Birlik bayrağını yükselten Türk: İsmail Gaspıralı
İsmail Gaspıralı’nın fikirlerini ve eylemlerini anlayabilmek için, onun içine doğduğu coğrafyanın ve zamanın acı gerçeklerine bakmak zorunludur. Rus Çarlığı’nın Türk topraklarını işgali 1552’de Kazan Hanlığı’nın düşüşüyle başlamış, 1783’te Kırım’ın ilhak edilmesiyle Türk milleti için en karanlık devirlerden biri açılmıştır. 1783’ten 1922 yılına kadar yaklaşık 1.800.000 Kırım Tatarı, vatanlarından sökülerek Osmanlı topraklarına hicret etmek zorunda bırakılmıştır.
Gaspıralı, işte bu büyük trajedinin en yoğun olduğu dönemde, 1851 yılında Bahçesaray’da dünyaya geldi. Moskova’daki askeri lise yılları, Gaspıralı için bir dönüm noktasıdır. Burada, Türk ve İslam düşmanlığı üzerine kurulu "Panslavizm" akımının önde gelen isimleriyle aynı ortamda bulunmuş, onların ideolojik saldırılarına şahitlik etmiştir. Bu yıllarda yaşadığı olaylar, onun gelecekte kuracağı "Türk Dünyası" tahayyülünün ilk kıvılcımlarıdır.
Gaspıralı, Türk boyları arasında "Milli Şuur"u yerleştirmeyi amaçlamıştır. Ona göre Türkistan’daki bir haksızlık Kırım’da hissedilmeli, İstanbul’daki bir sevinç Bakü’yü dalgalandırmalıdır. Gaspıralı, fikirlerini sadece kağıt üzerinde bırakmamış, bunların eyleme dökülmesini istemiştir.
İsmail Bey’in Türk dünyasına sunduğu en büyük hizmetlerden biri, eğitim sisteminde gerçekleştirdiği köklü reformdur. 1884 yılında Bahçesaray’da Kaytaz Ağa mahallesinde kurduğu ilk "Usûl-i Cedid" (Yeni Yöntem) mektebi ile Türk eğitim tarihinde bir devrim başlattı. Bu okulların en belirgin özelliği ses yöntemi denilen fonetik okuma-yazma sistemidir. Geleneksel yöntemle iki-üç yılda öğrenilemeyen okuma-yazma, Gaspıralı’nın metoduyla sadece 40 gün içinde öğrenilmekteydi.
Bu reform hareketi kısa sürede Rusya genelindeki 20 milyon Türk arasına yayıldı. 1905 yılına gelindiğinde bu okulların sayısı 5.000’i aşmıştı. Bu okullardan yetişen nesiller, daha sonra 1917 Kırım Halk Cumhuriyeti’nin, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin fikri altyapısını oluşturacak olan "Cedidçi" aydınlardır.
İsmail Bey’in en büyük eseri, 10 Nisan 1883 tarihinde yayın hayatına başlayan "Tercüman" gazetesidir. Rus hükümeti, gazetenin her sayfasının Rusça tercümesiyle birlikte yayınlanması şartıyla izin vermişti; Gaspıralı bu kısıtlamayı bile bir fırsata çevirmiş, bunu Rus aydınlarına Türklerin haklı davasını anlatmak için kullanmıştır. Tercüman, sadece bir gazete değil, adeta bir gezici okuldu. İstanbul’dan Kaşgar’a, Kazan’dan Kahire’ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada Türk aydınları üzerinde derin izler bırakmıştır.
Gazetenin başarısının altında üç temel neden yatmaktadır:
-Sade Dil: Boğaziçi’ndeki balıkçının da anlayabileceği kadar açık bir Türkçe.
-Milli Program: Alelade haberler yerine, Türk-İslam aleminin hayati meselelerini dert edinen ciddi bir içerik.
Geniş Dağıtım: İstanbul’da 10 bin, Bulgaristan’da ve Romanya’da yüzlerce abone; Hindistan ve Çin’e kadar ulaşan bir etki alanı.
İsmail Gaspıralı, Türk toplumunun modernleşme mücadelesinin sadece erkeklerle kazanılamayacağını çok erken yaşlarda kavramıştır. Bu amaçla, kızı Şefika Gaspıralı’nın editörlüğünde 1906 yılında "Alem-i Nisvan" (Kadınlar Dünyası) dergisini çıkarmıştır. Bu dergi, Türk-İslam dünyasında kadınlar için yayınlanan ilk ciddi dergidir. Dergide kadınların eğitimi, sağlığı, çocuk terbiyesi ve hakları üzerine makaleler yayınlanmış; Müslüman Türk kadınının modernleşme sürecine katılımı teşvik edilmiştir.
11 Eylül 1914 tarihinde, 63 yaşında Bahçesaray’daki evinde vefat ettiğinde sadece ailesini değil, bütün bir Türk-İslam alemini yetim bırakmıştır. Cenazesine Rusya’nın dört bir yanından gelen altı bini aşkın soydaşı katılmış; Bakü’den Kazan’a, Taşkent’ten İstanbul’a kadar her Türk yurdunda gıyabi cenaze namazları kılınmış, mevlitler okunmuştur. Vasiyetinde "Tercüman gayr-ı kabil-i taksimdir (bölünemez). Onu söndürmeyiniz" diyerek, davasının ebediliğini evlatlarına ve milletine emanet etmiştir.
İsmail Gaspıralı, mezar taşında yazdığı gibi, "Milletine hizmeti her şeyin üzerinde tutmuş" bir kahramandır. Onun "Dilde, fikirde, işte birlik" ülküsü, bugün Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ete kemiğe bürünmektedir. Gaspıralı’nın hayalini kurduğu o muazzam birlik, artık sadece bir "ütopya" değil, "Türkiye Yüzyılı" vizyonunun da sarsılmaz bir gerçeğidir. Gaspıralı’yı anlamak; sadece geçmişi yad etmek değil, Türk’ün geleceğini inşa etmektir. O, bizlere imkansızlıklar içinde bile nasıl bir medeniyet tasavvuru kurulabileceğini göstermiştir.