Enerji güvenliği bir milli güvenlik meselesidir

YAYINLAMA:
Enerji güvenliği bir milli güvenlik meselesidir

2022 yılından beri süregelen Rusya-Ukrayna savaşı ile yaklaşık yedi aydır kısa ateşkeslerle de olsa devam eden İran-ABD savaşı birlikte değerlendirildiğinde, enerji tesisleri, rafineriler, petrol ve doğal gaz altyapıları ile enerji nakil güzergâhlarının giderek öncelikli hedefler arasına girdiği anlaşılırken, savaşların ekonomik ve toplumsal boyutunun askeri mücadele kadar önemli hale geldiği görülmektedir.

Rusya-Ukrayna savaşında tarafların karşılıklı olarak enerji altyapılarını hedef alması bu durumun en somut örneklerinden birisidir. Ukrayna’nın elektrik ve enerji altyapısına yönelik saldırılara karşılık Rusya içerisindeki rafineri, petrol ve doğal gaz tesislerini hedef alan operasyonların genişlemesi, enerjinin savaşın temel cephelerinden birisine dönüştüğünü işaret etmektedir.

Benzer bir tablo İran-ABD savaşında da ortaya çıkmaktadır. İran’ın enerji altyapısına yönelik saldırılar ve Tahran’ın buna karşılık Körfez’de bulunan enerji tesislerini hedef alma tehdidinde bulunması, meselenin İran ile ABD arasındaki askeri mücadeleden çok daha geniş bir noktaya taşındığını ortaya koymaktadır. Kaldı ki Hürmüz Boğazı üzerinden şekillenen mevcut şartlar bu durumun küresel etkilerini daha açık şekilde hissedilir hale getirmiştir. Deniz yoluyla taşınan petrol ticaretinin yaklaşık dörtte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak uzun süreli bir aksama savaşan ülkelerle beraber Çin’den Avrupa’ya kadar oldukça geniş bir coğrafyayı doğrudan etkileyecektir.

Burada dikkat çeken önemli bir husus ise enerji tesislerinin hedef alınmasının yalnızca arz sorunu ortaya çıkarmamasıdır. Enerji fiyatlarında yaşanacak sert yükseliş, üretim maliyetleri, lojistik, gıda fiyatları, sanayi üretimi gibi çok geniş bir alanda yeni krizleri tetikleyebilecek potansiyele sahiptir. Enerji krizi beraberinde enflasyonu, enflasyon ekonomik daralmayı, ekonomik daralma ise toplumsal ve siyasi istikrarsızlıkları getirebilir. Dolayısıyla bir rafinerinin ya da doğal gaz tesisinin hedef alınması, askeri açıdan tek bir tesisin devre dışı bırakılmasından ibaret görülmemelidir. Nitekim bugün enerji güvenliği ile milli güvenlik arasındaki sınır giderek ortadan kalkmaktadır.

Türkiye’nin coğrafi konumu, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelerin enerji güvenliğimiz üzerinde doğrudan etki oluşturmasına neden olmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşının kuzeyimizde, İran-ABD savaşının ise doğumuzda devam ettiği düşünüldüğünde Türkiye, iki büyük çatışma alanının enerji merkezli sonuçlarıyla karşı karşıya bulunmaktadır.

Bu nedenle Türkiye’nin enerji politikasını yalnızca ihtiyaç duyduğu petrol ve doğal gazın temini üzerinden şekillendirmesi yeterli olmayacaktır. Kaynak ve güzergâh çeşitliliğinin artırılması, doğal gaz depolama kapasitesinin güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması ve nükleer enerjinin enerji sepetindeki payının artırılması stratejik bir zorunluluk haline gelmektedir. Bu yönde halihazırda yapılan çalışmaların kapsamının genişletilerek hızlandırılması da elzem bir durumdur.

Diğer yandan Türkiye’nin enerji koridoru olma özelliğinin güçlendirilmesi de dış politika açısından önemli bir manevra alanı sağlayacaktır. Avrupa ile Asya arasında enerji arzının güvenli şekilde taşınabileceği alternatif güzergâhların önem kazandığı mevcut küresel şartlar, Türkiye’nin bu anlamda taşıdığı stratejik önemi açıkça ortaya koymaktadır.  

Enerji tesislerinin savaşların öncelikli hedeflerinden birisi haline geldiği yeni dönemde enerji güvenliği, doğrudan milli güvenliğin temel unsurlarının başında gelmektedir.

Bu kapsamda Türkiye’nin enerji güvenliğini mevcut çatışmaların ortaya çıkardığı anlık riskler üzerinden değil, uzun vadeli milli güvenlik stratejisinin temel unsurlarından birisi olarak ele alması gerekmektedir. Kaynak ve güzergâh çeşitliliğinin artırılması, yerli enerji kapasitesinin güçlendirilmesi ve kritik enerji altyapılarının muhtemel saldırı ve krizlere karşı korunması büyük ehemmiyet arz etmektedir. Çünkü mevcut küresel şartlar açıkça göstermektedir ki enerjide yaşanacak bir kırılma devletin bütün hareket alanını doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurabilecektir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...