İsrail aparatları…
Terörsüz Türkiye hedefine ulaşmamızı istemeyen İsrail, önce sahaya içimizdeki uzantılarını sürdü.
Onların tek ayak üzerinde söylediği kırk yalanın ve hiç durmadan gerçekleştirdikleri provokasyon koşusunun, Türk milletinin menfaatine atılan adımların önüne geçeceğini sandı.
Terörsüz Türkiye’nin başarısızlığı adına hesap yaparken Terörsüz Bölge hedefini de es geçmedi.
***
Bir anda epeydir ortalarda görülmeyen DEAŞ’ın bitmediği algısı işlenmeye başladı.
Ardından DEAŞ’la mücadele bahanesiyle YPG/SDG’yi yıllardır besleyip büyütenlerden desteğe devam etmelerini istedi.
Türk milleti algılara prim vermedi, YPG/SDG’nin silah bırakıp Şam yönetimine entegrasyonunun sağlanmasının sonrasında Suriye’nin üniter bir yapıya kavuşmasının engellenmeyeceğini de anladı.
***
Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ye karşı kurguladıkları oyunlar bir bir boşa çıkınca, bu kez sahadaki hesaplarını Doğu Akdeniz’e yoğunlaştırdı.
Bir yanına Yunanistan’ı, diğer yanına Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni alarak çok boyutlu askeri işbirliklerine imza atmaya koyuldu.
Gerginlikleri geçim kapısı olarak gören iki ülke, bu sürece çok kolay uyum sağladı, öyle ki kamuoylarından yükselen tüm itirazlara kulaklarını kapadı.
***
Günümüzde Yunan kamuoyu, “Neden İsrail, neden bu büyüklükte bir anlaşma ve neden bu kadar derin bir bağımlılık” sorularına cevap arıyor.
Yunan yetkililer, “İsrail’e koltuk değneği” olmakla suçlanıyor.
Ülke savunmasının güçlendirilmesinin gerekli olduğu ancak bunun İsrail’e bu derece bağlanmadan da gerçekleştirilebileceği üzerinde duruluyor.
***
Rumlarda da durum farklı değil.
Türkiye’ye karşı hız verilen silahlanma politikasını eleştirenler, harcanan milyarlarca euroya rağmen sahadaki güç dengesinin değişmeyeceğini vurguluyor.
Türkiye’nin silahla caydırılamayacağını belirten Rum yazarlar, “Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın İsrail’e dönüşmesine gerek yok” tezini yüksek sesle işliyor.
***
Peki, Rum ve Yunan’ın bile Türkiye’nin güvenliğini hedef alan tehlikeli tuzakların dönüp dolaşıp kendi ayaklarına dolaşacağını dillendirdiği günlerde içimizdeki aparatlar ne yapıyor?
Ümit Özdağ ve Müsavat Dervişoğlu gibilerin gıkının çıkmaması tesadüf mü?
Gerçekten söyleyecekleri hiç mi bir şey yok?
Türkiye’nin terörden arındırılması ve bölgesinde daha güçlü bir aktör haline gelmesinden rahatsızlıklarını dile getirirken çıkan gür sesler, dümen suyuna girdikleri İsrail’e bağlılıklarını sonsuza kadar sürdüreceklerini ilan etmek için mi kesildi?