'Asrın Uyanışı' büyük bir nimet (3)

YAYINLAMA:
'Asrın Uyanışı' büyük bir nimet (3)

Terörsüz Türkiye ve bölgeye dair hem meseleyi konuşup çözerken hem de  bundan sonrasında sorunlar oluşmasın diye de önlemlerin alınmasını konuşuyoruz.

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanunu, “daimin huzuruna” dair alt zemini hazırlayacak önemli bir rehber olacaktır. Çünkü Devlet Bahçeli sıklıkla konuşmalarında şuna vurgu yapıyor; “mevcut sorunu, terörü bitirmek için toplanıp bu yola başladık. Ama bu yolun  diğer bir üst basamağı da bundan sonra bu tarz oluşumlarla bu toprakların, bu vatanın, bu milletin bir daha yüzleşmemesini sağlamaktır. Bu zemini de hazırlamak zorundayız.”

Yani terörü bitirirken gelecekte Türkiye'nin zemininde hiçbir emperyalizm oyunu, hiçbir terör oluşumu yer bulmasın diye de düzenlemeleri yapmak gerekiyor. Bu yönde kanuni düzenlemelere ihtiyacımız var. Günlük hayatta, basında, medyada, mecliste, sosyal medyada, yerel yönetimlerde kimseler çıkıp da bu vatanın ve bu milletin arasına nifak tohumları ekmeye cüret edememeli. 

BU MİLLET GELECEĞİNE ODAKLANDI, OYUNLARA GELMEZ

Bazıları kitlesel provokasyonları öngörse de ben böyle bir şey beklemiyorum.

 Terörden nemalanan güruh  suni gündemler yaratarak kendi çamurlarında debelenirken etrafa da bir şeyler sıçratmaya çalışıyor bunları görüyoruz ve bizimle birlikte toplum da görüyor. Önemli olan şu; her süreç, her uyanış, her kurtuluş mücadelesi kendi iyilerini ve kötülerini yani kendi “mareşallerini ve hainlerini” ortaya çıkartır. İşte bunları hafızalarımıza kazımak ve unutmamak gerekiyor. Ve buradan önemli dersler almamız gerekiyor.

Taş dışarıdan, mücadele verdiğiniz güruhtan geldiği zaman o taşı şöyle bir alırsınız elinize ve göğsünüze madalya diye takarsınız. Demek ki gerçekten o güruhu incittim, zarar verdim ya da nemalandığı alanı elinden aldım dersiniz. Bununla birlikte İç cephe dediğimiz kavramı da sıkı tutmamız gerekiyor. İç cephenin bilinçlenmesi ve yan yana gelmesi gerekiyor. Yani karşıdan bir taş geldiği zaman iç cepheden ya da yanınızdakilerden birisi o taşı geri fırlatamıyorsa ya da o taşa itibar ediyorsa aslında en büyük sıkıntı budur. 

İç cephenin önce kendi içerisinde bir bütünlüğü sağlaması, birbirine sahip çıkması ve ilerlenen yola adanmış olması gerekiyor. Fakat provokasyon dediğimiz noktada da elbette ki sıklıkla konuştuğumuz sosyal medya, dezenformasyon, düzenleme, etik dediğimiz kanunların da bir an önce hayata geçmesi gerekiyor. Çünkü çamur at izi kalsın babında bu konu bu ve karşınızda hiçbir muhatap yok. Bir bakıyorsunuz sıfır takipçili, fotoğrafı ve ismi olmayan hesaplar üzerinden ciddi bir yıpratma operasyonu üretiliyor. Güzel olan şey şu; halk artık bunlara itibar etmiyor. Bunlar kendin çal kendin oyna boyutundalar. Ama provokasyon konusunda tedbiri elden bırakmamak gerekiyor. Elbette ufak çaplı suni gündemler yaratılabilir bu çok normal. Peki toplum devamına mahal verir mi? Vermez!

Doğu, Güneydoğu ve Ortadoğu merkezli “ileriye dönük” dünya siyasetini ve siyaset sosyolojisini çalışan biri olarak şunu söylemek isterim; suni gündemlere ve provokasyon çağrılarına yanıt vermiyor artık toplumlar. Toplumlar “siyasi doyma ve hatta istifra” dönemini yaşıyor! Bu dipten çıkışta ise yeni siyasi anlayışları ve hatta marjinal yaklaşımları görebiliriz.

Bu çeşitlilik kısa vadede cazip gelse de sonrası için tehlike arz edecektir çünkü; DEVLET İŞLEYİŞİ İSTİKRAR NİZAMI İLE AYAKTA KALIR!

Eskilerin güzel bir sözü vardır; “Kızı çok olan evin işi ve çekişmesi bitmez.”

Evet ilk etapta çok seslilik olarak algılansa da bu marjinalleşme ve çeşitlilik sonrası için “devlet aklını ve gücünü” tercih edecektir toplumlar. 

Eskiden yani terörsüz Türkiye-bölge uyanışını yaşamadan önce Gezi olaylarını yaşadık, hendek terörü sürecini yaşadık, FETÖ kumpaslarına inanıp provoke olanları gördük,6-7 Ekim olaylarına şahit olduk... Yani bu tür kitlesel olayları tarihimizde çok duyduk, gördük, yaşadık. Fakat şu an geldiğimiz noktada halkın uyanışıyla zihin süzgeçlerinin artık daha ince tutulduğunu görüyoruz. Kaba bir tabirle; kimseler yemiyor artık  bu oyunları!

Bu tabloyu doğru okumalı ve toplumun ihtiyaç duyduğu “devlet mekanizmasının gücünü hissettireceği” unutulmamalı. Devlet yeri geldiğinde sesini yükselterek “bir dakika” demeyi çok iyi bilir. Gerek siyaset, gerek yerel yönetimler, gerek basın medya ve herkesin “devletin en üstteki güç” olduğunu kavraması gerekiyor. 

Tüm olumsuzluklar karşısında sırtımızı dayayacağımız en sağlam dağ elbette ki devlet mekanizmasıdır. Buradan hareketle artık bu tarz olaylara mahal vermeyecek yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesini talep ediyor toplum.  

Tüm dünya hızla değişiyor. Bölgemizde daha hızlı yaşanıyor bu değişim “çünkü dünyanın kalbi burada atıyor”. Bu nedenle biz çok daha çabuk etkileniyoruz yaşanan kırılmalardan. Ve bu nedenle yaşanan revizyon, güncellenme, değişim konularında çok daha hassas, mantıklı, yan yana, güçlü ve hızlı olmamız gerekiyor; Devlet Bahçeli aklı ve yüreği ile…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...