Kıbrıs Türkü’nün gür sesi: Dr. Fazıl Küçük

YAYINLAMA:
Kıbrıs Türkü’nün gür sesi: Dr. Fazıl Küçük

(Kıbrıs, rahmetle andığım şehitlerimizin emaneti, Allah'tan uzun ömürler dilediğim gazi ve mücahitlerin, bunun yanında Türk Mukavemet Teşkilatı'nın, kurucu Cumhurbaşkanı Merhum Rauf Denktaş'ın, Merhum Fazıl Küçük'ün, elbette Kıbrıslı Türklerin aziz yadigarı, namus timsalidir. Devlet BAHÇELİ)

Bazı isimler vardır; bir milletin en karanlık günlerinde ortaya çıkar, o milletin hem sesi hem vicdanı hem de iradesi olurlar. Kıbrıs Türk halkı için bu isim, hiç şüphesiz Dr. Fazıl Küçük'tür. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bağımsız bir devletten söz edebiliyorsak, bu devletin temellerinde Fazıl Küçük'ün yarım asrı aşan mücadelesinin harcı vardır.

Fazıl Küçük, 1906 yılında Lefkoşa'da dünyaya geldi. Ada, o tarihte fiilen İngiliz idaresindeydi ve Kıbrıs Türkleri, Osmanlı'nın çekilişinin ardından sahipsizlik duygusunun ağır bastığı bir dönemden geçiyordu. Genç Fazıl, tahsilini İstanbul'da, ardından Lozan ve Paris'te tıp alanında tamamladı. Önünde Avrupa'da rahat bir hekimlik hayatı dururken o, memleketine döndü. Çünkü asıl tedaviye muhtaç olan, doğduğu topraklardaki halkının geleceğiydi. Nitekim Kıbrıs Türkü onu hiçbir zaman yalnızca bir doktor olarak görmedi; o, milletinin dertlerine derman arayan bir dava adamıydı.

Fazıl Küçük'ün mücadelesinin en güçlü silahı kalemi oldu. 1942'de kurduğu Halkın Sesi gazetesi, adının hakkını sonuna kadar verdi: Rum ve İngiliz baskısı karşısında susturulmak istenen bir toplumun gür sesi hâline geldi. Küçük, bu gazetenin sütunlarında yıllarca Enosis'e, yani Ada'nın Yunanistan'a bağlanması hayaline karşı Türk'ün varlık hakkını savundu. Kapatma cezaları, tehditler, baskılar onu yıldırmadı. Onun kaleminden çıkan her satır, Kıbrıs Türkü'ne "Bu topraklarda sen de varsın, bu vatan senindir" diyordu.

Siyasi teşkilatlanma alanında da öncü oydu. 1943'te Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu'nun (KATAK) kuruluşunda yer aldı; daha sonra Kıbrıs Millî Türk Halk Partisi'ni kurarak toplumun siyasi iradesini tek çatı altında toplamaya çalıştı. Dağınık, örgütsüz ve yoksul bir toplumdan; haklarını bilen, teşkilatlı ve dirençli bir halk çıkarmak onun eseridir. 1950'lerde Rum tarafı Enosis için ayaklanıp EOKA terörü Türk köylerini kana buladığında, Fazıl Küçük toplumunun başında dimdik durdu. "Ya Taksim ya ölüm" şiarıyla özetlenen dönemde, Ada'nın kaderinin tek taraflı olarak Rumlara teslim edilemeyeceğini hem Ada'da hem Ankara'da hem de uluslararası zeminlerde anlattı. Türkiye kamuoyunun Kıbrıs davasına sahip çıkmasında onun yorulmak bilmez temaslarının payı büyüktür.

1959 Zürih ve Londra Andlaşmaları'nın ardından 1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğunda, Fazıl Küçük Türk toplumunun oylarıyla Cumhurbaşkanı Muavini seçildi. Bu makam, Kıbrıs Türkü'nün Ada'nın eşit ortağı ve kurucu unsuru olduğunun tescili idi. Ne var ki Makarios ve Rum liderliği, daha mürekkebi kurumadan anayasayı çiğnemeye, Türkleri ortaklıktan azınlığa indirmeye yöneldi. 1963 Kanlı Noeli'nde Rum saldırıları başladığında, Kıbrıs Türkleri topraklarının küçük bir bölümüne sıkıştırılmış, kuşatma altında bir hayata mahkûm edilmişti. İşte o karanlık yıllarda Fazıl Küçük, halkının direniş iradesinin simgesi oldu. Göç etmeyi değil direnmeyi, teslimiyeti değil teşkilatlanmayı öğütledi; Türk Mukavemet Teşkilatı'nın kahraman mücahitleriyle omuz omuza, toplumun ayakta kalmasının manevi önderliğini yaptı.

Fazıl Küçük'ü büyük kılan bir başka haslet, makam hırsından uzak oluşudur. 1973'te toplum liderliğini, davanın genç ve güçlü ismi Rauf Denktaş'a kendi rızasıyla devretti. Bayrağı devretmesini bilmek, gerçek liderlere mahsus bir olgunluktur. O günden sonra da kalemini elinden bırakmadı; Halkın Sesi'ndeki yazılarıyla milletine yol göstermeye devam etti. 1974 Mutlu Barış Harekâtı ile Kıbrıs Türkü hürriyetine kavuştuğunda, bu neticenin fikrî ve siyasi zeminini onlarca yıl önce hazırlayan adam oydu.

Ömrünün son demlerinde kendisine nasip olan en büyük bahtiyarlık ise 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanını görmek oldu. Uğrunda bir ömür tükettiği bağımsız Türk devletinin kuruluşunu, ağır hasta yatağında sevinç gözyaşlarıyla karşıladı. Birkaç ay sonra, 15 Ocak 1984'te Londra'da hayata gözlerini yumdu. Naaşı, vasiyetine uygun biçimde Lefkoşa yakınlarındaki Hamitköy'de, şehitlerin ve mücahitlerin yattığı topraklara defnedildi. Bugün anıt mezarı, Kıbrıs Türkü'nün millî hafızasının ziyaretgâhlarından biridir.

Peki Fazıl Küçük'ün fikri mirası neydi? Her şeyden önce şu sarsılmaz inanç: Kıbrıs bir Türk yurdudur ve Kıbrıs Türkü bu Ada'nın azınlığı değil, asli ve eşit sahibidir. İkincisi, Anavatan Türkiye ile kopmaz bağ: Küçük'e göre Kıbrıs Türkü'nün güvencesi, Türk milletinin bölünmez bütünlüğünün bir parçası olmaktı. Üçüncüsü, teşkilatlı mücadele: Hakkın ancak örgütlü bir irade ile korunabileceğini, dağınık bir toplumun kaderine razı olmaya mahkûm olduğunu her fırsatta vurguladı. Ve nihayet basının, yani hür ve millî bir sesin gücü: Halkın Sesi, bir gazeteden fazlasıydı; bir milletin haysiyet beyannamesiydi.

Dr. Fazıl Küçük, tabip olarak bedenleri, lider olarak bir toplumun ruhunu tedavi etti. Yokluk içinde, kuşatma altında, dünyanın kayıtsızlığına rağmen halkını ayakta tuttu. O, Kıbrıs Türkü'nün var olma savaşının kahramanıdır; adı, Türk milletinin hafızasında Denktaş'la, mücahitlerle, şehitlerle birlikte anılmaya devam edecektir. Vefatının üzerinden kırk yılı aşkın zaman geçti; ama Girne dağlarına yazılan "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözü gibi, Fazıl Küçük'ün davası da Ada'da yaşamaya devam ediyor. Bize düşen, bu büyük dava adamını genç nesillere anlatmak ve emanetine sahip çıkmaktır. Ruhu şad olsun.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...