Efsane savunma değil, inkâr ve pişkinlik bu!
436 sanıklı ‘Yolsuzluk ve Rüşvet İBB Davası’nda dört gün süren savunmasını geçtiğimiz hafta tamamlayan ve bu davada “Örgüt lideri” olarak sıfatlanan Ekrem İmamoğlu’nun mahkemedeki sözleri, kendi mahallesindeki yandaşları ve destekçileri tarafından “tarihi savunma”, “efsane savunma”, “mazlum direniyor”, “Cumhuriyet’in bekçisi” ve “demokrasinin savunucusu” gibi ifadelerle servis edildi.
Ekrem İmamoğlu’na yaranma konusunda sınır tanımayan bir yağdanlık ise onu övmek adına işi daha da ileri götürerek “Ekrem İmamoğlu canavardı, ejderha oldu.” demiş…
Ekrem İmamoğlu, görev ahlakından yoksun bir siyasetçidir. İBB Başkanı seçildiği gün, asli görevi olan İstanbul halkına hizmet etmeyi bir kenara bırakıp Cumhurbaşkanlığı hayalinin peşine düşen; “vur patlasın, çal oynasın” anlayışıyla bir hayat sürdürdüğü yönündeki eleştirilere konu olan bir isimden “önder” ve “lider” çıkarmaya çalışanlar da en az onun kadar ciddi bir ahlak zaafı içindedir.
Peki, Ekrem İmamoğlu mahkemede ne savunmuş da efsane olmuş, ejderhaya dönüşmüş?
İmamoğlu, İBB’deki yolsuzluk ve rüşvet iddialarına ilişkin davanın özüne dair soruları yanıtlamak yerine, meseleyi başka yönlere çekerek dikkatleri dağıtmaya çalışıyor. Silivri’de yaklaşık 600 gündür tutuklu bulunan, iddianamede “suç örgütü lideri” olarak nitelendirilen ve 436 sanıklı devasa bir davada yargılanan bir isimden söz ediyoruz. Ancak o, “Ben buraya savunma yapmaya gelmedim, sizi yargılamaya geldim.” anlayışını öne çıkaran trajikomik bir söylem benimsiyor.
Savunmasının içeriğine bakıldığında ise dağlardan ovalara, denizlerden aile bağlarına uzanan uzun anlatımların yanı sıra tekrarlar, şiirler, süslü sözler, dayanaktan yoksun siyasi şovlar, inkârlar, hafızasını kaybetmiş izlenimi veren cevaplar, alaycı ifadeler ve kendisini gülünç duruma düşüren tehditkâr çıkışlar dikkat çekiyor.
Mahkemede yaşananlar, bu duruma ilişkin o kadar çok örnek ortaya koydu ki her biri, “tarihi savunma” ve “efsane savunma” diyenlerin pişkinliğini gözler önüne seriyor.
Mesela, duruşma savcısı, mahkemede Murat Gülibrahimoğlu’nu tanımadığını söyleyen İmamoğlu’na şu soruyu yöneltti:
“Sanık Gülibrahimoğlu ile telefonlarınız 2020-2025 yılları arasında yüzlerce kez sıfır metre baz veya sıfır-elli metre arasında ortak baz vermesi konusunu nasıl açıklıyorsunuz? Yine aynı zamanda 2024 yılında Bodrum’da bir baz birliğiniz var. Bu konu hakkında bir diyeceğiniz var mı?”
İmamoğlu ise bu soruya, “Onu Telekom’a sorun ya da o işten sorumlu bakanlığa sorun. Ben o işten anlamam.” şeklinde cevap vererek adeta mahkemeyle dalga geçti.
Bir başka örnek de mahkeme başkanıyla yaşanan diyalogda ortaya çıktı.
Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’nun eski sıvacısı ve İmamoğlu İnşaat A.Ş. bünyesinde işçi olarak çalışan, yolsuzluk soruşturmalarında ve davalarında kilit isimlerden biri olarak anılan itirafçı sanık Adem Soytekin’in 16 Haziran 2025 tarihli ifadesini hatırlattı.
Soytekin’in ifadesinde, cezaevinde avukatlar aracılığıyla kendisine ciddi baskı yapıldığını, milletvekilliği teklifiyle susturulmaya çalışıldığını ve el yazısıyla Ekrem İmamoğlu’na ait notların kendisine okutulduğunu söylediği belirtiliyordu. Soytekin, hatırladığı notlardan birinin “Adem dik dur, bizi satma.” ifadesini içerdiğini de söylemişti.
Mahkeme Başkanı, bunun üzerine İmamoğlu’na, “Siz böyle bir not gönderdiniz mi Adem Bey’e?” diye sordu.
İmamoğlu’nun cevabı ise yine alaycı bir üslup taşıyordu:
“Durumu hatırlamıyorum. ‘Dik dur’ güzel bir laf. Yan durma, dik dur. Beğendim. Demişsem demişimdir. Ama öyle bir not yazmadım, göndermedim. Dik dur güzel bir sözdür. Durup durmamak kendi takdiridir. Keşke herkes dik dursa. Bizim orada horon da dik oynanır, Sayın Başkan. Belki aklıma oradan gelmiştir.”
Bir başka çarpıcı örnek de para iddiasına ilişkin.
Soruşturma kapsamında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak ifade veren İBB Harita Mühendisi Yakup Öner’in, yıllık 100 bin doları Ekrem İmamoğlu’ndan poşet içinde, elden maaş olarak aldığını söylediği aktarılıyor. İmamoğlu ise bu iddiaya, “Öyle bir şey yok. Reddediyorum.” diyerek karşı çıkıyor.
Bir başka soru da belediyeye gitmesi gereken bağışların neden Adem Soytekin’e yönlendirildiği üzerine soruluyor. İmamoğlu’nun bu soruya verdiği belirtilen cevap ise şöyle:
“Hukuki gerekçeler, dönemsel ihtiyaçlar ve işlerin hızı böyle gerektirmiştir. Süreçlerin detaylarına hâkim değilim. Önemli olan kamu yararıdır. Herkes işin sonunda memnundur.”
Ortaya çıkan tabloya bakıldığında, ciddi iddialara verilen cevapların niteliği ve açıklamaların yeterliliği tartışmanın merkezinde duruyor. Buna rağmen bu savunmayı “tarihi” ve “efsanevi” ilan edenlerin, İmamoğlu’nun sözlerini hangi ölçülere göre değerlendirdiğini sormak gerekiyor.
Tüm siyasi yatırımını Ekrem İmamoğlu üzerine yaptığı anlaşılan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da “Bütün düşüncelerini açık ve net biçimde ortaya koyan; hakkı, hukuku ve adaleti savunan; gasp edilmiş haklarını bile şahsileştirmeyen tarihi bir savunma izledik.” demiş…
Öyleyse, yukarıda sıraladığımız örneklerin cevabını da Müsavat Dervişoğlu versin! Malum, Ekrem İmamoğlu belli ki bu sorulara cevap vermekte bir hayli zorlanıyor.
Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını yandaşları ve yalakaları nasıl yorumlarsa yorumlasın, sergilediği şey “cambaza bak” oyunundan ve inkârdan başka bir şey değildir. İmamoğlu’nun savunması, adeta çocukluğumuzda sıkça duyduğumuz şu tekerlemeyi hatırlatıyor:
-Hu, hu!
-Oğlun geldi mi?
-Geldi
-Ne getirdi?
-İnci, boncuk.
-Kime, kime?
-Sana, bana.
-Başka kime?
-Kara kediye
-Kara kedi nerede?
-Ağaca çıktı
-Ağaç nerede?
-Balta kesti
-Balta nerede?
-Suya düştü.
-Su nerede?
-İnek içti.
-İnek nerede?
-Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
-Yandı, bitti kül oldu.
***
Tam yazıyı bitirirken aklıma birden Esra Erol’un programında yaşanan bir diyalog geldi. Birbirini suçlayan karı kocadan kadın, eşine şöyle sesleniyordu:
“Utandın mı, nasıl çıktın oraya? Hangi yalanlarla geldin? İki seneden beri beni kandırdın. Sana yazıklar olsun, sana diyecek laf bulamıyorum. Senin için yaptıklarıma yazıklar olsun.”
Adam ise son derece sakin ve rahat bir tavırla söze giriyordu:
“Öncelikle kestane balının diyarı Zonguldak Gökçebey Pazarlıoğlu köyünden tüm dünyaya selamlar. Esra Hanım, size de kolay gelsin, iyi yayınlar.”
Teşbihte hata olmaz!
Silivri’de izlediğimiz savunmada da benzer bir manzarayla karşılaşmadık mı? Ciddi sorular, ağır iddialar ve cevap bekleyen meseleler bir tarafta; konuyu başka yönlere çekmeye çalışan, alaycı ve rahat tavırlar diğer tarafta…
İnsanın aklına ister istemez aynı soru geliyor: Sorulara cevap vermek yerine başka konulara yönelmek, gerçekten savunma yapmak mıdır; yoksa dikkatleri başka yöne çekmek mi?
Yeni Parti, İYİ Parti ve İmamoğlu güzellemesi yapan yandaşlar! Size sesleniyorum: Ekrem İmamoğlu “efsane savunma” falan yapmadı. Yaptığı, pişkinliğe ve yüzsüzlüğe vurup soruları geçiştirmekten ibaretti. Birkaç süslü söz, inkâr, biraz siyasi gösteri, bolca alaycılık… Hepsi bu!