Kefaletin sonu...
Geçmişi kumar ve çek/senethadiseleriyle dolu Haluk Levent’i yardım meleği gibi kanatlandıranlar şimdi suskunluk içinde.
“Devlet yok, AHBAP var” propagandasıyla, “AFAD’ı tanımıyoruz ama AHBAP’ı tanıyoruz” yönlendirmeleriyle bu güven tuzağının zeminini çok ince bir yerden döşediler.
Milyonlarca insanın yardımlaşma duygusunu bir adamın zafiyetlerine teslim ettiler.
Şimdi bu kadar insanı yanlış yola sevk etmenin diyetini ödememek için “Bilmiyorduk” gerekçesinin arkasına sığınıyorlar.
Savcılık tarafından ifadeye çağrılanların tutuklanma korkusuyla verdikleri beyanların içinde samimi bir özeleştiri yok.
Pelin Batu dışında samimi bir özür mesajını kamuoyuyla paylaşan bir isim olmadı.
Herhâlde bu meselenin “Bir yardım derneğine bağış yapılmasını teşvik eden saf duygular” sınırında tutulmasını istiyorlar.
Hâlbuki konuşulması gereken, milyonlarca saf insanı “iyi bildikleri” birisine yönlendiren toplu kefaletleri…
Misalen bir taksici, müşterisini şehrin içinde dolaştırarak taksimetreyi şişirebilir. Bir esnaf satışını faturalandırmayarak vergi kaçırabilir. Bir tamirci sağlam parçayı arızalı gösterip müşterisinden haksız kazanç elde edebilir.
Bunların her birisi münferit dolandırıcılık sınırları içinde kalır.
Kitlesel boyutlu bir dolandırıcılık hikâyesinde ise kaybedilen şey parayla sınırlı değildir. Bu hayatta maddiyattan daha değerli şeyler vardır ve bir toplumun zedelenen güven duygusunu telafi edecek bir para cinsi henüz keşfedilmemiştir.
Bu güven kaybının sorumluları şimdi o güvenin neden ve nasıl istismar edildiğini konuşmak yerine kendi sorumluluklarını küçültmeye çalışıyorlar.
Ülkedeki en küçük çatlağı büyüteçle gösterirken kendi mahallelerinde oluşan yarıkların üzerini örtmeyi siyasi ahlaktan saymasalardı belki bugün söyledikleri mazur görülebilirdi.
Oysa her hadisede lazer işaretleyicileriyle devleti hedef gösterenlerdi bunlar…
Kendilerini gerçekliğin mülkiyet sahibi, halkı “kandırılmaya teşne avam tabakası”, devleti de her olayın peşin hükümlüsü sayan bir düşünce kibirleri vardı…
Ve bu çifte standart hali yıllardır aynı biçimde işledi.
Dolandırıcılığın, yolsuzluğun, çıkar ilişkisinin adı, failin hangi mahalleye mensup olduğuna göre değişti hep…
Karşı mahallede işlendiğinde toplumsal çürüme sayılan bir suç kendi muhitlerinde ortaya çıktığında kişisel hata seviyesine indirildi.
Haliyle “İktidar halka hesap verecek” diye meydanlarda bağıranların hiçbirisini AHBAP’ın veya yolsuzluk yapan muhalif bir belediyenin kapısının önünde hesap sorurken göremeyişimizin nedeni de aynı…
Kendi mahallesini suçtan muaf tutan siyasi nepotizm hastalığı…