Nefretin değil, birliğin zamanı!
Türk siyasetinin bugün içinde bulunduğu en önemli sorunlardan biri, siyasi rekabetin karşılıklı itibarsızlaştırma mücadelesine dönüşmesidir. Siyasetin dili sertleştikçe toplumsal tahammül azalmakta, ayrışmalar derinleştikçe ortak geleceğimize ilişkin umutlar yara almaktadır.
Farklı siyasi görüşler, düşünceler ve politikalar demokratik hayatın doğal unsurlarıdır. Ancak demokrasiyi özümseyemeyen, kendi siyasi varlığını başkalarının yokluğu üzerinden tanımlayanlar; fikir üretmek yerine nefret üretmeyi, geleceğe yürümek yerine geçmişin hesaplaşmalarına takılı kalmayı tercih ediyor. Siyasi tükenmişliklerini başkalarını suçlayarak örtmeye çalışanların çoğaldığı bu iklimde Türkiye'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey; sağduyu, feraset ve itidal sahibi, toplumsal dayanışmayı ve uzlaşma kültürünü esas alan, devlet-millet sorumluluğuyla hareket eden, basiretli ve siyasi olgunluğa sahip, millî şuurla ortak gelecek etrafında kenetlenme iradesi gösteren ve her türlü şahsi hesabı ülke menfaatlerinin gerisinde tutan bir siyaset anlayışıdır.
Cumhuriyetimizin ilk yüzyılında elde ettiğimiz kazanımlar, milletimizin ortak emeği ve fedakârlığıyla gerçekleşti. Şimdi önümüzde Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı ve Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefi bulunmaktadır. Bu hedeflere ulaşabilmek için siyasi enerjimizi kısır tartışmalara değil, ortak geleceğimize yöneltmek zorundayız.
Cumhuriyet Bayramı'nda farklı siyasi görüşlerden genel başkanların bir araya gelmesi, bu açıdan son derece anlamlıdır. İP’in Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun Anıtkabir'de MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin koluna girmesi, Bilge Lider Devlet Bahçeli ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yan yana gelerek samimi bir sohbet gerçekleştirmesi, siyasi husumetin konusu hâline getirilmek yerine ortak tarihimize, millî değerlerimize ve Cumhuriyetimizin geleceğine yönelik siyasi olgunluğun bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
Türk'ün töresinde bayramda, cenazede, camide, törende ve milletin ortak değerleri etrafında bir araya gelmek esastır.Siyasi partiler farklı olabilir, fikirler çatışabilir ancak millet birdir, devlet birdir, vatan birdir, bayrak birdir ve Türkiye Cumhuriyeti hepimizindir.
Herkesin gözü önünde sergilenen bu görüntülerden rahatsızlık duymak; töreden uzaklaşmak, siyaseti ortak değerler üzerinden değerlendirme imkânını yitirmek ve Türkiye’yi kendi millî değerlerinden kopuk bir bakış açısıyla okumak anlamına gelmektedir.
Bugün milliyetçilik adına konuşan herkesin aynı ülküye, aynı fikrî derinliğe ve aynı sorumluluk anlayışına sahip olduğunu söylemek mümkün değildir.Türk milliyetçiliği, tarihî köklerinden koparılarak güncel siyasi hesapların malzemesi hâline getirilemez. Ülkücülük, kişisel ikbal arayışlarının, geçici ittifakların ve şahsi kırgınlıkların gölgesinde tanımlanamaz.
İşte Sayın Devlet Bahçeli'nin son grup toplantısında Türk Milliyetçilerine yaptığı çağrı, tam da bu tarihî sorumluluğa işaret etmektedir.
Sayın Bahçeli, Türk Milliyetçilerine açık bir çağrıda bulunarak şöyle demiştir:“Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki; orada burada vaktinizi heba etmeyin!”Bu sözler, geçmişte yaşanan kırgınlıkları büyütmek yerine ortak ülküyü hatırlama, şahsi hesapları bir kenara bırakma ve geleceğin Türkiye'si için aynı istikamette buluşma davetidir.
Bilge Lider Devlet Bahçeli, çağrısının devamında şu ifadeyi kullanmıştır:“Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın!”Bu uyarı, özellikle Türk milliyetçiliğinin geleceği açısından önem taşımaktadır. Çünkü bugün mesele, kimin daha fazla konuştuğu, kimin daha sert eleştirdiği veya kimin kendisini daha fazla milliyetçi ilan ettiği değildir. Asıl mesele, Türk milletinin geleceği için kimin sorumluluk üstlendiği, hangi fikrî ve siyasi zeminde mücadele edildiği ve ortak ülkünün hangi istikamette taşındığıdır.
Milliyetçi Hareket Partisinin tarihî birikimi, kurumsal hafızası ve siyasi müktesebatı, Türk milliyetçiliğinin siyaset sahnesindeki önemli bir temsil zeminini oluşturmaktadır. Bu birikimin korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması da önemli bir sorumluluktur.
Elbette farklı fikirler dile getirilebilir, eleştiriler yapılabilir ve siyasi değerlendirmeler ortaya konulabilir. Ancak eleştiri ile husumet, fikir ayrılığı ile düşmanlık, siyasi rekabet ile ülküdaşlık hukukunu zedeleyen davranışlar birbirine karıştırılmamalıdır.
Bugün Türk milliyetçiliğinin ihtiyacı, birbirini tasfiye etmeye çalışan çevrelerin çoğalması değildir. Fikrî derinliği, ahlaki tutarlılığı, teşkilat disiplini ve devlet sorumluluğu bulunan kadroların ortak hedefler etrafında güçlenmesidir.
Sayın Devlet Bahçeli, son grup toplantısındaki konuşmasını şu anlamlı çağrıyla tamamlamıştır:“Gelin bir olalım, diri olalım, Lider Ülke Türkiye ülkümüzü hep birlikte gerçeğe dönüştürelim.”Bu çağrı, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir ülkü ve sorumluluk mesajıdır. Aynı zamanda Türk milliyetçilerinin geçmişin kırgınlıklarını aşarak geleceğin büyük hedeflerine birlikte yürümesi gerektiğini hatırlatan bir davettir.
Zira mesele kimin kiminle yan yana durduğu değil, Türkiye söz konusu olduğunda kimin hangi ortak değerin yanında durabildiğidir.
Şimdi yeniden bir olma, diri olma ve ortak hedefler etrafında kenetlenme zamanıdır. Sayın Devlet Bahçeli'nin çağrısı açıktır: Ortak ülküde buluşmak, millî birlik ve beraberliği güçlendirmek, Lider Ülke Türkiye idealini hep birlikte gerçekleştirmek…