Tamir etmeyi bilmiyorsan, bozma!

YAYINLAMA:
Tamir etmeyi bilmiyorsan, bozma!

Biri hakkında bir şey yazarsınız; okur ama okumamış gibi davranır. Bazen okur, anlamaz. Daha kötüsü, anlamadığını da anlamaz. Söylediğinizden bambaşka anlamlar çıkarır, sonra kendi çıkardığı sonuca kızar.

Bir de üzerine tavır, afra tafra…

Sanki siz işinizi gücünüzü bırakmışsınız da özellikle onunla uğraşmaya karar vermişsiniz! Oysa mesele çok basit. Kamu adına bir görev üstleniyorsanız, yaptığınız iş de aldığınız kararlar da kamuoyunun değerlendirmesine açıktır.

Övgü geldiğinde kimse, “Bunu söyleyen kim?” diye fazla sorgulamıyor. Hatta normal şartlarda fikrine değer vermeyeceğiniz biri sizi övdüğünde bile insanın hoşuna gidebiliyor.

Ama eleştiri geldi mi meşhur söz hemen devreye giriyor: “Bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye…” 

İyi de övgü geldiğinde neden söyleyene bakmıyoruz?

Mesele zaten kimin “adam” olup olmadığı da değil. Herkesin ölçüsü farklı. Asıl mesele söylenen sözün doğru olup olmadığıdır.  Hele konu kamu yönetimiyse… Hele konu ekonomi ve tarımsa…

Eleştiriyi yapanın kimliğinden önce, eleştirinin doğru olup olmadığına bakmak gerekir. Çünkü yanlış ekonomi politikasının bedelini yalnızca ekonomi yönetimi ödemez. Yanlış tarım politikasının bedelini yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı ödemez. Bedeli çiftçi, üretici, sanayici, tüketici ve sonunda ülke öder.

Geçmişte bir televizyon yayınında günün sözü olarak kullanılan bir cümle vardı: “Tamir etmesini bilmiyorsan, bozma…”

Basit gibi görünüyor. Ama ülkemizin tarım ve ekonomi politikalarına baktığınızda üzerine uzun uzun düşünülmesi gereken bir cümle. Çünkü bazen bozulanı tamir etmeye çalışırken çalışan taraflarını da bozuyoruz.

Türkiye’nin en hayati ekonomik sorunu enflasyon, gıda tarafında da en ağır şekilde hissedilmektedir. Ancak ekonomi yönetiminin düştüğü temel hata; gıda fiyatlarını düşürmek ile çiftçinin ürününün fiyatını düşürmeyi aynı şey zannetmesidir. Mazot, gübre, tohum, elektrik, işçilik, nakliye ve finansman maliyetleri piyasa koşullarında katlanarak artarken, tarladaki ürünün fiyatını baskılamak enflasyonu çözmez; aksine üreticinin gelirini yok eder.

Üreticinin maliyeti artarken ürününe ucuza sat baskısı yapmak sürdürülebilir bir denklem değildir. Zarar eden üretici önce borçlanır, sonra üretim alanını daraltır ve en sonunda üretimden çekilir. Arz düştüğünde ise akla gelen ilk “kolay” çözüm ithalat olur. Oysa ithalatı tarım politikasının merkezine koymak, yerli üreticiye “Sana ihtiyacımız yok” mesajı vermektir. Güveni bozulan bir tarım sektörünü faiz kararları gibi tek bir hamleyle ertesi gün düzeltemezsiniz.

 

TARIMIN FİŞİNİ ÇEKİP YENİDEN TAKAMAZSINIZ

Ekonomi yönetimi açısından tarımın anlaşılması gereken en önemli özelliği budur. Tarım bir bilgisayar programı değildir. Hata verdiğinde kapatıp yeniden açamazsınız. Buğdayın ekim zamanı vardır. Mısırın zamanı vardır. Şeker pancarının zamanı vardır. Meyvenin zamanı vardır. Hayvancılığın biyolojik döngüsü vardır. Bugün yanlış karar verirsiniz, sonucunu altı ay sonra görürsünüz. Bazı yanlışların sonucunu birkaç yıl sonra görürsünüz. Bir üreticiyi tarımdan koparırsınız; geri getirmek yıllar sürebilir. Bir köy boşalır; yeniden nüfuslandırmak kolay değildir. Bir hayvancılık işletmesi kapanır; tekrar kurulması büyük sermaye ister. Bir meyve bahçesi sökülür; yerine diktiğiniz fidan ertesi yıl aynı üretimi vermez. İşte bu nedenle tarımda karar verirken iki kere değil, bazen on kere düşünmek gerekir. Çünkü tamir edemeyeceğiniz şeyi bozmamanız gerekir.

Üreticinin zarar ettiği ucuz gıda modeli, geleceğin kıtlığı ve pahalılığıdır. Ülkemizin ihtiyacı; girdi maliyetlerinin düşürüldüğü, verimliliğin arttığı, lojistik ve aracılık zincirinin şeffaflaştığı hem üreticinin kazandığı hem de tüketicinin makul fiyata ulaştığı sürdürülebilir bir sistemdir.

Son söz: Eleştiriyi sevmeyebilirsiniz, söyleyenin üslubundan hoşlanmayabilirsiniz; ancak tarım, günlük fiyat baskıları veya ithalat genelgeleriyle yönetilemeyecek kadar hayati bir alandır. Bugün bozduğunuz yapıyı yarın parayla satın alamazsınız. Karar alıcıların unutulmaması gereken tek bir gerçek var: Uğraştığınız sistem elinizde kalırsa, gidip mağazadan yenisini alamazsınız; çünkü elinizde kalan bir ülkenin geleceğidir. Tamir etmeyi bilmiyorsanız, en azından çalışan çarkları bozmayın! 

Bu kez elinizde kalan, bir ülkenin tarımı olur.

 Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...