Kıbrıs'ın yılmaz savaşçısı: Rauf Denktaş
(Merhum Denktaş dava, aksiyon ve fikir insanı olarak Kıbrıs Türkülüğünün ufkunu aydınlatmış, mücadeleci kişiliğiyle de gönüllere taht kurmuştur. Devlet BAHÇELİ - Yayımladıkları taziye mesajından. 14 Ocak 2012.)
Bazı isimler vardır; bir coğrafyanın, bir davanın, bir milletin varoluş mücadelesinin adeta eş anlamlısı hâline gelirler. Kıbrıs Türklüğü söz konusu olduğunda bu isim, hiç şüphesiz Rauf Raif Denktaş'tır. Onu anlamadan Kıbrıs meselesini anlamak mümkün değildir; çünkü Denktaş, yarım asrı aşan mücadele hayatıyla Kıbrıs Türk halkının hem sesi hem kalkanı hem de devlet kurucusu olmuştur.
Rauf Denktaş, 27 Ocak 1924'te Kıbrıs'ın Baf kasabasında dünyaya geldi. Babası hâkim Mehmet Raif Bey'di; küçük yaşta annesini kaybeden Denktaş, eğitiminin bir bölümünü İstanbul'da tamamladı. Ada'ya dönüşünün ardından öğretmenlik ve tercümanlık yaptı, sonra hukuk okumak üzere Londra'ya giderek Lincoln's Inn'de avukatlık ruhsatını aldı. Genç yaşta sömürge idaresinde savcılık görevine getirilen Denktaş, parlak bir hukuk kariyerinin kendisine sunduğu rahat hayatı seçebilirdi. Seçmedi. Çünkü 1950'li yıllarda Kıbrıs, Rum tarafının Ada'yı Yunanistan'a bağlama ideali olan Enosis'in ve EOKA terörünün gölgesinde, Türkler için giderek yaşanmaz hâle geliyordu.
İşte Denktaş'ın kahramanlığı tam da burada başlar. Kürsüden ve masadan verdiği mücadelenin yanında, Kıbrıs Türkü’nün can güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan Türk Mukavemet Teşkilâtı'nın (TMT) öncü kadrosunda yer aldı. Dr. Fazıl Küçük ile toplum liderliğini üstlendi; Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu başkanlığı yaptı, 1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Türk Cemaat Meclisi Başkanı olarak görev aldı. 1963 Kanlı Noel'inde Rumların Türk köylerine yönelik saldırıları başladığında, dünyaya gerçeği anlatmak için kapı kapı dolaşan da yine O oldu. Bir dönem Ada'ya girişi bizzat işgalci zihniyet tarafından yasaklandı; 1967'de gizlice Ada'ya çıktığında yakalanıp tutuklandı. Ama yılmadı.
Denktaş'ı çağdaşlarından ayıran en önemli vasıflarından biri, silahlı direnişin meşruiyetini savunurken asıl büyük savaşını hukuk ve diplomasi alanında vermesiydi. 1968'den itibaren onlarca yıl süren toplumlararası görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafının başmüzakerecisi olarak masaya oturdu. Makarios'tan Klerides'e kadar muhataplarının dahi hakkını teslim ettiği keskin zekâsı, güçlü hafızası ve hukuk bilgisiyle, uluslararası platformlarda Kıbrıs Türkü’nün tezlerini savundu.
O’nun fikriyatının özü şu cümlede saklıdır: Kıbrıs'ta bir "azınlık" değil, Ada'nın asli kurucu unsurlarından biri olan bir "halk" vardır. Denktaş'a göre Kıbrıs Türkleri, 1571'den bu yana bu topraklarda devlet tecrübesiyle var olmuş, kendi kaderini tayin hakkına sahip, Türk milletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle Ada'da kalıcı barışın yolu, iki halkın eşit egemenliğine dayalı iki devletli bir yapıdan geçer. "Anavatan Türkiye" kavramı onun için diplomatik bir söylem değil, varoluşsal bir gerçekti; Kıbrıs Türkü’nün güvencesinin Türkiye'nin etkin ve fiilî garantisi olduğunu her fırsatta dile getirdi.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, Denktaş'ın yıllardır dünyaya anlatmaya çalıştığı tehlikenin ne kadar gerçek olduğunu gösterdi. Harekât sonrası kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin başkanlığını üstlenen Denktaş, Rum tarafının uzlaşmaz tutumu karşısında tarihî adımı attı: 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Denktaş, kurucu Cumhurbaşkanı olarak 2005 yılına kadar bu görevi sürdürdü. Bir halkın önce direnişini, sonra toplumsal örgütlenmesini, en nihayetinde devletini inşa eden liderler tarihte parmakla sayılacak kadar azdır; Denktaş onlardan biridir.
2004'teki Annan Planı referandumu sürecinde, planın Kıbrıs Türkü’nün egemenliğini ve güvenliğini ortadan kaldıracağını savunarak "hayır" tavrı ortaya koyması, kimilerince eleştirilse de O’nun ilkeli duruşunun son büyük örneğiydi. Nitekim planın Rum tarafınca reddedilmesi, Denktaş'ın yıllardır söylediği "Rum, Türk’ü ortak olarak istememektedir" tespitini bir kez daha doğruladı.
13 Ocak 2012'de aramızdan ayrıldığında ardında yalnızca bir devlet değil, bir fikir mirası bıraktı. Fotoğraf sanatına düşkünlüğü, kitapları, hatıratı ve nüktedan kişiliğiyle Denktaş, sadece bir siyasetçi değil, çok yönlü bir aydın ve dava adamıydı. Cenazesine yüz binlerin akın etmesi, Kıbrıs Türkü’nün ona duyduğu minnetin en somut ifadesiydi.
Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde çocuklar kendi bayraklarının altında, kendi devletlerinin güvencesiyle okula gidebiliyorsa, bunda Rauf Denktaş'ın alın teri, cesareti ve dirayeti vardır. O, Kıbrıs Türk’ü için bir kahramandır; çünkü en karanlık günlerde halkının yanında durmuş, dünyanın bütün baskılarına rağmen millî davadan bir milim geri adım atmamış, "Ben Kıbrıs Türküyüm ve Türk kalacağım" diyen bir halkın iradesini devlete dönüştürmüştür.
Türk Milleti kahramanlarını unutmaz. Denktaş'ın hatırasını yaşatmanın yolu ise onun emanetine, yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenliğine ve Anavatan ile kopmaz bağlarına sahip çıkmaktan geçmektedir. Ruhu şad olsun.