Bunlar akıllanmayacak
İsrail ve Yunanistan deniz kuvvetlerinin 1 Eylül tarihinde Doğu Akdeniz’de gerçekleştirdiği ortak deniz tatbikatı, iki ülke arasında son yıllarda giderek derinleşen askeri iş birliğinin yeni bir halkasını oluşturmuştur. İki Yunan fırkateyni ile İsrail’e ait iki füze gemisinin katıldığı tatbikatta açık denizde tehditlerin tespit edilmesi, arama-kurtarma, acil durum senaryoları ve müşterek hareket kabiliyeti üzerine çalışmalar gerçekleştirilmiştir.
Her ne kadar tatbikatın resmi amacının operasyonel iş birliği ve birlikte çalışabilirliğin geliştirilmesi olduğu açıklansa da mevcut bölgesel şartlar altında konunun yalnızca rutin bir askeri eğitim faaliyeti olmadığını söylemek abes kalmayacaktır. Kaldı ki Yunan basınının tatbikatı “yüksek sembolik öneme sahip” şeklinde değerlendirmesi de dikkat çekicidir. Tatbikatın gerçekleştirildikten yaklaşık iki hafta sonra kamuoyuna duyurulması, İsrail-Yunanistan askeri yakınlaşmasının zamanlaması ve bölgedeki mevcut gerilimlerle beraber değerlendirildiğinde meselenin askeri olduğu kadar siyasi bir boyutunun bulunduğu konusu da akıllara gelmektedir.
Diğer yandan İsrail-Yunanistan askeri yakınlaşmasının yanında Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin ve hatta ABD’nin de dahil olduğu daha geniş bir eksen giderek belirginleşmektedir.
Nitekim İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında savunma, enerji ve güvenlik alanlarında uzun süredir devam eden üçlü iş birliği son dönemde askeri bir boyut kazanmıştır. Aralık 2025’te gerçekleştirilen üçlü zirvede güvenlik, savunma ve askeri konulardaki iş birliğinin güçlendirilmesi konusunda mutabakata varılması ve deniz yolları ile kritik altyapıların korunmasına özel önem verilmesi bu açıdan dikkat çekicidir. Yunanistan ile İsrail arasında imzalanan ve Yunan hava savunmasının güçlendirilmesini öngören yaklaşık 3 milyar avroluk “Achilles Shield” anlaşmasına ilişkin GKRK Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ın açıklamaları meselenin Türkiye boyutunu daha açık hale getirmiştir. Palmas, söz konusu sistemin Yunanistan, İsrail ve GKRK açısından Türkiye’nin oluşturduğu “ortak tehdide” karşı güvenliği güçlendirdiğini ifade etmiştir.
Söz konusu çevrelerin askeri iş birliğinin ulaştığı boyut, savunma sistemlerinin birbirine entegre edilmesi ve Türkiye’nin açık şekilde “ortak tehdit” olarak ifade edilmeye başlanması, vasat bulan gelişmelerin arkasındaki gizli ajandayı esasında açık etmektedir.
Burada dikkat çeken diğer bir husus ise İsrail-Yunanistan ortaklığının dönemsel bir yakınlaşmadan çıkarak kurumsal bir askeri ilişkiye dönüşmesidir. Deniz tatbikatlarının yanı sıra ortak hava eğitimleri, savunma sanayii anlaşmaları ve üst düzey askeri temasların devam etmesi bu durumu açıkça göstermektedir. GKRK’nin bu denkleme dahil edilmesi ise meselenin Doğu Akdeniz ve Kıbrıs boyutunu daha önemli hale getirmektedir. Çünkü üçlü yapının enerji güvenliğinden deniz güvenliğine, hava savunmasından kritik altyapıların korunmasına kadar genişlemesi Türkiye hasımlığına soyunan bu çevrelerin karanlık senaryoları gündemlerine alarak ateşle oynadıklarının göstergesidir.
Diğer yandan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Meis Adası ziyareti sonrasında kullandığı ifadeler de aynı dönemde Ege ve Doğu Akdeniz’de şekillenen güvenlik atmosferinden bağımsız değerlendirilmemelidir. Yunanistan’ın adalardaki varlığını güçlendirme yönündeki söylemleri ile İsrail’le denizde müşterek hareket kabiliyetini geliştirmesi birlikte düşünüldüğünde Atina’nın bölgesel güvenlik politikasını yalnızca kendi askeri kapasitesi üzerinden şekillendirmediği anlaşılmaktadır.
Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları, deniz yetki alanları, Kıbrıs meselesi ve bölgesel ticaret güzergâhları birbiriyle doğrudan bağlantılıdır. Bu sebepten konunun geniş bir çerçeveden kapsamlı bir şekilde ele alınması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.