TDT Ankara Zirvesi: Birlik iradesinden ortak icraata

YAYINLAMA:
TDT Ankara Zirvesi: Birlik iradesinden ortak icraata

Ankara, 29–30 Ekim’de Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümü sevincini Türk dünyasının ortak gelecek arayışıyla buluşturdu. Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısını izleyen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 13. Zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Türkiye, dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devraldı. Bu buluşmanın Türkiye açısından asıl önemi, kardeş devletlerle ilişkilerimizi ulaştırmadan güvenliğe, eğitimden teknolojiye uzanan alanlarda daha düzenli ve sonuç üreten bir iş birliğine taşıma imkânıdır.

Zirvenin “Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik” teması, İsmail Gaspıralı’nın ülküsünü bugünün devletler arası iş birliğine bağladı. 2009 Nahçıvan Anlaşması’yla kurulan Türk Konseyinin 2021’de Türk Devletleri Teşkilatı adını alması, bu yolculuğun kurumsal dönüm noktasıydı. Ankara’da gelinen aşama ise ortak kimlik etrafındaki yakınlaşmanın hangi araçlarla kalıcı kazanımlara dönüşeceği sorusunu öne çıkardı. Kanaatimce önümüzdeki dönemin başarısını, bu soruya verilecek uygulanabilir cevaplar belirleyecek.

29 Ekim’de Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde yapılan Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında, liderlere sunulacak belgeler ve teşkilatın kurumsal işleyişi ele alındı. Aynı gün Türk Devletleri Medeniyet Parkı’nda liderlerin fidan dikmesi, birlik fikrine görünür bir sembol kazandırdı. Böylece Ankara buluşması, diplomatik hazırlıkla ortak hafızayı aynı çerçevede birleştirdi. Şimdi bu iradenin, bakanlıklar ve ilgili kurumlar arasında süreklilik taşıyan çalışma düzenine yansıması gerekiyor.

Ankara Bildirisi’nin dikkat çeken yönlerinden biri, Türk devletleri arasında stratejik ortaklık, ebedî dostluk ve kardeşliği konu alan antlaşma taslağındaki ilerlemenin kayda geçirilmesidir. Henüz taslak aşamasındaki bu girişimin değeri, ortaklığın uzun vadeli esaslarını belirleme arayışında yatıyor. Türk dünyasının dayanışması, her devletin egemenliğini ve bağımsız karar hakkını güçlendiren bir zeminde gelişmelidir. Karşılıklı güveni kalıcı kılacak olan da taahhütlerle uygulama arasındaki mesafenin azaltılmasıdır.

Bu yaklaşımın en somut sınama alanı ulaştırmadır. Bildiride Hazar Geçişli Orta Koridor’un geliştirilmesine ve bağlantılı demiryolu projelerine verilen destek, Türk dünyasının coğrafi konumunu ekonomik değere dönüştürme hedefini yansıtıyor. Orta Koridor, Asya ile Avrupa arasında Hazar üzerinden uzanan ulaşım güzergâhıdır. Türkiye açısından bu hattın güçlenmesi, üreticilerimizin yeni pazarlara erişimini kolaylaştırabilir; Azerbaycan ve Orta Asya ülkeleriyle karşılıklı ticaretin dayanıklılığını artırabilir.

Ancak demiryollarının birbirine bağlanması kadar gümrüklerin uyumlu çalışması da önemlidir. Sınır kapılarındaki bekleme süreleri, değişken taşıma ücretleri ve tekrarlanan evrak işlemleri azaltılmadıkça fiziki yatırımlar beklenen faydayı sağlayamaz. Türkiye’nin dönem başkanlığında belirli güzergâhlar için ortak hizmet standartları ve ölçülebilir süre hedefleri geliştirilmesi yararlı olacaktır. Bir ihracatçının malını daha öngörülebilir maliyetle ulaştırabilmesi, Türk birliğinin gündelik hayatta hissedilen ekonomik karşılıklarından biridir.

Güvenlik boyutunda, Türkiye’de bir TDT Savunma Sanayii Koleji kurulması imkânının araştırılması yönündeki karar ayrıca değerlidir. Bu kararın henüz kurulmuş bir kurum anlamına gelmediğini belirtmek gerekir. Bununla birlikte, mühendislerin ve uzmanların ortak eğitim ortamlarında yetişmesi, ileride birlikte üretilecek teknolojilerin insan kaynağını hazırlayabilir. Türkiye’nin bu alandaki birikimini kardeş ülkelerle paylaşması, karşılıklı ihtiyaçlara dayanan ve uzun vadede dışa bağımlılığı azaltabilecek ortaklıkların önünü açabilir.

Birliğin toplumsal temeli de aynı özeni hak ediyor. Bildiride ortak Türk alfabesine ilişkin çalışmaların desteklenmesi, kültürel yakınlaşma bakımından anlamlıdır. Bu sürecin başarısı; öğretmenlerin, üniversitelerin, yayıncıların ve gençlerin katılımına bağlı olacaktır. Ortak alfabe çalışmalarına öğrenci değişimleri, karşılıklı edebiyat yayınları ve bilimsel araştırma ortaklıkları eşlik etmelidir. Birbirinin eserlerini okuyabilen, birlikte araştırma yapabilen nesiller, devletler arasındaki iş birliğine güçlü ve kalıcı bir toplumsal dayanak kazandırır.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Ankara’daki buluşmada yer alması da Türkiye açısından özel önem taşıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın teşkilat üyelerinin KKTC ile temaslarını artırması yönündeki mesajı, önümüzdeki döneme ilişkin açık bir beklenti ortaya koydu. Bu görünürlüğün üniversiteler, kültür kurumları, turizm kuruluşları ve iş çevreleri arasındaki ilişkilerle desteklenmesi gerekir. Kıbrıs Türk halkıyla dayanışma, düzenli temas ve ortak projeler sayesinde daha sağlam bir zemine kavuşacaktır.

Ortaklığın dış politikadaki karşılığı da barışı güçlendirecek bir diplomasi olmalıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki temaslara verdiği destek, bu bakımdan anlamlıdır. Güney Kafkasya’da kalıcı istikrar, ulaşım yatırımlarının güvenliğini ve ticaretin sürekliliğini doğrudan etkiler. Türkiye ile Azerbaycan’ın yakın eş güdümü, kardeşliğimizin bütün Türk dünyasına fayda sağlayan sonuçlar üretmesine katkıda bulunabilir. Güvenliği, ekonomik iş birliğini ve diplomatik çözüm arayışlarını birlikte ele almak, Ankara’nın bölgedeki hareket alanını genişletecektir.

Elbette Türk devletlerinin dış ilişkileri, ekonomik öncelikleri ve güvenlik ihtiyaçları bütünüyle aynı değildir. Rusya, Çin ve Batılı ülkelerle kurdukları ilişkilerin farklılaşması, ortak gündemin dikkatle yönetilmesini gerektiriyor. Bu nedenle Ankara’nın üstlenmesi gereken rol, kardeş ülkelerin hassasiyetlerini gözeterek üzerinde uzlaşılabilen işleri ilerletmektir. Türkiye’nin öncülüğü; dinleyen, çözüm üreten ve faydayı paylaşan bir diplomasiyle güçlenecektir. Böyle bir yaklaşım, teşkilatın bölgesel barışa katkısını da artıracaktır.

Türkiye’nin dönem başkanlığı için iki önceliğin belirleyici olacağı kanaatindeyim. İlki, zirve kararlarını sorumlu kurumları, finansmanı ve takvimi belli projelere dönüştürmektir. İkincisi, bu projelerin ilerlemesini düzenli biçimde izleyerek karşılaşılan engelleri siyasi düzeyde çözmektir. Az sayıda fakat tamamlanabilir ortak hedef seçilmesi, kurumların enerjisini dağıtmadan sonuç almayı kolaylaştırır. Ekonomik faydanın farklı üyelere dengeli biçimde yayılması ise ortaklığa duyulan güveni besler.

Ankara Zirvesi’ni bu sebeple Türk dünyasının ortak iradesini uygulama sorumluluğuyla buluşturan bir eşik olarak değerlendiriyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahipliğinde sergilenen birlik tablosu, Türkiye’ye güçlü bir başlangıç zemini sundu. Bu zeminin değeri, önümüzdeki aylarda gençlerin, üreticilerin ve bilim insanlarının hayatına dokunan gelişmelerle daha iyi anlaşılacaktır. Cumhuriyetimizin 103. yılında üstlenilen görev, millî egemenliğimizle kardeş devletlerin bağımsızlığını birlikte güçlendirecek bir gelecek kurmaktır. Türk dünyasının birliği, paylaşılan sorumluluk ve birlikte tamamlanan eserlerle kökleşecektir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...