Bu kadar yürekten çağırma beni

YAYINLAMA:
Bu kadar yürekten çağırma beni

Geride bıraktığımız hafta ABD’de gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu kapsamında pek çok diplomatik temaslar gerçekleşmiş, yine küresel sistemin ahvalini ortaya koyan hadiseler de dikkatlerden kaçmamıştır. Şüphesiz ki Türkiye dünyaya diplomasi ve barış dersi vermiş, gerek heyetler arası görüşmelerde verilen mesajlar gerekse de Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Genel Kurul’daki hitapları mazlumun sesi olurken hakkın ve haklının yanındaki duruşumuzu da tüm çevrelere bir kez daha açıkça göstermiştir.

Türkiye’nin mevcut küresel şartları nasıl okuduğu, Gazze’den Ukrayna’ya, Suriye’den Irak’a, Karadeniz’den Hürmüz Boğazı’na, Ege ve Doğu Akdeniz’den Kıbrıs’a kadar oldukça geniş bir coğrafyaya ilişkin verilen mesajların merkezinde barış, küresel ve bölgesel liderlik ve tıkanan uluslararası sistemin yeniden şekillendirilmesinin zorunlu gerçekliği açıkça ifade edilmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür” vurgusunu yeniden dile getirmesi ve uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulanamayacağını ifade etmesi Türkiye’nin tarihten bugüne ortaya koyduğu insanı merkez alan, barış ve huzuru önceleyen dış politika yaklaşımının tezahürüdür.

Burada en önemli husus Türkiye’nin sadece bulunduğu coğrafyaya ilişkin değil, küresel sistemin bütününe yönelik bir yaklaşım ortaya koymasıdır. Gazze’de yaşananlara karşı en net tavır alan ülkelerin başında yine Türkiye gelmektedir. Filistin Devleti’nin tanınması çağrısından İsrail üzerindeki uluslararası baskının artırılmasına kadar verilen mesajlar Filistin konusundaki tutumumuzu tekraren ilan etmiştir. Tüm bunlara karşın Birleşmiş Milletler sisteminin Gazze başta olmak üzere mevcut krizler karşısındaki yetersizliği de sert şekilde eleştirilmiştir.

Diğer yandan İsrail Başbakanı Netanyahu ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in New York’ta gerçekleştirdiği görüşme ve ortaya koydukları yakın görüntü şaşırtıcı değildir. Eylül ayı içerisinde İsrail ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de gerçekleştirdikleri “gülünç” tatbikat, iki ülkenin diplomatik ve askeri iş birliğinin ulaştığı boyutu göstermesi açısından önemlidir. 

Buradaki asıl mesele Netanyahu bu toplantıya neden çağırılmıştır? 

Birleşmiş Milletler’in aldığı hiçbir kararı tanımayan Netanyahu’nun Genel Kurul’da konuşma yapması büyük bir çelişki değil midir? 

İsrail’in bunca vahşeti bunca hukuksuzluğu bunca terör faaliyeti ortadayken bu terör devletinin tamamen dışlanarak toplantıya çağrılmaması daha doğru olmaz mıydı?

Bir diğer husus ise Miçotakis’in BM kürsüsünden Kıbrıs konusunda Türkiye’yi “işgal” ile suçladığı akıl ve mantık dışı konuşmasıdır. Türkiye, 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı’nı adada Rumların Türklere karşı yaptığı mezaliminin son bulması için Kıbrıs Türklüğünün güvenliği bağlamında, garantörlük haklarına dayanarak gerçekleştirmiştir. Bugün gelinen aşamada Türkiye’nin temel yaklaşımı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesidir. Aynı kapsamda Ege’de silahsız ve askeri statünün dışında olması gereken adaların yine Yunanistan tarafından –ki burada İsrail desteği ve ortaklığı söz konusudur- uluslararası hukuka aykırı şekilde silahlandırılması, aynı çevreler tarafından karanlık senaryoların gündeme sokulmaya çalışılması ortadayken Miçotakis’in tüm bunlardan bihaber tavırlarla aymazlık yapması BM’nin de buna alet edilmeye çalışılması dikkatlerden kaçmamaktadır. 

Türkiye bugün NATO’dan Türk Devletleri Teşkilatı’na, Balkanlardan Afrika’ya, Orta Doğu’dan Asya-Pasifik’e kadar geniş bir coğrafyada aynı anda diplomatik, ekonomik ve askerî hareket kabiliyetine sahip bir ülkedir. İsrail-Yunanistan yakınlaşması ve bu eksenin karanlık senaryolarının en büyük zararı yine kendilerine olacaktır.

Her iki tarafın da bu akıl dışı tavır ve açıklamalarını ne zaman görsek aklımıza hep şu sözler gelmektedir: “Bu kadar yürekten çağırma beni. Bir gece ansızın gelebilirim.”



Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...