57 yıla sığan bir ömür: Dehanın tescili

14.11.2019 10:00

ATATÜRK’ÜN DEHASI VE DÖNÜŞTÜRÜCÜ LİDERLİĞİ -1

Büyük adamların en temel özelliklerinden biri, düşünce hürriyeti, olayları müşahede etmek ve bu müşahedelerden doğru dürüst sonuçlar çıkarmak, yani gerçekçiliktir. Dehanın vasıflarından biri de önceden seziş ve ona dayanan uzağı görüştür. Bu özellik bugün “vizyonerlik” olarak ifade edilmektir. Atatürk’te dehanın bütün bu özelliklerini görmek mümkündür.

TÜRKİYE Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, baba soyu itibarıyla, hem Anadolu’nun, hem de Rumeli’nin Türkleşmesinde de önemli roller üstlenmiş bulunan ve Karaman’dan Makedonya’ya göç ettirilen “Kızıl Oğuz Yörükleri/ Türkmenleri” (Kocacıklar)’ndendir. Anne soyu itibarıyla da Rumeli’nin Türkleşmesinde yine etkin rol oynamış bulunan ve göç ettikleri Konya/Karaman yöresinden dolayı Rumeli’de “Konyarlar” olarak anılan Yörük/Türkmenlerdendir. Büyük dedesi Mustafa ve dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin köyü “Kocacık” bugünkü Makedonya Cumhuriyeti’nde Debre şehrine bağlı Türklerin yaşadığı bir köydür.

“Hayatta yegâne fahrim (övüncüm) Türk yaratılmamdır” diyerek Türklüğü ile övünen M. Kemal Atatürk, soyca ve kültürce Türk olan, orta halli bir Türk ailesinin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ilk çocukluk ve gençlik yıllarını Selanik gibi her bakımdan kozmopolit bir şehirde geçirmiş, dönemin en iyi eğitim kurumları sayılan askeri okullarında eğitimini tamamlamıştır. O, genç bir kurmay subay olarak dağılmakta olan bir imparatorluğun bütün yükünü omuzlayarak meslekî deneyimlerini, arkadaşları gibi, çoğu zaman acı olaylarla kazanmıştır.

Tarih Mustafa Kemal’e Türklüğün kaderinde adeta bir dönüm noktası olan 20. yüzyılın ilk çeyreğinde büyük bir sorumluluk yüklemiş; o, bu tarihî sorumluluğu bütün olumsuzluklara rağmen cesurca üstlenmiş ve milletiyle birlikte başarıya ulaşmıştır. Merkezi (Üniter) milli, tam bağımsız, milli egemenliğe dayanan, demokratik, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur. “Türk kimliğini koruyarak çağdaşlaşma” projesi ile Türk milletine çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkmayı hedef olarak göstermiştir.

Atatürk şüphesiz çok yönlü bir liderdi. Özellikle yaptıkları ve söyledikleri değerlendirildiğinde; çağdaşı liderlerle mukayese yapıldığında onun “dahi bir lider” olduğu görülmektedir. Deha; dikkat, hafıza, heyecan, muhakeme, muhayyile, idrak ve irade gibi psikolojik özelliklerin birleşmiş bir üstünlüğüdür. Büyük adamların en temel özelliklerinden biri, düşünce hürriyeti, olayları müşahede etmek ve bu müşahedelerden doğru dürüst sonuçlar çıkarmak, yani gerçekçiliktir. Dehanın vasıflarından biri de önceden seziş ve ona dayanan uzağı görüştür. Bu özellik bugün “vizyonerlik” olarak ifade edilmektir. Atatürk’te dehanın bütün bu özelliklerini görmek mümkündür.

Atatürk’ün dehası, zamanında onunla kıyasıya mücadele etmiş bulunan devlet adamları tarafından da teslim edilmiştir. İngiltere’nin “Türk düşmanı” olarak bilinen Başbakanı Lloyd George de bunlardan biridir.

Türk İstiklâl Harbi sırasında İngilizlere Yunanlıları destekleme siyasetini benimseten ve bunun sorumluluğunu üstlenen Lloyd George’tur. Eylül 1922’de Türk orduları, Yunan ordularını İzmir’de denize dökünce İngiliz İşçi Partisi Lideri Mc. Donald, parlamentoda devrin başbakanı için; “Hazineden bu kadar para harcandı, hani Anadolu taksim edilecek, hani Boğazlar bizim olacaktı? Gelsin hesap versin” demişti. Güneşi batmayan imparatorluğun Türk düşmanı Başbakanı Lloyd George şu sözlerinden sonra istifa etmek zorunda kalmıştır:

“Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, o büyük dahi çağımızda Türk milletine nasip oldu. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelirdi?” Atatürk, çok yönlü bir dehaya sahiptir. Onun dehasının çeşitli alanlardaki belirtileri, onun üstün kişiliğini bütünü ile ortaya koymaktadır. Atatürk dehasının bazı temel yönlerini şu şekilde değerlendirmek mümkündür:

KOMUTAN (ASKER) ATATÜRK

Lider, liderlik kavramları çoğu zaman komutan ve komutanlık kavramları ile karıştırılmaktadır. Bu nedenle önce kavramların tanımlarını verelim:

Lider: Başkalarını belirli amaç doğrultusunda davranmaya yönelten kişidir. Lider eğilimin odak noktası olup, öteki insanların gücü de liderde toplanmaktadır. Lider astlarının gereksinimlerinden, isteklerinden etkilenirken, karşılığında astlarının dikkatlerini kendi üzerinde toplayarak onların enerjilerini istenen amaca yöneltir. Bir kişinin bir grubun lideri olma olasılığı

1. Gruptakilerden daha fazla yeterliliğe sahip olmasına,
2. Sorunları çözmede başkalarıyla iş birliğine,
3. Göreve coşkuyla sarılmasına bağlıdır.

Lider özellikleri doğuştan olabileceği gibi sonradan eğitim ve çok çalışmayla geliştirilebilir. İnsan yapısında liderliğin gelişmesine yardım edecek bazı nitelikler bulunduğu doğrudur. Ancak liderliğin sadece kalıtım yoluyla elde edilen bir yetenek olduğunu gösteren bir varsayımı kabul etmek son derece yanlıştır.

Liderlik: Genel anlamda liderlik, belirli koşullar altında kişi veya grubun amaçlarını gerçekleştirmek için insan davranışlarını etkileme süreci olarak tanımlanır. Bu tanımıyla liderlik; insanların kararlarını, planlarını eyleme dönüştürmelerini sağlayan bir sanat ve insan becerisidir. Yani yönetilenler üzerinde liderin isteklerine uymayı, saygıyı, bağlılığı, iş birliğini özendirme yeteneğidir. Liderlik, istenilen başarıya ulaşmak için bir fırsat ve ortamı yaratma sanatıdır. Amacı, uzun dönem için yüksek düzeyde kesin sonuçlar elde etmek, kısacası: vazifenin başarılmasıdır.

Komutan: Herhangi bir çapta birliğe komuta eden, komuta ettiği birliğin her türlü sorumluluğunu üzerine alan, kanun ve yönetmeliklerle kendisine verilen yetkileri hiçbir etki altında kalmadan gereken yer ve zamanda kullanan asker kişidir.

Komutanlık: Bir kimsenin askeri hizmette rütbesi, görevi ve makamına dayanarak astları üzerine kanuna uygun olarak kullandığı yetkiye komutanlık denir.

Askeri lider: Astlarını bir amaç peşinde birleştirebilen asker kişisidir. Askeri lider astlarını yalnız harekete geçirmekle kalmaz, onlara olumlu amaç ve hedefler de gösterir.

Askeri liderlik: Vazifenin yerine getirilmesi için bir askerin diğerlerini etkilemesi sürecidir.

Liderlik tipi: Sahip olunan kişisel tarz ve liderliğe bir ön yaklaşımdır. Temel olarak üç çeşit askeri liderlik tipi ortaya konulmuştur. Bunlar, Otoriter Liderlik, Paylaşıcı Liderlik ve Yetki Verici Liderliklerdir. Bir başka tasnifte ise “Dönüştürücü Liderlik” ve “Yönetsel Liderlik” tiplerinden bahsedilmektedir.

LİDERLİK VE KOMUTANLIK İLİŞKİSİ

Liderlik ile komutanlık arasında yakın ilişki olmasına rağmen, aynı anlamda kullanılması doğru değildir. Bir asker şahıs, bir birliğin komutanlığına üst makamca atanır. O şahıs, emrindekileri etkileyebildiği, yani onların güvenini, kalben, ruhen bağlılıklarını kazanabildiği takdirde liderlik unvanına ulaşır. Komutanlık, esas itibarıyla bir makam ve bu makamda iş görme gücünü ifade eden resmi komuta etme yetkisidir. Liderlik ise, kişi ile astlar arasındaki etkileşime dayanarak oluşan gayri resmi bir yetkiyi kullanmaktır. Komutanlık, başkaları tarafından belirli bir süre için verilmiş unvan olduğu halde, insan davranışlarını anlama, tahlil etme, önceden kestirme, kontrol edebilme hasletini ihtiva eden liderlik tam anlamıyla kazanılmış uzun vadeli bir unvandır.

ASKERİ LİDER OLARAK ATATÜRK

Sistemli bir askeri eğitim gören, önemli bütün rütbelerini muharebe meydanlarında alan, kazandığı askeri başarılarla I. Dünya Harbi’nin akışını ve süresini değiştiren, İstiklal Harbi ile bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayan ve bütün mazlum milletlerin kaderini etkileyen bir askerin; Mustafa Kemal’in özellikle “askerlik” veya “komutanlık” kimliği şüphesiz kişiliğinin en önemli boyutunu oluşturmaktadır.

Atatürk askerliğe bütün ilgi, etki ve hatta yankı alanları ile birlikte bakmıştır. O, usta bir uygulayıcı ve aynı zamanda büyük bir teorisyendir. Bundan dolayı o, İstiklal Harbi içerisinde teşkilat, silah sistemi ve askeri düşünce arasında çok iyi bir uyum gerçekleştirmiştir. Nitekim İstiklal Harbi, askeri düşüncenin insanı silah, araç ve gereç etrafında ve amaca yönelik olarak nasıl teşkilatlandırıp bütünleştirdiğinin adım adım gerçekleştirilmesini anlatan en iyi örneklerinden biridir.

Atatürk her rütbede komuta ettiği birliklerin ruhuna nüfuz edebilmiş ve her rütbenin başarılı komutanı olmuştur. Çanakkale’de kahramanlık destanını yazan Mehmetçik’e, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” demiştir. Sakarya’da ise vatan savunmasının önemini belirterek, “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanı ile ıslanmadıkça terk edilemez” demek kudretini göstermiştir. Bu sözleriyle ifade edilen ve kendisinin komutanlığında harp meydanlarında uygulanan stratejiler, dünya harp tarihine Atatürk’ün armağan ettiği stratejilerdir.

Mustafa Kemal Atatürk, başta “askeri eğitim” olmak üzere; strateji ve taktik uygulamaları, harekât ve taarruz, savunma, inisiyatif, disiplin vs. gibi askerlik mesleğinin bütün alanlarında çok başarılı düşünce ve uygulamaları ile tanınmıştır. Türk milleti de ona rütbelerin ve unvanların en büyüğünü vermiştir. Kırık kaburgalarıyla 22 gün 22 gece savaşarak kazandığı Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)’nin ardından 19 Eylül 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’e “Müşirlik” (Mareşallik) rütbesini ve “Gazi” unvanını vermiştir.

FİKİR ADAMI ATATÜRK

Atatürk dehasının en iyi ortaya çıktığı alanlardan bir tanesi de onun “düşünce adamlığı”, ya da “fikir adamlığı” yönüdür. Eğer biz bir “Atatürkçü Düşünce Sistemi”nden veya “Atatürkçülük” ten bahsediyorsak, Atatürk’ü, öncelikle bir fikir adamı olarak ele almak zorundayız. Fakat yıllarca ülkemizde onun bu yönü hep eksik bırakılmış ve hatta “eylem adamı olduğu, fikir adamı olmadığı” yazılıp çizilmiştir. Halbuki, Atatürk’ün “fikir adamlığı” yönü hem çok güçlüdür, hem de tarihi-felsefi temellere dayanır. Atatürk, ilmi en hakiki mürşit kabul ederek okuyan, araştıran, düşünen ve sentezlere varan, bunları pratik olaylara uygulayarak problemlerin çözümünü gösteren bir fikir, bir düşünce adamıdır.

Atatürk inkılâpları, sosyal muhtevaları ve Türk milletini hedefleyen karar ve uygulamaları yönünden kesinlikle, uzun ve derin düşünce, analiz ve sentezin sonucudur. Felsefi, fikri, ilmi ve ideolojik bir temelin olmaması mümkün değildir. Bundan dolayı, Atatürk karşımıza güçlü bir fikir adamı olarak çıkmaktadır. Çağdaşı liderlerle yapılan fikri mukayese de onu düşünce adamı, fikir adamı olarak büyütmektedir. Okumayı başlıca uğraş, kitabı da arkadaş edinen M. Kemal Atatürk, saatlerini hatta günlerini okumakla geçiren bir insandı.

Görev yaptığı cephelere giderken bavullarla ve sandıklarla kitap taşıdığını, savaş şartlarında bile okuduğunu bildiğimiz M. Kemal Paşa’nın özel kütüphanesinde sayı olarak, 4.289; bibliyografik künye olarak da 10.000 civarında kitap vardı. Bu kitapların sayıca durumu aynı zamanda onun ilgi alanını veya uğraştığı konuların önem derecesini de göstermektedir. Bu anlamda bakıldığında, “tarih” ve bunun içinde de “Türk Dünyası Tarihi” ilk sırada yer almaktadır. Kitaplar, “askerlik”ten “ekonomi”ye; “edebiyat” tan “Türk dili”ne 20 konu başlığında toplanmaktadır. Birçok kitabı okumuş, altını çizmiş ve notlar almıştır.

Başta Nutuk olmak üzere eserleri ve konuşmaları incelendiği zaman, Atatürk’ün bir düşünce adamı olarak çok sağlam bir zihin disiplini ve çok güçlü bir muhakeme yeteneğine sahip olduğunu görüyoruz. Kelime ve kavram hazinesinin genişliği, fikirleri arasındaki tutarlılık ve ifade gücü dikkatleri çekecek kadar belirgindir.

YARIN: Devlet adamı Atatürk