15. yüzyılın başları arasında Anadolu’dan Orta Asya steplerine, Rusya içlerinden Hint ovalarına kadar uzanan geniş bir alanda siyasi dengeleri Timur belirlemiştir. Ankara’dan Delhi’ye uzanan fetihleriyle dönemin en güçlü hükümdarlarını dize getirmiş; Türk-İslam dünyasında dağınık haldeki güçleri tek bir cihan imparatorluğu çatısı altında toplamıştır.
Timur’u büyük yapan yalnızca kazandığı savaşlar değildir. Onun yönetim anlayışının merkezinde adalet ve düzen vardı. Zulme asla tahammülü yoktu; haksızlık eden kim olursa olsun gözünün yaşına bakmazdı.
Timur devrinde sağlanan huzur ortamı öylesine ileriydi ki, tarihçiler onun zamanı için bir altın çağ tasviri yaparlar. Şerefeddin Ali Yezdî’nin Zafername’si, Timur dönemindeki emniyeti şu sözlerle anlatır: “Onun zamanında dünya öyle bir hale geldi ki, bir kişi başının üstünde bir tabak dolusu altınla batıdan doğuya tek başına yürüse, kimse ona yan gözle bakmazdı.”. Bu, Timur’un ülkesinde tesis ettiği emniyet ve adaletin düzeyini gösteren çarpıcı bir örnektir.
Emir Timur, girdiği her mücadeleyi “gaza” (cihad) ruhu ile anlamlandırmaya çalışırdı. Nitekim başarılarını daima Allah’ın lütfu olarak görmüş, her zaferden sonra şükürler etmiştir. Timur’un çevresindeki beyleri de onu bu ulvi misyonda desteklerdi. Bir mecliste danışmanları, Peygamber Efendimizin şu hadisini kendisine hatırlatmışlardı: “Padişahların adalet ve halkın dertlerini gidermek için geçirdiği bir saat, altmış yıllık ibadetten daha üstündür.” Bu nasihat, adaletle yönetmenin dinî bir vazife olduğunu ona hatırlattığında, Timur’un tekrar ülkesinin iyiliğine odaklandığı rivayet edilir. Gerçekten de o, saltanatını yalnız kılıçla değil, aynı zamanda gönülleri kazanan adaletiyle pekiştirmiştir.
Onun fetihleri sadece kılıcının zaferiyle sınırlı kalmadı; aynı zamanda bir kültür ve imar hamlesine de dönüştü. Emir Timur, başkent yaptığı Semerkand şehrini adeta yeniden inşa etti. Fethettiği tüm ülkelerin en mahir mimarlarını, sanatkarlarını ve zanaatkarlarını Semerkand’a davet ederek burada büyük bir medeniyet merkezi kurdu. Görkemli medreseler, camiler, hanlık sarayları inşa ettirdi. Gerçekten de bugün Semerkand ufkunu süsleyen eserler Timur’un estetik zevki ve imar dehasının yadigarıdır. İlme ve alimlere hürmet eden Timur, torunları döneminde gerçekleşecek olan Timurî Rönesansının da tohumlarını attı. Onun soyundan gelen Uluğ Bey, Ali Kuşçu gibi ilim insanları, Timur’un kurduğu düzenin himayesinde Semerkand’da astronomiden edebiyata pek çok alanda Türkistan’ın aydınlanma çağını yaşattılar.
Emir Timur’un hatırası, aradan geçen asırlara rağmen Türk milletinin gönlünde yaşamaya devam ediyor. Onun hayatı, pek çok efsane ve halk hikayesine konu olmuş; Orta Asya’dan Anadolu’ya sözlü kültürde Timur’un menkıbeleri anlatılagelmiştir. 18. yüzyıldan 20. yüzyıla dek Orta Asya’da “Timur-nâme” adıyla anılan anonim halk biyografileri, destanlar halk arasında büyük popülarite kazanmıştır. Modern çağda ise Türk dünyasında milli uyanış ve birlik fikri güçlendikçe Timur’un şahsiyeti yeniden keşfedilmiştir. Özellikle bağımsızlıklarına kavuşan Orta Asya devletleri, Emir Timur’u milli bir sembol mertebesine çıkarmışlardır.
Bilhassa Özbekistan’da Timur, ulus inşasının temel taşı kabul edilmiş; “Emir Timur’a saygı” politikasıyla adına anıtlar dikilmiş, ödüller ve madalyalar ihdas edilmiştir. Bugün tarihî hakikatlere daha serinkanlı bakabildiğimiz bir noktadayız. Timur’un da en az Osmanlı sultanları kadar bizim atamız ve ortak tarihimizin bir parçası olduğunu, Türk dünyasının yetiştirdiği en büyük liderlerden biri olduğunu teslim etmek durumundayız. Nitekim 20. yüzyıl başlarında yaşayan Türkistan aydınları da Timur’u birleştirici bir milli simge olarak yüceltmişlerdir. Özbek fikir adamı Abdürrauf Fitrat’ın 1918 yılında kaleme aldığı “Timur’un Mezarı” adlı tiyatro eseri, Türkistan’ın büyüklüğü ve birliği için halkı ortak bir ülkü etrafında kenetleme çağrısı niteliğindedir. Görüyoruz ki Emir Timur, yüzyıllar sonra bile Türk milletine ilham vermeye devam eden bir şahsiyettir.