100 il, 1.000 ilçe
Türkiye’nin son ili Düzce’nin 1999 yılında kurulmasının üzerinden 27 yıl geçti.
27 yılda nüfus arttı, şehirler gelişti, üretimin ve ticaretin ağırlık merkezleri değişti.
Dünün mütevazı ilçeleri artık sanayisiyle, ticaretiyle, turizmiyle çevresindeki yerleşimlerin çekim alanı hâline geldi.
Kimi ilçeler, nüfus ve ekonomik kapasite bakımından birçok ili geride bıraktı.
Ancak Türkiye’nin il sayısı 27 yıldır aynı kaldı.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli gazetemize vermiş olduğu röportajında “100 il 1000 ilçe” projesinin ayrıntılarını açıklayarak değişen Türkiye’nin idari ihtiyaçlarına yönelik somut bir öneri ortaya koydu.
Türkiye’ye 19 yeni il, 78 yeni ilçe kazandırmayı öngören bu öneri aslında cevaplanması gereken temel bir soruya dayanıyor.
Ekonomik ve toplumsal yapısı sürekli değişen bir ülkenin mülki idare yapılanması bu dönüşüme ne ölçüde karşılık verebiliyor?
Anayasa’nın 126’ncı maddesi Türkiye’nin coğrafi durum, ekonomik şartlar ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre illere, illerin de kademeli bölümlere ayrılmasını öngörüyor.
Dolayısıyla mülki idare yapılanmasının temelinde ülkenin değişen şartları ve ihtiyaçları var.
Bu değişimi Türkiye’nin dört bir yanında görmek mümkün.
Uluslararası turizmin önemli merkezlerinden birisi hâline gelen Alanya’da…
Tarım ve ulaşım bağlantılarıyla öne çıkan Polatlı’da…
Üretim ve lojistik imkânlarıyla bölgesel önem kazanan Tarsus’ta…
Ve etki alanı geniş bir coğrafyaya yayılan pek çok ilçede…
Bu merkezlerin birçoğu çevresindeki yerleşimlerin ekonomik ve sosyal hayatına yön veriyorlar.
İnsanların çalışmak, ticaret yapmak, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmak için yöneldiği merkezler hâline geliyorlar.
Böylesine geniş bir etki alanına ulaşan ilçelerin idari kapasitesinin bu gelişmeye ayak uydurması gerekiyor.
Elbette sorun, yeni bir il veya ilçenin kurulmasıyla çözülmüş olmuyor.
Doğru planlamadan kaynakların verimli kullanılmasına, kurumlar arasındaki koordinasyondan etkili denetime kadar pek çok unsurun bir araya gelmesi gerekiyor.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin yerel yönetim mevzuatından mali denetime kadar uzanan düzenleme önerileri de bu bakımdan anlam taşıyor.
Zira yeni il ve ilçelerin kurulmasıyla birlikte kamu yönetiminin bu yeni yapıya uygun biçimde düzenlenmesi önem kazanacaktır.
Esasen meselenin merkezinde devletin teşkilat yapısıyla ülkenin ekonomik ve toplumsal gerçekleri arasındaki uyum bulunmaktadır.
Türkiye büyürken, gelişirken ve yeni ekonomik merkezler ortaya çıkarken idari yapılanmanın bu değişime ne ölçüde karşılık verdiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.