Kudüs neden Türkiye'nin milli meselesidir?
Kudüs, hem üç semavi din açısından kutsal olan bir şehir hem de tarih boyunca küresel güç mücadelelerinin, medeniyet rekabetinin ve uluslararası hukukun en hassas merkezlerinden biri olmuştur. Bu nedenle Kudüs'te yaşanan her gelişmeyi dini veya insani boyutuyla değerlendirmek kadar, jeopolitik ve stratejik sonuçları bakımından da ele almak gerekmektedir. Nitekim son yıllarda terör devleti İsrail'in saldırgan politikaları, meselenin yalnızca Filistin-İsrail ihtilafından ibaret olmadığını, Orta Doğu'nun tamamının güvenliğini tehdit eden bir seviyeye ulaştığını göstermektedir.
İsrail'in Kudüs'te izlediği strateji, fiili durum oluşturarak uluslararası hukukun tanıdığı statüyü zaman içerisinde değiştirme esasına dayanmaktadır. Yerleşim faaliyetlerinin artırılması, demografik yapının değiştirilmesine yönelik uygulamalar, kutsal mekânlara yönelik müdahaleler ve tarihi statüyü aşındıran idari tasarruflar birbirinden bağımsız gelişmeler değildir. Bunların tamamı, Kudüs üzerindeki egemenlik iddiasını uluslararası toplumun fiilen kabullenmesini sağlamaya yönelik uzun vadeli bir politikadır. Bu sebeple Kudüs'te yaşanan her hukuksuzluk, hem Filistin halkının haklarını hem de uluslararası hukukun temel ilkelerini de doğrudan hedef almaktadır.
Diğer taraftan Kudüs, yüzyıllar boyunca farklı din ve kültürlerin bir arada yaşadığı ortak bir medeniyet merkezi olmuştur. Bu nedenle Kudüs'teki statükonun bozulması, yalnızca Mescid-i Aksa'nın değil, Hristiyan kutsal mekânlarının ve şehrin tarihsel kimliğinin de zarar görmesi anlamına gelmektedir.
Türkiye açısından mesele çok daha derin bir anlam taşımaktadır. Osmanlı Devleti'nin yaklaşık dört asır boyunca Kudüs'te tesis ettiği yönetim anlayışı, farklı dinlerin kutsallarını korumayı esas alan bir hukuk ve idare geleneği oluşturmuştur. Bugün Türkiye'nin temel hassasiyeti tarihsel mirasımızla beraber uluslararası hukukun korunması, kutsal mekânlarıntarihi statüsünün muhafaza edilmesi ve bölgede kalıcı barışın tesis edilmesine yöneliktir. Bu yönüyle Kudüs meselesi, bizim nazarımızda vicdani olduğu kadar hukuki ve stratejik bir mesele olarak değerlendirilmektedir.
İsrail'in politikaları, yalnızca askeri operasyonlarla sınırlı kalmamakta, demografik dönüşüm, diplomatik baskı ve hukuki statüyü fiilen değiştirmeye yönelik uygulamalarla desteklenmektedir. Gazze'de yürütülen saldırılar, Batı Şeria'daki yerleşim politikaları ve Kudüs'teki tek taraflı uygulamalar aynı stratejik yaklaşımın farklı yansımalarıdır.
Geride bıraktığımız Çarşamba günü Ürdün'ün başkenti Amman'da düzenlenen “Kudüs ve Kutsal Mekânları Destekleme Bakanlar Toplantısı”, sıradan bir diplomatik temasın ötesinde bir anlam taşımaktadır. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 14 İslam ülkesi tarafından yayımlanan ortak bildiri, Kudüs'ün hukuki statüsüne ilişkin uluslararası mutabakatın yeniden teyit edilmesi bakımından önemli bir siyasi irade ortaya koymuştur. Bildiride, İsrail'in Kudüs'ün Arap, Müslüman ve Hristiyan kimliğini değiştirmeye yönelik uygulamalarının uluslararası hukuka göre hükümsüz olduğu açıkça ifade edilmiş, Doğu Kudüs'ün Filistin Devleti'nin başkenti olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Bunun yanında Mescid-i Aksa'nın tarihi ve hukuki statüsünü değiştirmeye yönelik girişimlerin reddedilmesi, Harem-i Şerif'in yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet alanı olduğunun belirtilmesi ve Kudüs Evkaf ve Mescid-i Aksa İşleri Dairesinin tek meşru idari otorite olarak kabul edilmesi, uluslararası hukuk bakımından önemli tespitlerdir.
Aynı bildiride Hristiyan kutsal mekânlarına yönelik kısıtlamaların eleştirilmesi ve İsrail'in tek taraflı uygulamalarının bölgesel barışı tehdit ettiğinin vurgulanması da dikkat çekmektedir. Ayrıca Kudüs'ün hukuki statüsünü ihlal edecek şekilde diplomatik misyonların şehre taşınmasının reddedilmesi ve İsrail'in ihlallerini uluslararası kamuoyuna duyuracak ortak bir medya platformunun kurulmasının kararlaştırılması, diplomatik mücadelenin yeni araçlarla sürdürüleceğini göstermektedir.
Türkiye’nin liderliğinde, Kudüs'ün tarihi ve hukuki statüsünün korunmasına yönelik uluslararası girişimlerin artırılması, İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere çok taraflı platformlarda daha etkin diplomatik mekanizmaların işletilmesi ve uluslararası hukukun uygulanmasına yönelik girişimlerin güçlendirilmesi stratejik önem taşımaktadır. Zira Iğdırlı Hasan Onbaşı’nın devrettiği nöbeti sürdürmek tarihi sorumluluğumuz olmakla beraber bu kudret bize ceddimizin mirasıdır.