Savaşın görünmeyen maliyeti

YAYINLAMA:
Savaşın görünmeyen maliyeti

ABD ile İran arasında her ne kadar geride bıraktığımız Haziran ayında bir ateşkese varılmış olsa da anlaşma çok kısa sürmüş yaklaşık 10 günün ardından ateşkes öncesi koşullara geri dönülmüştür. Özellikle de son iki gündür iki ülke arasındaki durum daha da kızışmıştır. Bu noktada Ankara’daki NATO görüşmeleri sırasında ABD saldırılarının devam etmesi ve sonuç bildirgesinde İran ve Hürmüz vurgusunun yapılması dikkat çekici olmuştur. Bilindiği üzere ABD Başkanı Trump savaşın ilk dönemlerinde NATO’da destek alamadığı yönünde sert açıklamalarda bulunmuştu. Bu çerçevede son dönemde yeniden tırmanan askerî gerilim, yalnızca iki ülke arasındaki bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle Washington yönetiminin İran'a yönelik saldırıları genişletmesi ve Tahran'ın buna doğrudan karşılık vermesi, bölgesel bir çatışmanın kısa süre içerisinde küresel ekonomik ve jeopolitik sonuçlar doğurabileceğini bir kez daha ortaya koymuştur. 

ABD ile İran arasında yaşanan son çatışmalarda tarafların kullandığı gelişmiş füze sistemleri, hava operasyonları ve yüksek teknolojili silahlar savaşın askerî boyutunu öne çıkarmaktadır. Ancak çatışmanın asıl maliyeti, kullanılan mühimmatın fiyatıyla sınırlı değildir. Bugün savaşın ekonomik faturası iki ülke ile sınırlı kalmamakta küresel ekonomi tarafından da ödenmektedir. Bu ekonomik yükün ilk yansıması ise doğrudan ABD'nin kamu maliyesinde görülmektedir. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in Senato'da yaptığı son açıklamaya göre, İran'la yürütülen savaşın Washington'a bugüne kadar maliyeti 37,5 milyar dolara ulaşmıştır. Söz konusu rakamın, hava operasyonları, kullanılan yüksek maliyetli mühimmatlar, askerî personel giderleri ile 30 Eylül'e kadar öngörülen bazı operasyonel harcamaları da kapsadığı ifade edilmektedir. Daha da dikkat çekici olan husus ise Beyaz Saray'ın savaşın sürdürülebilirliğini sağlayabilmek ve tükenen mühimmat stoklarını yeniden oluşturabilmek amacıyla Kongre'den yaklaşık 90 milyar dolarlık ek bütçe talep etmiş olmasıdır. Bu paketin yaklaşık 67 milyar dolarlık kısmının doğrudan İran savaşıyla bağlantılı askerî harcamalara ayrılması öngörülmektedir. Bütün bu veriler, modern savaşların kamu maliyesi üzerinde de ağır sonuçlar doğurduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde artan güvenlik riski, uluslararası enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara neden olmaktadır. Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu stratejik güzergâhta yaşanabilecek herhangi bir kesinti, enerji fiyatlarını doğrudan etkilemektedir. Enerji maliyetlerindeki artış ise üretimden ulaştırmaya, tarımdan sanayiye kadar hemen her sektöre yansımaktadır. Bunun doğal sonucu olarak enflasyon baskısı yükselmekte, küresel büyüme beklentileri zayıflamakta ve ekonomik kırılganlık derinleşmektedir. Dolayısıyla savaşın görünmeyen cephesi, artık finans piyasalarında ve küresel tedarik zincirlerinde şekillenmektedir. Burada ABD’nin, çatışmaları Hürmüz ve çevresine yoğunlaştırmak istediğini de belirtmek gerekir.

Diğer yandan bu süreç, küresel güç dengelerinde yaşanan değişimi de açık biçimde ortaya koymaktadır. ABD'nin aynı anda hem Avrupa'daki güvenlik krizlerini yönetmeye çalışması hem Hint-Pasifik'te Çin'i dengeleme stratejisini sürdürmesi hem de Orta Doğu'da yeni askerî angajmanlara yönelmesi, Washington açısından ciddi bir kaynak ve strateji problemi oluşturmaktadır. Son yıllarda Amerikan kamuoyunda yükselen "sonsuz savaşlar" eleştirisi de bu tabloyu desteklemektedir. 

Bu durumdan en fazla fayda sağlayan aktörlerin başında ise Çin ve Rusya gelmektedir. Washington'un dikkatini ve kaynaklarını Orta Doğu'ya yöneltmek zorunda kalması, Pekin'in ekonomik ve teknolojik yükselişini daha rahat sürdürmesine imkân tanırken, Moskova'nın da farklı coğrafyalarda diplomatik manevra alanını genişletmektedir. Dolayısıyla ABD-İran savaşı küresel güç rekabetinin dolaylı sonuçlarını üreten stratejik bir gelişme olarak okunmalıdır.

İran açısından değerlendirildiğinde ise uzun süreli bir savaşın ekonomik maliyetinin askerî maliyetin çok ötesine geçeceği görülmektedir. Altyapı tesislerine yönelik saldırılar, enerji üretim kapasitesindeki kayıplar, uluslararası yaptırımların daha da ağırlaşması ve yabancı sermayenin ülkeden uzaklaşması, İran ekonomisi üzerinde uzun vadeli baskılar oluşturacaktır. Aynı şekilde ABD açısından da milyarlarca doları bulan operasyonel harcamalar, kamu maliyesi üzerinde yeni yükler meydana getirecek ve savunma kaynaklarının farklı coğrafyalara dağıtılmasını zorlaştıracaktır. Modern savaşların en önemli özelliği de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Askerî başarı elde edilse dahi ekonomik sürdürülebilirlik zayıfladığında stratejik üstünlüğün korunması giderek güçleşmektedir.

Türkiye, Orta Doğu'da istikrarı önceleyen, diplomatik çözüm yollarını destekleyen ve bölgesel dengeleri gözeten dış politika anlayışını sürdürmektedir. Bölgenin daha büyük bir savaşa sürüklenmesi yalnızca güvenlik risklerini artırmayacak; enerji arz güvenliği, ticaret yolları ve ekonomik istikrar üzerinde de doğrudan etkiler oluşturacaktır. Bu nedenle Türkiye'nin hem askerî caydırıcılığını muhafaza etmesi hem de diplomatik kapasitesini etkin biçimde kullanmayı sürdürmesi stratejik önem taşımaktadır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...