Gerçek cesaret, soğan ve tarımın sessiz çığlığı
Toplumlar bazen büyük olaylarla değil, küçük görünen hikâyelerle kendilerini sorgular. Bir fıkra, bazen sayfalarca raporun anlatamadığını birkaç dakikada anlatır. Çünkü hikâyeler, yalnızca güldürmek için değil; düşündürmek, yanlışları göstermek ve doğruyu hatırlatmak için de anlatılır. Bugün sizlerle paylaşacağım hikâye de tam olarak böyle.
Gerçek Cesaret!
Karacıların komutanı tatbikat sırasında bir asker çağırmış. Asker:
“Emret komutanım.” diyerek yanına gitmiş.
Komutanı yere yatmasını istemiş. Daha sonra da bir tanka askerin üzerinden geçmesi için emir vermiş. Asker kılını bile kıpırdatmadan yattığı yerde beklemiş ve malumunuz ezilmiş.
Komutan diğerlerine dönerek:
“İşte cesaret.” demiş.
Havacıların komutanı bir asker çağırmış. Asker:
“Emret komutanım.” diyerek komutanının yanına gitmiş.
Komutanı helikoptere binmesini emretmiş. Asker helikoptere binmiş ve havalanmış. Daha sonra komutanı askere aşağıya paraşütsüz atlamasını emretmiş, asker de emre itaat etmiş ve atlamış. Yere çakılmış ve can vermiş.
Komutan da diğerlerine dönerek:
“İşte cesaret.” demiş.
Sıra gelmiş denizci komutana.
Denizci komutan askerini çağırmış.
Asker çakı gibi hazır ola geçmiş ve:
“Emret komutanım.” demiş.
Komutan:
“Derhal denize atla ve on dakika yüzeye çıkma.” demiş.
Asker ise hiç düşünmeden:
“Hadi lan!” demiş.
Denizci komutan diğer komutanlara dönerek:
“İşte asıl cesaret bu.” demiş.
Bu hikâyede gerçek cesaret; emre körü körüne itaat etmek değil, yanlış olduğunu bildiği bir şeye “hayır.” diyebilmektir.
Bugün tarımda yaşadığımız birçok problemin temelinde de tam olarak bu eksiklik yatıyor. Bazen rakamlar gerçeği söylemiyor. Bazen raporlar sahayı yansıtmıyor. Bazen masa başında hazırlanan tablolar tarladaki gerçeğin çok uzağında kalıyor.
Ve ne yazık ki bazen hiç kimse Tarım ve Orman Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı ve Ticaret Bakanına: “Sayın Bakanım, sahadaki durum anlatıldığı gibi değil.” deme cesaretini gösteremiyor.
Bugün ülkemizin gündeminde soğan var. Geçen yıl tarlada para etmeyen, kilosu 5-10 liraya satılırken yüzüne bakılmayan soğan bugün market raflarında 50-70 liraya ulaştı. Vatandaş doğal olarak “Bu fiyat nasıl oluştu?” diye soruyor.
Oysa işin görünen yüzü ile gerçek yüzü birbirinden oldukça farklı. Bugün yüksek fiyatlardan en fazla kazananın çiftçi olduğu düşünülüyor. Gerçek ise öyle değil.
Çünkü iki yıl boyunca zarar eden üretici bu sezon ekim alanlarını daralttı. Kazanamadığı için üretimden çekildi, farklı ürünlere yöneldi. Ardından Adana ve Hatay’daki sel felaketleri, İç Anadolu’daki hasat gecikmeleri ve yüksek üretim maliyetleri arzı azalttı. Sonuçta piyasada ürün azaldı ve fiyatlar yükseldi. Üstelik bugün 60-70 liraya satılan soğanın önemli bir kısmı artık üreticinin elinde değil. Üretici ürününü aylar önce satmış durumda. Yani fiyat yükselirken kazanan çoğu zaman çiftçi olmuyor. Fiyat yükselirken kaybeden yine çiftçi oluyor. Çünkü yüksek fiyatın suçlusu ilan ediliyor.
Tarladan sofraya kadar uzanan zincire baktığımızda ise herkes birbirini suçluyor.
Çiftçi diyor ki:
“Mazot, gübre, ilaç, sulama ve işçilik maliyetleri altında eziliyorum.”
Aracı diyor ki:
“Nakliye, depolama ve finansman maliyetlerim arttı.”
Market diyor ki:
“Giderlerimiz yükseldi.”
Tüketici ise haklı olarak:
“Ben bu fiyatlarla alışveriş yapamıyorum.” diyor.
Aslında herkes kendi bulunduğu noktadan haklı gerekçeler ortaya koyuyor. Fakat zincirin hiçbir halkası tek başına suçlu değil. Sorun zincirin tamamında oluşan maliyet, planlama ve koordinasyon eksikliğidir.
Tarım Bakanlığı maliyet, planlama ve koordinasyon derken; piyasadaki bu yangının ardından Cumhurbaşkanlığı kararıyla kuru soğan ithalatında uygulanan yüzde 49,5’lik gümrük vergisi geçici olarak yüzde 5’e düşürüldü. “Pansuman” tedbir 31 Ağustos 2026 tarihine kadar geçerli olacak. Bu pansumanla piyasaya dışarıdan ürün sokularak fiyat baskısının hafifletilmesi amaçlanıyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı ısrarla fiyat baskısını böyle pansumanlarla çözeceğine inanıyor. Beyhude bir anlayış; üretim maliyetleri düşmeden raf fiyatları kalıcı olarak gerilemez! Ve yine tarımda her zaman iki kere ikinin dört etmeyeceğini bazen beş; bazen de üç olabileceğini ısrarla onlar anlamak istemiyor bizde anlatamıyoruz. Oysaki formül çok basit; “çiftçi para kazanacak, üretim artacak” bu arada da bizler çiftçinin maliyetlerini düşürecek çözüm önerileri geliştireceğiz.
İşte tam da burada Tarım ve Orman Bakanlığı’nın rolü çok daha kritik hale geliyor. Tarım Bakanlığı yalnızca destek dağıtan bir kurum değildir. Tarım Bakanlığı; üretimi planlayan, piyasayı takip eden, üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten ve gıda güvenliğini sağlayan stratejik bir kurumdur.
Sayın Bakan’ın sağlıklı karar alabilmesi için de sahadan gelen bilgilerin eksiksiz ve doğru olması gerekir. Hiçbir bakan, kendisine eksik veya yanlış bilgi verilmesini istemez. Tam tersine gerçekleri duymak ister. İşte burada o asker fıkrasındaki gerçek cesarete ihtiyaç vardır.
Bazen bir bürokratın;
“Efendim, sahada durum anlatıldığı gibi değil.”
“Bu rapor gerçeği yansıtmıyor.”
“Çiftçi bu politikadan zarar görüyor.”
“Bu kararın farklı sonuçları olabilir” diyebilmesi gerekir. Çünkü gerçek sadakat, yanlış bilgiyi onaylamak değildir. Gerçek sadakat, devlete ve millete doğru bilgiyi ulaştırmaktır. Devleti güçlü yapan, yöneticilerine yalnızca duymak istediklerini söyleyen insanlar değil; gerektiğinde doğruları cesaretle ifade edebilen liyakat sahibi kadrolardır.
Son söz: Çiftçiye, üreticiye sesleniyorum…
Üretmekten vazgeçmeyin; çünkü bu ülkenin gıda güvenliği sizin emeğinizle ayakta duruyor.
Aracılara sesleniyorum…
Adil ticaret, kısa vadeli kazançtan daha değerlidir.
Marketlere sesleniyorum…
Tüketicinin güvenini kaybetmek, hiçbir kârla telafi edilemez.
Tüketicilere sesleniyorum…
Her fiyat artışının arkasında yalnızca çiftçiyi aramayın. Bazen tarladaki zarar, aylar sonra mutfaktaki yangına dönüşür.
Ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na sesleniyorum…
Türkiye’nin tarımda ihtiyacı olan şey; yalnızca yeni destek paketleri değil, aynı zamanda sahadaki gerçeği çekinmeden söyleyebilen, bilimden ayrılmayan, liyakat sahibi ve cesur bürokratlardır.
Çünkü bazen bir ülkenin geleceğini kurtaran şey, en yüksek sesle konuşanlar değil; gerektiğinde “Bu yanlış.” diyebilenlerdir.
Gerçek cesaret de tam olarak budur.
Kalın sağlıcakla…