Fiyat zincirine operasyon!
22 ilde 109 adrese operasyon yapıldı. 41 büyük dağıtıcı firmanın yöneticisi hakkında gözaltı kararı verildi. Soruşturma kapsamında yaklaşık 1.029 çiftçinin beyanına başvuruldu. Ticaret Bakanlığından Hal Kayıt Sistemi, Tarım ve Orman Bakanlığından Çiftçi Kayıt Sistemi verileri alındı. Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu da mali inceleme yaptı.
Yani ilk kez meseleye yalnızca “market fiyatı” üzerinden değil, tarladan markete kadar uzanan zincirin tamamı üzerinden bakılıyor. Bu çok önemli. Ama açık konuşalım: Ortaya konulan yöntemler, tarım piyasasını yakından takip edenler için gökten düşmüş bir sürpriz değil. Çiftçinin yıllardır anlattığı, üretici örgütlerinin yıllardır gündeme getirdiği, tarımın sahadaki aktörlerinin yıllardır dikkat çektiği bir problem var: Çiftçi üretiyor, fakat zincirin bazı halkalarında üreticiden daha fazla kazanç oluşuyor.
İşte yıllardır sorulan soru buydu. “Tarlada 10 lira olan ürün markette neden 30, 40, 50 lira?” Bu sorunun cevabını sadece çiftçide aramak kolaycılıktır. Çünkü çiftçi yalnızca üretim maliyetiyle mücadele etmiyor. Ürettiği ürünün değerinde satılamamasıyla da mücadele ediyor. Mazot, gübre, ilaç, tohum, işçilik, enerji… Bunların maliyeti elbette önemli. Ama tarım politikasını yalnızca “girdi maliyetleri” üzerinden okumak eksik kalır.
Asıl sorulardan biri şudur: Çiftçi ürettiği ürünün gerçek değerinden ne kadarını alabiliyor?
Çiftçinin tarlada sattığı ürünün fiyatı ile tüketicinin markette ödediği fiyat arasında oluşan farkın hangi halkalarda oluştuğu artık masaya yatırılmalıdır. İşte bu operasyonun en önemli tarafı da budur. Çünkü dosyadaki incelemelerde bazı tedarikçilerin ürünleri gerçek alış fiyatından daha yüksek gösterdikleri, arzı düşük, maliyetleri yüksek gösterdikleri ve tedarik zincirini gereksiz yere uzattıkları yönünde tespitler bulunuyor.
Daha çarpıcı olanı ise bazı makbuzların vefat etmiş veya fiilen çiftçilik yapmayan kişiler adına düzenlendiğine ilişkin tespitler. Bazı üreticiler, adına düzenlenen belgelerdeki ürünleri üretmediğini veya ilgili firmaya ürün satmadığını beyan ediyor. Bunlar son derece ciddi iddialar. Elbette soruşturma devam ediyor ve kesin hüküm yargı süreci sonunda ortaya çıkacak.
PEKİ BU OPERASYON NEDEN ŞİMDİ?
İşte burada siyasetçi de bürokrat da sektör de kendisine şu soruyu sormalı:
Bu sorun bugün mü ortaya çıktı? Hayır.
Peki yöntemler bugün mü icat edildi? Hayır.
O halde neden bugüne kadar daha güçlü, daha koordineli ve daha kapsamlı bir denetim mekanizması kurulamadı? İşte benim eleştirim burada. Operasyon çok yerinde. Ama çok geç kalınmış bir operasyon. Çünkü yıllardır Hal Yasası konuşuluyor. Yıllardır üreticinin pazarlık gücünün artırılması konuşuluyor. Yıllardır aracılık zincirinin kısaltılması konuşuluyor. Yıllardır tarladan sofraya fiyat makasının daraltılması konuşuluyor. Ama bir türlü istenilen mesafe alınamadı. Tarımda reform yalnızca tarlada yapılmaz. Pazar yerinde de yapılır. Üretim planlaması kadar pazarlama planlaması da gerekir. Çiftçiye ne üreteceğini söylemek yetmez. Ürettiğini kime, hangi şartlarda ve hangi fiyatla satacağını da güvence altına almak gerekir.
BU OLAY TESADÜF MÜ?
“Bu olay tesadüf mü?” diye soranlar olacaktır. Ben bu sorunun cevabını peşinen vermek yerine başka bir soru soruyorum: Tesadüf olup olmadığını ortaya çıkaracak kadar derin bir denetim neden daha önce yapılmadı?
Bugün Hazine ve Maliye, Ticaret ve Tarım Bakanlıklarının verilerinin aynı dosyada buluşması önemli. Birinin vergi kayıtları var. Birinin Hal Kayıt Sistemi var. Birinin Çiftçi Kayıt Sistemi var. Ve sahada 1.029 çiftçinin beyanı var. İşte devletin yapması gereken tam olarak budur: Veriyi birleştirmek, zinciri izlemek ve gerçeği rakamlarla ortaya çıkarmak. Çünkü tarımda artık “Ben duydum”, “Ben gördüm”, “Bana göre” dönemi bitmelidir.
Tarlada ne üretildi? Kaça satıldı? Kim aldı? Kaça aldı? Hangi belge düzenlendi? Hangi miktar sisteme işlendi? Kaça satıldı?
Bu soruların cevabı dijital olarak izlenebiliyorsa, kimsenin “fiyat zincirinde kaybolması” mümkün olmaz.
Hani asırlık dillerden dillere dolaşan o meşhur fıkra vardır; bir gün ormana maliyecilerin geldiğini duyan ayı diye başlayan ve sonunda Ayı kaçıyor. Kaplumbağa kaçıyor. Leylek kaçıyor. Maymun da kaçıyor. Ama maymun bir noktada duruyor ve düşünüyor: “Ben niye kaçıyorum?” “Ulan... Benim neyim var? Ev yok, yazlık yok, kürk yok, arsa yok...” Sonra birden yüzü aydınlanır ve işin hakikatini idrak eder: “Ulan benim kıçım açık! Hanımın kıçı açık! Çocuğun kıçı açık! Ben niye kaçıyorum?!” Ve arkasına bakmadan geri yürümeye başlar.
Tarımın maymunu ise çiftçidir. Çünkü çiftçinin kaçacağı bir yer yok. Tarlası orada. Köyü orada. Ahırı orada. Borcu orada. Emeği toprağın içinde. Çiftçi üretmek zorunda. Çiftçi tarlada kalacak. Çünkü ülkemizin gıda tedarik zincirinin devamlılığı çiftçinin üretmeye devam etmesine bağlı.
İşte tarladan markete uzanan bu sömürü ve rant düzeninde de tablo kelimesi kelimesine böyledir. Hayatını kaybeden 49 insanımızın adının ve kimliğinin hırsızlanarak milyonlarca liralık sahte müstahsil makbuzlarının kesildiği, ürün arzının kasıtlı olarak piyasada yapay bir kıtlık yaratmak için düşük, maliyetlerin ise gerçeğe aykırı bir biçimde şişirilerek gösterildiği, Hal Kayıt Sistemi verileri ile resmî faturalar arasında milyonlarca kilogramlık uçurumsal farkların oluştuğu bu çürümüş aracı çarkında herkes bir şeyler kaçırma, vergiden kaçınma veya vurgun yapma derdindeyken; tarlanın çamurunda sabahın köründe ayazda üreten, gübrenin, mazotun ve tohumun eziciliği altında inim inim inleyen Türk çiftçisi tıpkı fıkradaki maymun gibi dımdızlak ve savunmasız ortada kalmıştır. Çiftçinin ne off-shore hesapları ne gizli kasaları ne fiktif stokları (depoda fiziksel olarak bulunmadığı halde muhasebe veya şirket sistem kayıtlarında var gibi gösterilen hayali (kurgusal) stoklardır.) ne de sahte evrak düzenleyecek muhasebe oyunları vardır; o yüzden bu operasyonda asıl telaşlanması, kaçması ve hesap vermesi gerekenler piyasayı manipüle eden devasa aracı monopolistledir. Üretici yani çiftçi ise maymun misali tarlada, köyünde, kırsalda yalnız başına kalmaya devam etmektedir.
Son söz: Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda tedarik zincirinde sürdürülebilirlik, gıda güvenliği ve ulusal güvenlik meselesi olan tarımsal üretimde devamlılık için her koşulda ve tüm imkânlarıyla çiftçinin yanında durmaya, onun haklı sesini duyurmaya devam etmelidir.
Tarımsal girdilerin pahalılığı, tohumun ve ilacın fiyatı her akşam TV ekranlarında meze yapılırken, asıl masaya yatırılması ve en yüksek sesle tartışılması gereken temel mesele çiftçinin ürettiği alın terinin karşılığını, yani ürününü hak ettiği değerde satamamasıdır; bu adaletsizlik mutlaka kökünden çözülmelidir. Umarız bu kapsamlı operasyon hem siyasi hem de ticari akla kara bir ders olur; en kısa sürede bu tür hokkabazlıklara, kâğıt üstü oyunlarına tenezzül edilmeyen, yalansız, dolansız, hakkaniyetli, şeffaf bir üretim ve tedarik zincirine kavuşur güzel ülkemiz.
Kalın sağlıcakla…