Dört şûra, aynı soru: Tarlada ne değişti?

YAYINLAMA:
Dört şûra, aynı soru: Tarlada ne değişti?

Değerli okurlar, sevgili çiftçi ve üretici dostlarım…

1997, 2004, 2019 ve 2025… Dört tarım şûrası, binlerce sayfa çalışma, yüzlerce hedef. Peki, bu birikimin çiftçinin hayatındaki karşılığı ne?Alınan kararlar, çiftçinin hayatında birbirini tamamlayan hangi değişiklikleri sağladı? Şûraları toplantı salonlarında çekilen fotoğraflarla mı, yoksa üreticinin kazancındaki, huzurundaki gerçek iyileşmeyle mi hatırlayacağız?

Şûra;devletin, çiftçinin, üniversitenin, üretici örgütlerinin ve özel sektörün aynı masada tarımın geleceğini konuşmasıdır. İhtiyaç duyulmasının nedeni açıktır: Tarımın suyu, toprağı, finansmanı, ticareti ve kırsal hayatı birbirine sıkıca bağlıdır. Hiçbir kurum bu devasa sorunları tek başına çözemez. Ancak unutmayalım ki şûra kararları tavsiye niteliğindedir; bütçeye, mevzuata, sorumlu kuruma ve sıkı bir takvime bağlandığında gerçek uygulama gücü kazanır.

Şûralara da bu bütünlük içinde bakmalıyız. Her biri, önceki dönemin kazanımlarını ileriye taşımalı, eksiklerini gidermeli ve yeni risklere cevap vermelidir. Kararlar arasında gerçek bir devamlılık kurulmalıdır. Bir şûrada belirlenen hedef, sonraki şûrada hangi aşamaya geldiği değerlendirilerek geliştirilmelidir.

Çünkü tarımın ihtiyacı, sürekliliği olan devlet politikasıdır.

Dört şûranın belgelerini yan yana koyunca yaklaşımın değiştiğini görüyoruz. 1997’de hukuki ve kurumsal altyapı; 2004’te AB uyumu ve yapısal dönüşüm; 2019’da sürdürülebilirlik, planlama ve dijitalleşme; 2025’te bunlara eklenen iklim direnci, su verimliliği ve veri temelli yönetim öne çıkıyor. Dünya değiştikçe tarımın gündemi de genişliyor.

Fakat eski başlıklar sapasağlam yerinde duruyor: Parçalı arazi, güçsüz üretici örgütleri, pahalı girdiler, pazarlama sorunları, zamanında ödenmeyen destekler, toprağın ve suyun göz göre göre tükenmesi… Aynı teşhisin kuşaklar boyunca tekrarlanması, uygulamanın kapsamını ve sonuçlarını en sert şekilde sorgulamamızı gerektiriyor.

Hakkı teslim edelim: “Hiçbir şey yapılmadı” diyemeyiz. 1998’de Mera Kanunu; 2005’te Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı, Tarım Sigortaları ve Lisanslı Depoculuk kanunları; 2006’da Tarım Kanunu çıktı. Bunlar şûralarda dile getirilen ihtiyaçlarla örtüşen somut adımlardır. Her düzenlemeyi yalnızca şûraya bağlamak da doğru olmaz; fakat ortak aklın mevzuata yansımasını yok sayamayız.

Ne var ki kanun çıkması, sorunun çözülmesiyle asla aynı şey değildir. Mera için kanun var; fakat dördüncü şûrada hâlâ meraların korunması ve işgallerin engellenmesi konuşuluyor. Toprak için kanun var; arazi bütünlüğü ve amaç dışı kullanım yeniden gündemin tepesine çıkıyor. Demek ki başarıyı sadece düzenlemenin varlığıyla değil, sahadaki uygulanma gücüyle ölçmeliyiz.

EN ÇOK HANGİ ŞÛRANIN KARARLARI UYGULANDI?

Sorusuna kesin bir sıralama veremeyiz. Dördünü aynı ölçütlerle karşılaştıran kamuya açık bir bilanço olmadan böyle bir hüküm kurulamaz. İlk iki şûrada özel takip sistemi bulunmadığını Bakanlık da belirtiyor. III. Şûra ise izleme açısından daha somut: 60 kararın 38’i eylem planına alındı. Bakanlık açıklamasında bunların 30’unun tamamlandığı, beşinin yüzde 90’ın üzerine çıktığı bildirildi.

Burada ölçüyü kaçırmayalım: 30/38 yaklaşık yüzde 79’dur; bu, seçilmiş eylemlerin o açıklama tarihindeki tamamlanma payıdır.Bütün şûra kararlarının başarı oranı veya çiftçinin sorunlarının yüzde 79’unun çözüldüğü anlamına gelmez! Bir sistemin kurulmasıyla üretici gelirinin artması ayrı göstergelerdir. Dört şûra için tek bir “uygulanabilirlik yüzdesi” vermek de bilimsel olmaz.

Dört şûrayı aynı ölçütlerle karşılaştıran bir bilanço olmadan “En başarılısı buydu” demek de doğru olmaz. İhtiyacımız, faaliyetlerle sonuçları birlikte gösteren bir değerlendirmedir: Ne yapıldı, kime ulaştı, maliyeti ne oldu, üretici ne kazandı?

Nisan 2025’te yapılan IV. Şûra’nın 86 maddelik sonuç bildirgesine de böyle yaklaşmalıyız. Üretim planlamasından suya, örgütlenmeden finansmana, kırsal yaşamdan afet yönetimine uzanan geniş bir çerçeve var. Bu başlıklar birlikte uygulanırsa birbirini güçlendirir. Aralarındaki bağ koparsa beklenen dönüşüm eksik kalır.

Destek verip pazar sorununu çözemiyorsanız üreticiyi koruyamazsınız. Sulama yatırımı yapıp suya uygun ürün desenini geliştirmiyorsanız kaynağı verimli kullanamazsınız. Gence hibe verip köyde sosyal güvence, eğitim ve yaşam imkânı sunamıyorsanız kalıcı nüfus oluşturamazsınız.

PEKİ, BU KARARLAR RAFA MI KALDIRILDI?

Bunu kesin biçimde söylemek için elimizde dayanak yok. Şûra kararları temelinde Ekim 2025’te dijital dönüşüm çalıştayı yapıldı. 2026’da coğrafi işaretli ürünlerin denetimine ilişkin yönetmelik taslağı görüşe açıldı. Bunlar bir hareketin olduğunu gösterir fakat üzülerek söylüyorum: IV. Tarım Şûrası’nda büyük emeklerle alınan o kıymetli kararlar da tozlu raflarda örümcek tutmaya doğru gidiyor. Türkiye tarımının geleceğine yön vermesi beklenen bu birikimin, uygulamada hak ettiği karşılığı bulamaması gerçekten üzücü. Çiftçinin beklemeye, tarımın kaybedecek zamana tahammülü yok!

Asıl sorum şudur: Üretici bu çalışmaların neresinde? Bakanlık, birlikler, odalar ve kooperatifler hangi kararın hangi aşamada olduğunu çiftçiye düzenli anlatıyor mu? 

Bugün acil ihtiyaçlarımız belgelerde açıkça yazılı: Desteklerin ekim ve üretim takvimine uygun ödenmesi; planlamanın su, maliyet ve pazar gerçekliğiyle birlikte yürütülmesi; üretici örgütlerinin ortak alım, depolama ve satış gücünün artırılması; afet risklerinin ve sigortanın birlikte yönetilmesi, gençlerin sosyal güvence ve adil gelirle kırsalda tutulması. Eğitim ve yayım ağı, bu adımların tarlaya, en ücra köye ulaşmasını sağlamalıdır.

Bir başka meselemiz de gündemdir. Ülkenin yoğun siyasi gündemi içinde tarımın uzun vadeli meseleleri kolayca geri plana düşebiliyor. Fakat biz sektörün paydaşları olarak tarımın gündemini korumak zorundayız. Şûra kararlarının takipçisi olmak, yalnızca Bakanlığın görevi değildir. Birlikler, odalar, kooperatifler, üniversiteler ve tarım basını da sorumluluk taşımalıdır.

Son söz: Bugün kamuoyundaki tartışmalara bakarken tarımın, gıdanın, çiftçinin ve üreticinin hak ettiği sürekli ilgiyi göremediğimi düşünüyorum.

Ana akım medyada darlık yaşandığında fiyatlar, bolluk olduğunda elde kalan ürünler üzerinden tarım konuşuluyor. Elbette ikisi de haberdir. Peki, bu iki uç arasında üretimin nasıl sürdürüleceğini ne kadar konuşuyoruz? Ekimden hasada maliyetin, suyun, emeğin ve pazarın hesabını kim takip ediyor?

Tarım; ekmek gibi, su gibi, nefes alıp vermek gibi hayatın sürekli gerçeğidir. Yalnızca soframızda eksiklik hissettiğimizde gündeme gelmemelidir. Üreticinin kazandığı dönemde de zorlandığı dönemde de aynı ciddiyetle ele alınmalıdır.

Her kararın sorumlusu, bütçesi, takvimi ve ilerlemesi açıklansın. Üretici örgütleri üyelerine hesap versin. Eğitim ve yayım, kararları köye ve tarlaya taşısın. Şûraların ortak aklı, kesintisiz uygulamaya dönüşsün.

Şûraların “dostlar alışverişte görsün” toplantılarına dönüşmesini önlemenin tek yolu budur. Çiftçi bir sonraki şûrayı beklerken aynı dertleri, aynı tükenmişliği yeniden anlatmak zorunda kalmasın!

Kalın sağlıcakla…

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...